Oca 20 2018

Aaron Stein: Suriye çok aktörlü bol entrikalı bir denklem

 

Türkiye haftalardır davulu çalınan Afrin operasyonunu başlattı. Hem karadan hem de havadan birlikler Afrin'de aktif halde.

Operasyon başlamadan bir gün önce, Ortadoğu Refik Hariri Merkezi'nde uzman Aaron Stein tarafından kaleme alınan yazı, Suriye genelinde Afrin özelinde Türkiye, ABD, Rusya ve İran'ın işin içinde olduğu 'korkunç' bir denklemin ve hamlenin varlığına dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.

Görünen o ki taraflardan hiçbirinin işi kolay değil. Hele ki küresel güçlerle bilek güreşine girişen Türkiye'nini işi.

İşte o yazı:

Türk hükümeti, Suriye'nin kuzeybatısında nüfusun çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu bir yerleşim bölgesi olan Afrin'i işgal etmekle tehdit etti. Suriye'nin, uluslararası hale gelen iç savaşının yavaş yavaş yükselen gerilimini nasıl açıklayabiliriz?

Türkiye'den gelen tehdidi, ABD'den yapılan bir açıklama takip ediyor: Suriye'deki askeri birlikleri, sahadaki ortağı YPG ve Arap milislerin arasından seçilecek askerlerden oluşan bir "Sınır Güvenliği Gücü" kuracak.

Açıklama, Türkiye'den sert bir tepki gördü ve Ankara askeri güç kullanmakla tehdit etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu tehdidi, YPG'yle beraber çalışan Amerikan güçlerine karşı bir başka tehditle birleştirdi. Ankara'daki bir güç santralinin açılışında yaptığı konuşmada Erdoğan şunları söyledi:

"...teröristlerin elindeki bayrakları kendiniz alın ki, o bayrakları size biz teslim etmek zorunda kalmayalım. Teröristlerin yakasından rozetlerinizi çıkarın ki, teröristlerle beraber hareket edenleri gömmek zorunda kalmayalım."

ABD ordusu, Ankara'yla arasındaki gerilimi yatıştırmak için, Sınır Güvenliği Gücü açıklamasını birkaç gün sonra geri çekti. Fakat, Ankara'nın Afrin'i işgal planlarının, yalnızca ABD destekli kara kuvvetlerine bağlı olduğunu düşünmek yanlış olur.

Aslında, Türkiye'den gelen tehdit, genel Suriye politikaları ve IŞİD'le en iyi nasıl savaşılır konusundaki fikir ayrılıkları üzerine Washington'la aralarında yıllardır devam eden gerilimin sonucunda varılan nihai nokta.

Asıl mesele, Trump yönetiminin, YPG'nin yönlendirdiği milis grupları şemsiyesi altında toplayan Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDF), açık uçlu, fiili ABD güvenlik garantisi veren bir politika önermesi. Bu Türkiye için bir sorun, çünkü YPG, 1980'lerden beri Türkiye'de aktif olan PKK'nın Suriye şubesi. 

Amerikan Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu'na yaptığı açıklamada ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Yakın Doğu İlişkilerinden Sorumlu Yardımcı Asistan David Satterfield, Trump yönetiminin "Suriye'yi bırakmaya veya zafer ilan edip gitmeye" niyeti olmadığını, ve kalma sebebinin "kuzey ve kuzeydoğuda stabilizasyona yardım etmek, IŞİD'e karşı cesurca savaşmış olan müttefikleri Suriye Demokratik Güçleri'ni korumak ve o bölgedeki politik yapıları dönüştürerek yeni bir Suriye devletiyle temsil edilebilmeleri için Suriye'nin geri kalanına örnek olacak bir model oluşturmak," ve "İran'a karşı koymak" olarak açıkladı.

Hoover Institution'da Suriye politikaları üzerine gerçekleştirdiği konuşmasında ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson'ın ağzından da aynı kelimeler çıktı.

Türk hükümeti, Sınır Güvenliği Gücü açıklamasını uzun zamandır bekleyen askeri planlarını haklı çıkarmak için bir bahane olarak kullandı ve sınırında bir tehdit olarak gördüğü bu durumu engelleyeceğini açıkladı.

Fakat Ankara, Suriye'de istediği gibi hareket etmek için tam bir özgürlüğe sahip değil. Türkiye, ABD ve Rusya tarafından kısıtlanıyor, Suriye'de var olan daha güçlü iki dış aktörün ikisinin de Kürtlerin hakim olduğu bölgelerde yayılmış güçleri var. 

Tüm bunların bağlamında, bölgenin durumuna bir bakalım.

Suriyeli Kürtler, bazı seçkin Arap ortaklarıyla (beraberinde bazı zorluklar getirse de) birlikte çalışarak, Fırat Nehri'nın doğu ve batısındaki şehirleri ve kasabaları yönetmek için Kuzeydoğu Suriye'yi kontrolü altında tutuyor.

Suriye'nin kuzeybatısında yer alan Afrin'in dört bir yanı Türk ordusu tarafından çevrelenmiş durumda. ABD ordusunun Afrin'de hiç izi yok. Rusya, askeri polislerini yerleşim bölgesinde görevlendirdi ve hava sahasını kontrol ediyor, bu da demek oluyor ki Suriye'nin bu bölgesindeki egemen dış aktör Rusya.

Bütün bunlar ne anlama geliyor? IŞİD'e karşı verilen savaş yatıştığında Washington, İslami Devlet'in geri gelmesini engellemek adına bölgeyi güvence altına almaya odaklandı.

ABD açıkça, IŞİD'den alınan bölgeyi SDF'nin devriye gezip gözetlemesine güvendiğini belirtti. ABD'nin niyeti, Türk sınırında devriye gezecek güç olarak SDF'yi eğitmeye devam etmek.

Bu ABD askeri bildiriminde açıkça belirtilen bir gerçek. Her durumda, Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu, ABD'nin açıklamasını reddetti; askeri harekatın çok yakında olabileceğini işaret ederek Türkiye'nin, ABD'nin SDF'ye olan desteğini yeniden değerlendirmesini beklediğini belirtti. 

Türkiye'nin giderek artan söylemi Suriye rejiminde ters tepti. Dışişleri Bakanı Yardımcısı Faysal Meqdad, "Suriye hava kuvvetlerinin tüm gücünü geri kazandığını ve Suriye Arap Cumhuriyeti gökyüzünde gördükleri Türk hava kuvvetleri hedeflerini yok etmeye hazır olduklarını" söyleyerek uyardı.

Rejimin propagandasını yapan Al Masdar Haber, beklenen müdahaleye hazırlık olarak Afrin'deki pozisyonu güçlendirmek için YPG'nin rejim bölgesine döndüğünü yazdı. Ancak rejim, sınırlarını savunma kabiliyeti gösteremedi ve çoğunlukla gerçekleştiremeyeceği tehditler savuruyor.

Ama yine de bu tehdit, Rusya'yı örtbas etmeye yarayabilir, sonuçta Ankara'nın Rus askerlerinin de bulunduğu bir bölgeye sınır-ötesi bir müdahalede bulunabilmesi için Rusya'nın iznine ihtiyacı var.

Suriye'deki rejimin tehdidi Moskova'ya, müşterisinin kaprislerini kontrol edemedeğini iddia ederek Türkiye'yi geri itmesi için avantaj sağlayabilir -ne de olsa rejimin kendisini savunmaya hakkı var. Türkiye, işgal etmeden önce bu karmaşık dinamikleri çözmeli yoksa istenmeyen bir gerilim oluşması ve şu anda planlandığından çok daha büyük bir çatışma çıkması riski var.

Türk hükümeti, planlanan sınır-ötesi saldırıyı destekleyen hava operasyonlarına Rusya'nın iznini almak için özenle çalışıyor.

Türkiye Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar,  ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan, dün Moskova'ya gitti, tahminen Rus meslekdaşlarına Ankara'nın savaş planlarıyla ilgili bilgi vermek için.

Türkiye'nin, Suriyeli Kürtler konusundaki tavrı yüzünden ABD'ye herkesin önünde sert bir dille karşılık verirken, Rusya'ya sert bir karşılık vermekte tereddüt etmesi tipik bir durum.

Geçen ay 'War on the Rocks'a yazdığı makalesinde Gönül Tol, Erdoğan'ın Suriyeli Kürt güçlerle beraber çalışan ABD'ye karşı pervasızca sözlü saldırıda bulunurken, konu Rusların Kürtlerle ilgili konulara burnunu soktuğunda Ankara'nın "sessiz kaldığını" belirtti.

Daha geniş çaplı bakıldığında, güç dinamikleri, Türkiye'nin kendisini nasıl da Moskova'nın Suriye'deki küçük ortağı olarak konumlandırdığının ve çatışma içerisinde çıkar sağlayabileceği alanların, sadece Kürt tehdidine odaklanamayacağı kadar daraldığının altını çiziyor.

Daha önemli bir soru, ABD'ye düşman olan güçlerin, -yani İran, Rusya ve Esad rejimi- Ankara'nın zehirli söyleminden faydalanmaya çalışıp Türkiye'yi, ABD'yi Suriye'den çekilmeye zorlayacak bir çıkar ittifakına katılmaya teşvik edip etmeyeceğidir.

İlk Sınır Güvenlik Gücü açıklamasına yanıt olarak, Rusya, Türkiye ve Suriye rejimi konuyu benzer şekilde kınadılar. Nedenini anlamak çok kolay: Sınırları korumaya kendini adamış uzun vadeli bir ABD mevcudiyeti, halihazırdaki cephe hattını resmileştirme niyetinde olduğuna işaret ediyor, bu da Esad'ın tekrar tüm ülkeyi yönetme hırsını kısıtlayacak bir süreç.

Yüzeyde Türkiye, ABD-SDF ortaklığı karşısında Rusya, Esad ve İran ile bazı ortak menfaatleri paylaşıyor, fakat aralarında Amerikan karşıtı bir ittifak oluşturmayı engellemeye yetecek kadar ayrıştıkları nokta da var.

Mesela Türkiye ve İran, PKK'nın zayıflatılmasında birleşiyor. Grubun İran şubesi olan PJAK, İslam Cumhuriyeti için ufak bir tehdit ve iki ülke sınır güvenliğiyle ilgili daha önce de birlikte çalıştı.

Suriye'de, güçlenmiş bir SDF'nin yarattığı çifte tehdit ve Suriye devletinin dağılma potansiyeli, teorik olarak SDF'nin bölgeyi denetlemesini önlemek için daha derin bir İran-Türk işbirliğini harekete geçirebilir.

Fakat bununla birlikte, Türk hükümeti sık sık İran'ı, Türkiye'yi cezalandırmak istediğinde PKK'ya yataklık etmekle suçluyor; bu nedenle de ABD'yi Suriye'den çıkarmak için ortak bir çaba sarf edip daha geniş bir Türk-İran uzlaşmasına varabilmeleri için bir takım doğal sınırlar var.

Rusya'nın da ABD'nin Suriye'den çekilmesiyle ilgili çıkarları var, özellikle Şam'daki müttefikini desteklemek adına, öte yandan da ABD'yi Ortadoğu'da zayıflatmış olacak.

Dahası, Moskova, ABD ile Türkiye arasına daha derin bir kama sokarak NATO'yu da zayıflatmak istiyor. Fakat, Moskova da YPG ile ilişkilerini sıcak tutma yoluyla bir rejim kurulmasına aracı olabilir: Ülkeyi yakın gelecekte istikrara kavuşturmak için Kürtlerle daha geniş kapsamlı bir ilişki içine girebilir.

Türkiye bu işbirliği hakkında sessiz kalabilir ama, yine de bu bir gerçeklik. Washington'ın, rejim-SDF gerilimlerini yönetmek ve savaşın yeni alanlara yayılmasını önlemek hakkında benzer bir ilgisi olsa da, Esad konusunda Rusya ile fikir ayrılığı yaşıyor.  

Rusya ile YPG arasındaki bağlar, Moskova'nın Türk işgaline tam destek vermekte neden tereddüt ettiğini açıklayabilir.

Bir NATO üyesinin de dahil olduğu açık uçlu bir uyuşmazlıkta Moskova'nın jeopolitik çıkarları olduğunu tahmin etmek zor değil: Türkiye, ABD destekli bir gruba karşı kazanamayacağı isyancı bir çatışmada batağa saplanma riskini alırken, aynı zamanda yakın bir gelecek için savaşta darmadağın olmuş bir devleti idare etmek ve toprakları finanse etmek için de sorumluluğu üstleniyor.

Bu çok cazip olsa da, Türk mevcudiyeti, Rusya'nın yatıştırmaya çalıştığı bir savaşı genişletme riski taşıyor ve kesinlikle düşmanca tavırlı bir Esad rejimini çatışmanın farklı taraflarına taviz vermeye ikna etmek için gelecekteki çabaları kesinlikle zorlaştıracaktır. İç savaşa taraf olan Moskova,  muhtemelen gelecekte bir noktada kendi askeri operasyonunu yatıştırmak istiyor. 

Ayrıca Suriye'de dörtlü bir Amerikan-karşıtı grubunun oluşumun gerçekleşeceğinden şüphe etmenin daha doğrudan sebepleri var. Suriye rejiminin Ankara ile olan ilişkisi çok kötü ve Şam'ın amacı net: Türk destekli bir direnişi engellemek.

İran da bu amacı paylaşıyor ve her ikisi de, çoğunluğu Şii'lerden oluşan iki köydeki, Fua ve Kafrya, kuşatmayı bozmak için savaşı genişletmek niyetinde olduklarını açıkça belirttiler.

Bu, daha önce Rusya, Türkiye ve İran'ın bölgedeki gerilimi yatıştırma anlaşmasına varma çabalarını daha da zorlayacak olsa da, İdlib'i yatıştırma düzenlemeleri çelişkilerle doluydu ve hepsi kendiliğinden çökecek gibi görünüyor. Türk hükümeti bu çabayı desteklemişti, bu yüzden anlaşmaya karşı çıkan İran-destekli bir saldırıya olumsuz tepki vermesi bekleniyor.

O zaman rejimin, Esad'ı devirmeye kararlı grupların eline silah geçmesini önlemek için, Türkiye ile olan sınırları üzerindeki kontrolü geri almak istemesi bekleniyor. Savaşın yörüngesi, Ankara'nın Afrin'i işgal edip etmemesinden bağımsız olarak, Türkiye'nin İdlib sınırına yönlendiğini gösteriyor. 

Rusya her iki yöne de çekiliyor. Bir yandan, rejimi devirmeye kararlı gruplarla savaşan bir koalisyonun parçası olarak faaliyet gösteriyor. Moskova'nın ortaklarını, Esad'ın ölümüyle sonuçlanacak pozisyonlar almaya ikna etmesi mümkün değil.

Washington'ın da söz hakkı var, diplomatik görüşmelerdeki rolünü muhalifleştirecek çabalara direnmesi ve teorik olarak, diğer harici aktörler arasında ABD gücünü artırmak için bölgedeki ortağını korumak adına Suriye'deki varlığını genişletmesi muhtemel.

SDF kontrolündeki bir Suriye'de açık görüşlü bir ordu mevcudiyeti, ABD-Türk gerilimine hazırlanan bir reçetedir.

Moskova, ABD-Türk geriliminde fayda sağlar ve kesinlikle Suriye konusundaki daha geniş kapsamlı politik anlaşmazlıkları avantajına kullanmayı başardı. Ancak Rusya, Türkiye ve YPG ile ilişkileri dengelemek zorunda. Eğer taraflardan biri bırakıp giderse, Türkiye Esad rejimine karşı olan muhalefete para ve silah desteği verirken, Rusya Şam ile ittifakta kalır.

Türkiye, son aylarda Suriye politikalarının odağını daralttı ve şu sıralar önceliği YPG'ye meydan okumak. Bu yaklaşım değişikliği, Ankara'nın daha önceki rejim değiştirme politikasının önemini azaltmıştır. 

 

Ancak, Ankara'nın, Esad-karşıtı muhaliflerden tamamen vazgeçmesini engelleyen Türk eylemlerinin de sınırları var. Türkiye, Kuzey Halep'deki bir bölgeyi kontrol ediyor ve paralel olarak, muhalefet tarafından yönetilen kurumları destekliyor.

Türkiye'nin bir devlet inşa etme çabaları rejimin düşmanlarına bağlı --ve rejim İran ve Rusya ile müttefik. YPG de, Suriye'deki çeşitli dış aktörlerle iyi ilişkiler kurdu ve artık şu anda Fırat'ın doğusunda bir Amerikan güvenlik garantisi var. 

Ve bu, ABD-Türkiye ilişkileri için daha büyük bir mesele. Artık IŞİD yenildiğine göre, Washington'ın iki temel askeri hedefi var: Birincisi, IŞİD liderlerini avlamak ve öldürmek ve alınan toprakları tutmak ve ikincisi de, SDF'yi İran yayılmacılığına karşı bir kalkan olarak kullanmak.

Bu yaklaşım, yerel ortaklarla (SDF) çalışmasını gerektiriyor. ABD politikası bu yönde olduğu sürece Türkiye ile gerginlikler devam edecek. Paralel olarak, Ankara'nın Amerikan-karşıtı söylemleri ve otoriter dönüşü, sadece Amerika'nın, NATO müttefikine karşı düşmanlığını artırdı. Aynı şey, ABD'nin SDF'ye verdiği desteği doğrudan bir güvenlik tehdidi olarak gören Türkiye için de geçerli. 

"Sınır Güvenliği Gücü" şamatası, ABD - Türk anlaşmazlığının bir dışavurumudur. İki taraf yakın dönemde ilişkileri tamir edemeyecek. Türkiye'nin Afrin'i işgal etmesi, sadece ABD'nin Suriye'de kalışını zorlaştırabilir. Eğer Amerikan-karşıtı bir dörtlü koalisyon şekillenirse, içgüdü yine askeri kazançları korumak üzerine olacaktır. Bir ABD mevcudiyeti, Türkiye'yi rahatsız edecek ve gerilimin mevcut sürücülerini daha da kızıştıracaktır.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar