ABD: Suriye Kürdistanı, Irak Kürdistanı gibi olabilir ve BM’deki süreçlere katılabilir

Kürdistan24 yazarı, sitesinde yer alan makaleye göre ABD, "Suriye Kürdistanı, 1991 sonrası Irak Kürdistanı gibi olabilir ve Kürtler BM’deki siyasi süreçlere katılabilir" dedi.

Laurie Mylroie tarafından kaleme alınan makalede yer alan bilgilere göre geçtiğimiz Perşembe günü Amerika’nın Suriye özel temsilcisi Büyükelçi James Jeffrey, Trump yönetiminin Suriye Kürdistanı da dahil olmak üzere, Suriye’nin geleceği ile ilgili düşüncelerini paylaştı:

New York’taki BM Genel Meclis toplantısı sırasında, kuliste gazeticilerle konuşan Jeffrey, Amerika’nın bilinen şu üç hedefini sırladı: (1) İslam Devleti’nin (IŞİD’in) “kalıcı olarak yenilgiye uğratılması” (2) “Siyasi sürecin yeniden canlandırılması” ve (3) “Iran tarafından kontrol edilen tüm güçlerin, Suriye’nin tamamından çıkarılması.”

Jeffrey, Başkan Donald Trump’un, büyük ve zor bir iş olan “İran ve ona bağlı güçlerin Suriye’den çıkartılması hedefini resmen onaylayıp onaylamadığına” yönelik bir soruya Jeffrey “Başkan o ve diğer tüm koşullar sağlanana dek Suriye’de kalmamızı istiyor” şeklinde cevap verdi.

Jeffrey yanıtına, Amerika’nın Suriye ile ilgili düşüncelerinde, Kürtlerin pozisyonunu özellikle ilgilendiren yeni bir boyutu ortaya koyan şu sözlerle devam etti.

Ancak şu konuda doğru anlaşılmak istiyorum: Amerika’nın Suriye’de kalması, ille de sahada Amerikan postalları olacak demek değil. Sahadaki postalların şu anda bir görevleri var: İslam devletinin kalıcı bir yenilgiye uğratılması. Ama sahada olmamızın bir çok başka yolu da var.

Jeffrey’in bu yollara verdiği örneklerden biri de şuydu: “Yıllardır Amerika’nın Kuzey Irak’ta sahada yerel müttefikleri oldu ve biz de onlara hava desteği sağladık.”

Jeffrey bu sözlerle, 1991- 2003 yılları arasında Bağdat’ı Kürdistan bölgesine saldırmaktan caydırmış olan Huzuru Temin Harekatına atıf yapıyordu. 2003 senesinde Amerika’nın öncülüğündeki koalisyon Saddam Hüseyin’i ve onun rejimini devirmişti. Bugünkü Kürdistan Bölgesel Yönetiminin temelleri, o 12 yılık dönemde kurulan özyönetime dayanıyor.

Gerçekten de, eski Ulusal Güvenlik danışmanı H.R. McMaster geçtiğimiz yıl “Kuzey Irak’ta olan şey neredeyse bir mucize” demişti.

Dolayısıyla mevcut durumun muhtemel sonuçlarından biri de Amerika öncülüğündeki, sahada az sayıda askeri varlığı bulunan koalisyon ile düşman bir Baas rejimi arasında uzun süreli bir karşılaşma olabilir. Bu da Suriye’deki Kürtlere, Irak’taki Kürtlerin sahip olduklarına benzer bir fırsat sunabilir.

Ayrıca Jeffrey Suriye’li Kürtlerin, Suriye’nin geleceğine ilişkin, Birleşmiş Milletlerin öncülüğünde yürütülen sürece katılması gerektiğini de teyit etti.

BM Genel Sekreteri’nin Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura’nın öncülük ettiği görüşmelere Kürtlerin de katılıp katılmayacağının sorulması üzerine, Jeffrey İçinde hem Arap hem de Kürt güçlerin bulunduğu “SDG (Suriye Demokratik Güçleri) İslam Devleti’ne karşı yürüttüğümüz mücadelede bizim müttefikimiz” dedi.

Jeffrey şöyle devam etti: “Bizim tavrımız, aslında herkesin tavrı, Suriye’nin kuzey doğusunda yaşayanlar da dahil olmak üzere, Suriye’de yaşayan herkesin siyasal sürece katılması yönünde.”

Son derece yetenekli ve sert mizaçlı bir diplomat olarak tanınan Jeffrey’in Türkiye iyi ilişkileri bulunuyor ancak Kürtlere özel bir dostluk beslediği bilinmiyor. Bu bağlamda Kürtlerle ilgili iki soruya yanıt verirken, bu kelimeyi bir kez bile kullanmamış olması dikkat çekici. Ancak verdiği yanıtların içeriği Kürtler açısından oldukça olumlu.

Jeffrey’in basın toplantısı, Ağustos sonunda kendisinin atanmasıyla başlayan ve Suriye savaşının sonucunu biçimlendirmeyi hedefleyen yeni çabalarının bir parçasıydı.

Suriye’deki mevcut durumda Başar Esad’ın Suriye’nin büyük bir kısmında kontrolunu yeniden tesis etmiş gibi görünse de, Jeffrey durumun pek de öyle olmadığını da söyledi.

Jeffrey Başar Esad Suriye topraklarının sadece yarısını kontrol ediyor, “nüfusun yarısı onun kontrolünde değil” dedi ve ekledi:

"O insanlar ya bizim müttefiklerimiz ve onlar tarafından kontrol edilen bölgelerde yaşıyorlar ya da kuzey doğuda, Türklerin veya onların müttefiklerinin kontrol ettiği bölgelerde. Hatta güneyde, el Tanf çevresinde bizim bölgemizde yaşayanlar bile var. Suriye’nin dışındaki mültecileri de sayarsanız 10 Milyondan fazla insan demektir bu.

Esad, ekonomisi kalmamış, kendi petrolüne ve doğal gaz kaynaklarına erişimi olmayan, üstelik de AB’deki güçlü bir çoğunluğun desteklediği Amerika engellediği için, yeniden inşa yardımı alma umudu da olmayan bir devlet ölüsünün üzerinde oturuyor."