Mar 28 2018

Alper Taş: Türkiye, Suriye’de Kızıl Elma politikası izliyor

Bahar aylarının gelmesi ile birlikte Türkiye’de, sadece iklimin değil, siyasi ortamın da ısınacağı ortada. Özellikle, 2019 seçimlerini gündemine alan siyasi partilerin tabanlarında ve merkezlerinde hareketlilikler yaşanacağı, 15 Temmuz sonrası Yenikapı’da ortaya çıkan ve 16 Nisan referandumu ile birlikte ivme kazanan AKP ve MHP arasındaki ortaklığın yeni bir ivme kazanacağı düşünülüyor. 

Öte yandan,  Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş başta olmak çok sayıda HDP’li milletvekilinin tutuklanması ve anti demokratik uygulamaların yaygınlaşması süreçleri de göz önünde bulundurulduğunda, 2019 seçimlerine giderken, AKP- MHP’nin karşısında, muhalefetin nasıl bir yol izleyeceği tam bir muamma. 

Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖDP) Başkanlar Kurulu Üyesi Alper Taş, bu muammaya, kendi sosyalist perspektifi üzerinden, “Öncelikle seçim güvenliğini ve adaletini sağlamalıyız” diye yanıtlıyor. “Hem sokakta, hem de sandıkta siyasal İslamcı rejimi yeneceğiz” diyen Taş, Ahval’in sorularını yanıtladı.

- Önce gündemin en sıcak konusu ile başlayalım.. Afrin meselesini de odağa alarak düşündüğünüzde, Türkiye’nin dış politikasını değerlendirir misiniz?  

Biz, ÖDP olarak, Suriye’de çatışmalı süreç başladığından beri Türkiye’nin, daha doğrusu AKP devletinin izlediği politikayı, yanlış bulduk. Baştan beri yanlış bulduk. Türkiye baştan beri, orada yanlış politika yürütüyor ve Afrin’de de bu yanlış politikayı yürütüyor.

Dış politikayı “yerli” ve “milli” adı altında cilalıyorlar, ancak baştan beri orada izlenen politika milli ve yerli olmadı. Mezhepçi bir politika uyguluyorlar açıkçası. 

Osmanlı’nın bakiyesi olan topraklarda bölgesel güç olabilir miyiz noktasında hareket ettiler. Müslüman Kardeşler’le birlikte bölgesel güç olmak istediler, Suriye ateşine benzinle gittiler ve Suriye’deki krizi iç savaş doğrultusunda, ABD ile birlikte derinleştirdiler. 

Suriye’deki iç savaşı ABD ile birlikte derinleştiren Türkiyedir. Doğal olarak, ABD’ye yaslanarak bölgede siyasal İslamcı güç olma çabalar içine düştü. Ancak, evdeki hesap çarşıya uymadı.

Başka uluslararası güçler devreye girdi. Doğal olarak Türkiye istediğini yaratamadı. Müslüman Kardeşler’in de kendisini Tunus’ta var edememesi dolayısı ile ABD politikaları Suriye’de değişmeye başladı. ABD’de de Esad’la uğraşmaktan vazgeçti.  

Çünkü, devirdiği diktatör dediği rejimlerin yıkılmasının ardından daha İslamcı rejimler olduğu için Libya’da büyükelçinin kafasının kesilmesi olayları ABD’nin geri adım atmasına neden oldu.  

ABD burada biraz frene bastı ancak Türkiye gaza basmaya devam etti. Doğal olarak ABD ile anlaşamama çelişki hali ortaya çıktı. Türkiye sahada etkisiz kaldığını görmeye başladı. 

Kürtlerin özellikle Kobane ve Afrin’de geliştirdikleri kendisini yönetme arzuları ve benzeri yönelimler doğrultusunda, Türkiye konusunda IŞİD kartını kullanarak, Rusya ve ABD arasındaki dengeleri gözeterek bölgeye bir askeri hareket geliştirdi.

- Siz bu askeri hareketi nasıl yorumluyorsunuz?

Türkiye’nin verdiği imaj Suriye’nin toprak bütünlüğün korumak değil. Zaten Suriye’nin bu hale gelmesinden sorumlu olanlardan biri Türkiye. Kızılelma ideolojisi ile bu savaşı yürütüyor. Bu da fetihçilik anlamına geliyor. 

Oradaki ana gaye bir AKP’nin temsil ettiği siyasal İslamcı anlayışı bölgede yaymak yaygınlaştırmak,  en azından  Suriye’nin parçasını kendisine bağlamak gibi bir yaklaşımları var.

Biz bu savaşı doğru bulmuyoruz. Kürtler aman hiç hak elde etmesin çizgisi, eski tarihsel düşmanlığa dayalı bir yaklaşıma dayanıyor. Kürtlerin 21. yüzyılda statüsü olmasın şeklindeki dış politikanın geleceği yoktur, Türkiye’nin dış politikasında ağır bir prangadır.

Şu açık ki, özellikle Demirci Kawa heykelinin yıkılması terörle mücadele değil dünya kamuoyunca Kürtler’in haklarını yok saymakla ilgili olduğunu bu saldırının ortaya koymuştur. Bu Türkiye’nin fetihçi politikasıdır.  

Alper Taş

- Suriye’de ne yapılması gerekiyor?

Bu noktada yapılması gereken başta ABD olmak üzere bütün emperyalist gülerin Suriye’den  çekilmesi gerekmektedir. Suriye halkının Arap, Kürt Ermeni halklarının hepsinin, kendi geleceğinin kendilerinin belirleyeceği bir sürecin açılmasıdır, başlamasıdır.  

Türkiye’nin Afrin’e girmesi gelecek süreci açısından çok tehlikeli sonuçlar üretebilir. Şuandaki tabloya aldanmamak gerekiyor. Orası,  Suriye toprağı. Geçenlerde bir bakanın rejime devretmeyiz demesi de sonuç itibarı ile gerçekliği yok. 

Türkiye oradan çekilmek zorunda kalacaktır, orada bayrak dikmek kalıcı hale getirmek mümkün değil. Emperyalizmin tavşana kaç tazıya tut politikalarına karşı, emperyalizme karşı halklar olarak yan yana durmalıyız.

- İç siyasete gelecek olursak, 2019 seçimleri dolayısı ile siyasette hareketlilikler başladı…

AKP ve MHP arasındaki yakınlaşmaya, ittifak demek meseleyi hafifletiyor siyasette olabilecek bir kavramdır ittifak. Olması da demokratiktir. Ancak, AKP be MHP arasındaki bir ittifak değil, bu bir faşizm cephesi, kutuplaştırmaya dayalı milli ve yerli adına altında başkalarını düşmanlaştırmaktır. 

16 Nisan referandumunda, hayır diyenleri terörist ilan etmek toplumu bölerek güç elde etmek bir faşizm cephesi ile karşı karşıyayız. Bu, 1950’lilerin, 1970’lerin ‘Milliyetçi Cepheleri’ne benziyor. İkisinin de Türkiye’ye bir faydası olmadığı kesin.

Bu şimdiki cepheyi kuranların kuranların da faydası olmayacağı kesin. Bu cephenin ideolojisi de 12 Eylülcülerin ideolojisi, Türk-  İslam sentezinin güncellenmiş hali İslamcı hali güçlendirmiş hali. İslam – Türk sentezi ile karşı karşıyayız.

- Bu cepheye karşı nasıl bir mücadele rotası çizilebilir?

Bu cephenin karşısında biz de bir cephe mi oluşturmalıyız? AKP MHP’nin istediği bu. Sizin cepheniz bu diyenlerin sol sosyalist çevrelerin karşı bir cephe oluşturmasını istiyorlar. Onların amacı bu. Buna düşmemek gerekiyor.  

Bugün AKP ve MHP’den rahatsız olanlar sadece solcular değil sağ muhafazakar kesimlerden de bu faşist cepheden rahatsız oluyor. Doğal olarak karşılıklı bir cepheleşmeden ziyade 16 Nisan’daki gibi, herkesin ayrı ayrı yerlerde aynı hedefe vurmasını sağlayan esnek bir koordinasyona bağlı bir mücadele ağı örmeliyiz. 

Bu faşizm cephesinin, Türkiye’nin başını belaya sokmaktan başka bir faydası yok bunu anlatmak gerekiyor. Bu belayı defetme konusunda herkesin kendi bulunduğu yerde  tarzda renkte bu mücadeleyi büyütmesi gerekiyor.

- Daha somut olarak ilk elden ne yapmak gerekir?

AKP MHP anlayışını teşhir etmeliyiz ve ilk olarak sandık güvenliği ve adaletini sağlamalıyız. Çok güçlü bir seçim adaleti güvenliği sağlamalıyız, bu adaletsizliğe itirazı olan herkesin böyle bir seçim adil değildir. 

Böyle bir seçim halk iradesini ortaya koymasını engeller diyecek bir halk egemenliği mücadelesi üzerinden bir yol izlemek gerekiyor. Bir sivil hareketi oluşturabiliriz. 

Değişik partilerden değil de demokratik sivil hareket oluşturabiliriz.  Seçim güvenliğinin önlemlerini nasıl alabiliriz bu konuda da çalışmalara bir an önce başlamamız gerekiyor.

- ÖDP olarak siz ne yapıyorsunuz peki?

Biz bu meseleyi Haziran Hareketi  olarak tartışıyoruz, sokaktayız. Bu anlamda toplantılar yapıyoruz. Hatta 25 Mart’ta önemli bir bölümü bitmiş olacak bu toplantıların. Bu bağlamda daha somut olarak sol çevrelerle bir araya geleceğiz, baharla birlikte siyasetin de ısındığı bir döneme girmiş olacağız.  

- Eğitim politikaları konusunda da ÖDP’nin refleksleri çok güçlü…

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Her alanda iktidar olduk ancak kültürel alanda olamadık” demişti. Doğal olarak orada bir boşluk olduğunu görüyor. Kültürel alandaki boşluğu eğitimle dolduracağını düşünüyor. Bunu da kindar ve dindar  nesil hedefini eğitim üzerinden gerçekleştirmek istiyor. Laikliği de saldırıyor. 

Burada en temel halka laiklik ve eğitim. Burada en temel mesele bu. Toplumun en geniş kesimleri bu iki kavram etrafında birleşebilir. Türkiye artık laik bir ülke değil. 

Eskiden, ‘Türkiye laiktir, laik kalacak” sloganı atılıyordu, laiklik kalmadı. Artık laikliği koruma kollama değil laikliği kazanmak bizler için önemli. 

Önümüzdeki dönem ne yaparsak yapalım laikliği kazanmayı hedefler arasına koymak gerekiyor. Siyasal İslamcı rejimi yenmenin yolu da bu. Bunu yenmenin yolu da laikliği kazanmak. Zaten laikliğin başına ne geldiyse ordu ve bürokrasi yüzünden geldi. Bu nedenle ordu ve bürokrasiden uzak tutarak laikliği kazanmaktan söz ediyorum.

- Son olarak okuyucularımıza bir mesajınız var mı?

Bugün güncel aktüel mücadelesi açısından bakıldığında ana hedefimiz siyasal İslamcı rejimi yenmek, bu rejimi yenemezsek, Türkiye’nin geleceği karanlık, bu rejimi yenmemiz gerekiyor. Hem sokakta hem sandıkta siyasal İslamcı rejimi mutlaka yeneceğiz.