Yaşar Yakış
Eyl 19 2019

Astana sürecinin Suriye’deki beşinci zirvesi

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 16 Eylül'de Ankara’da Suriye sürecine ilişkin Astana/Soçi Zirvesi’nin beşinci ayağında Rus ve İranlı mevkidaşları Vladimir Putin ve Hasan Ruhani'yi ağırladı. Liderler toplantıdan sonra yaptıkları açıklamada, Suriye kriziyle ilgili bir dizi konuda anlaştıklarını duyurdular.

Beklendiği gibi İdlib sorunu görüşmelere hâkim olmuş gibi görünüyor. Liderler zirve öncesi yapılan kısa basın brifinginde, kendi önceliklerini yansıtan konuşmalar yaptılar.

Erdoğan, Türkiye'nin Suriye'nin kuzeydoğusunda kurmayı hedeflediği güvenli bölgenin önemini vurguladı. Türkiye ile ABD arasında güvenli bölgenin yöntemleri konusunda bir anlaşmaya varılamazsa, Ankara'nın kendi planını sürdürmeye konusundaki kararlılığını yineledi. Bu, Türkiye'nin Fırat'ın doğusunda kendi şartlarına uygun güvenli bölge kurmak için askeri bir operasyon yürütebileceği anlamına geliyor.

Ruhani ise dikkatleri Suriye topraklarındaki "yasadışı ABD askeri varlığına" çekti. Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığının da yasadışı olduğunu söylemedi, ancak İran'ın tutumu biliniyor: Yasal olarak sadece kendi varlığını ve Rusya'nın varlığını dikkate alıyor.

Putin, üç liderin İdlib’deki gerilimi azaltmak için ilave adımlar atmaya karar verdiğini ve Rusya’nın bölgedeki terörden kurtulmak için Suriye ordusuna “sınırlı” yardım vermeye devam edeceğini vurguladı. Rus lider; Türkiye'yi memnun etmek için yaptığı açıklamaya "sınırlı" kelimesini eklemiş olabilir.

En somut ilerleme anayasal süreçle ilgili oldu.

Anayasa komitesini oluşturacak isimler üzerinde nihayet anlaşma sağlandı. Komite, Birleşmiş Milletler ve muhalefet tarafından belirlenecek 150 üyeden oluşacak. Türkiye’nin, AB ve NATO ülkeleri tarafından terör örgütü listesinde gösterilen PKK ile bağlantıları nedeniyle muhalefet listesindeki bazı isimlerle ilgili endişeleri vardı. Türkiye 35 yıldan uzun süredir bu örgütle mücadele ediyor. ABD destekli silahlı muhalefet gücü olan Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) belkemiği, PKK ile güçlü bağları olan Halk Koruma Birlikleri'nin Kürt savaşçılarından oluşuyor. Bu nedenle Türkiye, bu örgütün üyelerinin anayasa komitesine dâhil edilmesine karşı çıktı. Bu engel şimdi aşılmış gibi görünüyor. Putin, Türkiye'nin listeyi tamamlama çabalarına övgüde bulundu.

Zirveden bir gün önce anlamlı bir tesadüf yaşandı. Suriye Hükümeti; BM Genel Sekreteri ve Güvenlik Konseyi'ne SDG'yi "ayrılıkçı terörist milis" olarak nitelendiren bir mektup gönderdi. Türk medyası, bunun zirveye ve Türk hükümetine bir mesaj olarak yorumladı.

Türkiye, SDG’yi ABD'nin Suriye'deki vekili olarak görüyor. Washington, demokratikleşme sürecinde Şam'a baskı yapmak ve uzun vadede Suriye'nin kuzeydoğusunda bir Kürt varlığı ortaya çıkarmak için SDG’yi kullanmak istiyor. Türkiye bu Amerikan planına şiddetle karşı çıkıyor, çünkü bunun Türkiye Kürtlerinin de aynı yolu izlemesine örnek teşkil edebileceğini düşünüyor. ABD bugüne kadar SDG'ye on binlerce kamyon dolusu silah, teçhizat ve mühimmat sağladı. Ayrıca SDG savaşçılarını eğitimlerden geçirdi.

Türkiye’nin, Kürt meselesinde çıkarları ABD'ninkilerle çelişiyor ancak Suriye ile örtüşen çıkarları var. Buna rağmen Ankara, Beşar Esad rejimini gayrimeşru gördüğü için Şam ile birlikte çalışmayı reddediyor. Hasan Ruhani, zirvenin ardından basın mensuplarına yaptığı açıklamada, PKK terörüyle mücadelede işbirliği yapmak amacıyla 1998’de Türkiye ile Suriye arasında imzalanan Adana Anlaşması çerçevesinde, Türkiye’nin Suriye ile işbirliği yapabileceğini söyledi.

Türkiye, daha önceki bir zirvede Putin tarafından Suriye’de Kürt düşmanlara kaşı işbirliği için aynı anlaşmaya teşvik edildi, ancak bu öneriye kulak tıkadı. Bu nedenle Ruhani, özellikle Şam’ın SDG'yi terör örgütü olarak nitelendirmesinden sonra bu öneriyi bir kez daha tekrarladı.

Türkiye'nin çeşitli çevrelerinden Türk hükümetine, iktidar partisi de dahil olmak üzere Şam'la işbirliği yapmaları konusunda da güçlü bir baskı var. Hükümet, bu önerilere uyup uymaması gerektiğine henüz karar vermedi.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.