Tiny Url
http://tinyurl.com/yd8j26rw
Fehmi Koru
Eyl 09 2018

Benim kafam karıştı dostlar medet!

Önce bir itirafta bulunayım da en baştan yazımı okumaya değer bulup bulmayacağınıza kendiniz karar verin: Şu İdlib işinden ben hiçbir şey anlamıyorum.

Cahilliğimi itiraf ettim işte.

Ben anlamıyorum da uluslararası ilişkiler uzmanları, hayatları Suriye konusunda araştırmalarla geçmiş bilim insanları, devlet yetkililerine bir santim uzakta bulunan kanaat önderleri ve gündelik yorumcular çok mu anlıyor?

Hayır, anlamıyorlar. Zaten onların yazılarını okuyup değerlendirmelerine kulak verdikten sonra yukarıdaki itirafta bulundum.

Onların anlamadığına ben anlıyorum desem ukalalık olacak…

Türkiye Tahran’da Rusya ve İran’la birlikte

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la onun Rus lider Vladimir Putin ve İranlı lider Hasan Rouhani ile buluşacağı zirve için Tahran’a giden bir gazetecinin ‘‘Türkiye Tahran’daki zirvede insanlığın sözcüsü oldu’’ başlıklı yazısını büyük bir merakla okudum dün.

Şu satırlar o yazıdan: ‘‘Bu zirve bir kez daha tüm dünyaya Suriye’nin geleceği konusunda Türkiye’nin kilit bir ülke olduğunu gösterdi.’’

Umutlandım. Aferin bize.

Ancak aynı yazıda karşıma çıkan ve zirveyi özetleyen şu satırlar kafamı karıştırdı:

‘‘Zirveden sonra yapılan açıklamalarda Moskova ve Putin’in Şam rejimi ile ilgili ’bilindik’ rezervlerini koruduğu görülüyor. / Her iki ülkenin İdlib konusundaki tutumu genel olarak, Suriye’de ABD’ye karşı nüfuz alanını genişletme üzerine kurulu.’’

Dün gazetelerde daha başlığıyla dikkatimi çeken yazılardan biri de uzun yıllar AK Parti saflarında milletvekilliği yapmış bir yazara aitti. ‘‘Tahran’da Astana süreci yara aldı! Kriz kapıda!’’ diyordu yazının başlığı…

Tahran’da Türkiye, Rusya ve İran’la birlikte İdlib sorununa çare arıyor; oysa yazara göre, görünürde ABD ile Türkiye yan yana düşüyor; Türkiye ile ABD İdlib’de askeri operasyona karşı çıkma konusunda ortaklaşmış durumda. ‘‘Her iki ülkenin gerekçeleri ve çıkarları farklı tabii’’ de diyor yazar.

Şöyle bir planı varmış ABD’nin:

‘‘ABD, İdlib’de Şam rejiminin kimyasal silah kullandığını iddia ederek müdahalede bulunacak. Bu hazırlanmış bir senaryo. Öbür yanda Suriye’nin kuzeyinde kendi askeri-siyasi himayesine aldığı bölgede PKK’ya bir özerk devlet kurdurtacak. Nitekim İdlib kriziyle paralel olarak PKK kendi özerk yönetimini ilan etti. Pek tabii bu ilan ABD’nin onayıyla oldu. Başka türlüsü mümkün mü?’’

Eğer böyle bir şer plan varsa, Türkiye için, görünürde de olsa, nasıl olur da ‘‘ABD ile yan yana düşüyor’’ denilebilir?

Rusya ise Türkiye’nin hassasiyetlerini dikkate almıyormuş.

Üç liderin buluşmak ve İdlib sorununu görüşmek için Tahran’a hareket ettikleri sabah, Suriye hava kuvvetlerine ait uçaklar, Rus jetleri himayesinde, İdlib üzerine bombalar yağdırmıştı.

Tahran dönüşü…

Liderler Tahran’dan ayrıldıktan sonra Suriye-Rus işbirliğini yansıtan hava saldırıları artarak devam etti.

Tam bu noktada, dün, dışişleri bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun ‘‘Bazı ülkeler İdlib’de kendi ajandasına göre hareket ediyor’’ açıklamasını yaptığı duyuldu.

Kafam daha da karıştı: Bazı ülkeler? Hangileri bunlar?

Daha doğru soru şu: Her ülke kendi ajandasına göre hareket etmez mi zaten?

Peki biz farklı bir şey mi bekliyorduk? Biz kendi ajandamıza göre hareket etmiyor muyuz yoksa? İdlib düşerse 2 milyondan fazla mülteci kapımıza dayanır, içlerinde teröristler de bulunabilir, sınırlarımızda bir düşman devlet kurulabilir endişelerimiz bizim ajandamızı oluşturmuyor mu?

Kafamda bu sorularla yazımı yazmaya oturmuştum ki, bir uluslararası politika hocasının -bir profesör- yazısı imdadıma yetişti.

Yazı şu paragrafla sona eriyor:

‘‘Elbette daha Suriye’de barış ve istikrarın temini için katedilmesi gereken uzun bir yol var. Yine de Tahran toplantısı, İdlib’deki insani krizin hafifletilmesi ve Suriye’deki ihtilafların Suriyelilerin öncülüğünde ve sahipliğinde bir siyasi çözüme ulaşılması için yeni adımların atılması yönünde olumlu bir aşama olmuştur.’’

Cumhurbaşkanı Tahran dönüşü uçakta medya mensuplarıyla..

Aynı olumlu hava Tahran’dan dönüş yolunda kendisine refakat eden medya mensuplarıyla sohbet eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın diline de yansımış. Alınan ‘ateşkes’ kararının bağlayıcılığı üzerinde durduktan sonra, Putin’le ayrılmadan Hemen önce bir kez daha görüştüğünü ve bu konuda ondan söz aldığını söylüyor Cumhurbaşkanı. ‘‘İnşallah inanıyorum ki sözlerinde duracaklardır’’ da diyor.

Öyleyse AA’nın verdiği bilgilerle yazılıp gece yarısı servise konulmuş şu habere ne diyeceğiz:

‘‘Tahran Zirvesi’nde Türkiye’nin ateşkes önerisini kabul etmeyen Rusya dün de İdlib’in güney kesimlerini savaş uçaklarıyla vurmaya devam etti.’’

İdlib’ten göç başlamış habere göre. Şimdilik Afrin’e doğru…

En başta söylediğim gibi bu konuda benim kafam karışık, bu yazıyla sizin zihninizi de karıştırdımsa özür dilerim.

Bu yazı Fehmi Koru'nun kişisel blogundan alınmıştır