Elizabeth Tsurkov: 'Suriye'de paralı asker piyasası oluştu'

Ülkeleri harap olurken Azerbaycan ve Libya’da savaşa gitmek zorunda kalan Suriyeliler, bu savaşı her şekilde kendi çıkarı için kullanmaya çalışan Türkiye ve Rusya’nın pragmatizminin birer kurbanı. Her iki ülke hem Suriyelilerin koruyucusu ve hem de ölüm meleği; ülkeyi kana boğarken, halka yardım ettiklerini öne sürüyorlar. Suriyelilerin yaşamına hiç değer vermedikleri gibi onları kendi jeopolitik satrançlarında birer piyon olarak görüyorlar. Suriyeliler - eski isyancılar, milisler veya sıradan siviller - sadece kendileri için biçilen rolü oynuyorlar. Bu realiteyi reddetmek, kendilerinin ve ailelerinin aç kalması anlamına gelir.

Başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’daki gelişmeleri çok yakından izleyen gazetecilerden Elizabeth Tsurkov, New York Review dergisinde kaleme aldığı makalede, Suriyelilerin neden paralı asker olduklarını aktarıyor. 

Azerbaycan, Suriye ve Libya’da Türkiye için savaşan Suriyelilerle görüşmeler yapan Tsurkov’a göre başka ülkeler savaşmaya giden Suriyelilerin en önemli gerekçesi maddi sıkıntılar. 

Tsurkov, geçtiğimiz yıl sonunda Suriye rejim güçlerinin eline geçen Maarat el Numan kentinden bir aktivist olan Amer’in sözlerini şu ifadelerle aktarıyor:

"İdlib'deki [Eyalet] kamplardan birinde ekmek dağıtıyorduk. Neredeyse tamamı kadınlardan oluşan bu kampın yaklaşık bin aileye ev sahipliği yaptığını görmek beni şaşırttı. Kocalarının veya kardeşlerinin nerede olduğunu sorduğumda bana Libya'ya gittiklerini söylediler. Onlara, 'Bunu yapmalarına nasıl izin verdiniz?' diye sordum, 'Gitmeseler, açlıktan ölecek ya da namusumuzu satacağız [fuhuşa döneceğiz] diyerek cevap verdiler." Böylece erkekler bedenlerini satan eşler yerine kendi bedenlerini sattılar.”

Tsurkov’un makalesinde görüşünü aldığı paralı askerlerden Abdulbasıt ailesine yardım etmek için Azerbaycan’a savaşmaya gittiğinii belirtiyor:

“Bizi doğrudan ön cepheye sürdüler. Durum berbat. Her gün çatışma var. Saldırı ile görevlendirildik. Dinlenme yok. Kayıp çok kişi var ve onlara ulaşamıyoruz.“

Azerbaycan'dan konuşan Abdulbasıt’ı Humus kırsalındaki Rastan’dan başka bir ülkede, başkası için savaşmaya iten sebep hala Rastan’da olan babasının ailevi sebeplerden almak zorunda olduğu büyük borcu ödeyememesi. “İstemememe rağmen gitmek zorunda kaldım“ diyor. 

Abdulbasıt‘ın Eylül ayının başından bu yana Türkiye tarafından Dağlık Karabağ’a savaşmak üzere gönderilen yüzlerce Suriyeli savaşçıdan biri olduğunu aktaran Tsurkov, “Bölgesel hakimiyet için yapılan bu yarışmada, Suriye'nin aileleri paramparça olmuş beş parasız adamları savaşın ilk öldürülecek adamları haline geldiler. Abdulbasıt‘ın Rastanlı dört arkadaşı Azerbaycan’da yere ayak bastıktan iki gün sonra öldürüldü. Bir hafta sonra da diğer iki kişi öldürüldü“ diyor.

Rusya’nın da Libya'ya gönderdiği paralı askerleri 2015’ten itibaren Suriye’de faaliyet gösteren Wagner Grubu üzerinden Esad yanlısı milislerin saflarından ve Suriye Ordusu oluşumları arasından topladığını yazan Tsurkov, “Bu güçler arasında 5. Kolordu, 25. Bölük (eski adıyla Kaplan Güçleri), Kudüs Tugayı ve sözde IŞİD Avcıları bulunuyor. Rusya ve Esad başlangıçta bu güçleri Suriyeli isyancılara ve IŞİD'e karşı konuşlandırdı, ancak 2020'nin başından itibaren Rusya, Libya'da savaşmak için bu oluşumlardan adamlar almaya başladı. Ayrıca Rusya, Libya'da Wagner Grubu'nun güçleriyle birlikte savaşmak için Suriye Ulusal Savunma Kuvvetleri'nden bazı aktif hizmet personeli ve milis üyelerini de silah altına aldı ve bunlarla General Halife Hafter'in güçlerini destekledi” diyor. 

Türkiye ve Rusya’nın kimleri silah altına aldığını da Tsurkov şu ifadelerle dile getiriyor: “Tipik olarak, iç savaşlar sona erdiğinde, silah altındaki kişiler terhis olur ve sivil hayata geri döner. Nitekim Rusya ve Türkiye tarafından yurtdışında savaşmak üzere askere alınan erkeklerin çoğu, ya sekiz ila dokuz yıl hizmet verdikten sonra nihayet Suriye Ordusundan terhis edilenler ya da yaralanma ya da direnişin yolundan çıktığına inanarak isyanı bırakan kişilerden oluşuyor. 

Ancak Suriye ekonomisi o kadar harap durumda ki, bir miktar işgücü piyasası deneyimine ve becerisine sahip olan terhis edilmiş savaşçılar bile sivil işler bulmak için mücadele ediyor.

Ve daha az alternatifi olan erkekler var. Neredeyse on yıldır süren savaşta, pazarlanabilir tek becerileri savaşmak olan bir genç nesil ortaya çıktı. Bunlar genellikle, savaş başladığında hala okulda olan ve daha sonra eğitimi savaş nedeniyle kesintiye uğrayan genç erkeklerdir. Onlarla yaptığım görüşmelerimde, bazıları konuşmada kullanılan Arapça'nın basitleştirilmiş versiyonunda bile yazmak için mücadele ederken, sadece sesli mesaj ve çağrıları kullanmakta ısrar ediyorlar.“

Libya ve Azerbaycan’daki savaşın her iki tarafında da yer alan paralı askerlerle yaptığı görüşmelerde, katılım için birincil motivasyonun para olduğunu gördüğünü belirten Tsurkov, Suriye Ulusal Ordusu (SNA) savaşçılarının, genellikle iki ayda bir ödenen ve günde yaklaşık 1 dolar olan yaklaşık 500 Türk Lirası ortalama ücret aldıklarını bununla ancak günlük iki buçuk ekmek alabildiklerini aktarıyor. 

Libya'da savaşacak olanlara çok daha cömert bir aylık; iki bin dolarlık bir ücret vaat edildiğini ancak gerçekte bunun yüzde 50'ye kadarının açgözlü komutanlar ve aracılar tarafından alındığını ortaya koyan Tsurkov, “Azerbaycan'da konuştuğum savaşçılara ise bir aydan daha kısa süre önce konuşlandırıldıkları için henüz ödeme yapılmadı, ancak üç ay süren sözleşmeler için ayda 600 ila iki 500 dolar arasında söz verildi: tüm maaşlar Suriye'de kazanabileceklerinden önemli ölçüde daha yüksek“ diyor.

Suriyelileri Türkiye ve Rusya için kiralık silaha dönüştüren sebeplerin başında Lübnan'ın ekonomik çöküşü, Covid-19 bağlantılı yasaklar, Suriye rejiminin lider kadrosunda gözle görülür çatlakların ortaya çıkması, Suriye Lirası'nın hızlı değer kaybetmesi ve 2019 Sezar Yasası uyarınca ek ABD yaptırımlarının uygulanmasını sayan Tsurkov, halkın artık ancak karbonhidratlarla beslenebildiğini yazıyor: 

“Suriye para birimi Ekim 2019'da başlayan ve ancak bu yıl Haziran ayında kavuştuğu istikrar ile neredeyse değerinin yarısını kaybetti ve yerel olarak üretilen ve yetiştirilen ürünler de dahil olmak üzere temel gıda mallarının fiyatlarının iki katına çıkmasına neden oldu. Yoksul Suriyeliler sofralarından et, kümes hayvanları ve meyveleri çoktan kesmişti; şimdi yumurta ve sebzelerden de vazgeçmek zorunda kaldılar ve ucuz karbonhidratlara, özellikle ekmeğe, giderek daha fazla ihtiyaç duyuyorlar. Suriyeli çocuklar arasında kötü beslenme oranları 2020'de ikiye katlandı.”

Suriye ve Libya’da savaşan paralı askerlere verilen Türk vatandaşlığı sözünün Azerbaycan’da savaşanlar için verilmediğini, hatta burada savaşanların öldüklerinde ailelerine herhangi bir tazminat da ödenmediğini yazan Tsurkov, paralı askerlerin önemli bir kısmının alkol ve uyuşturucu bağımlısı hale geldiklerini de aktarıyor: 

“Bazıları farklı bir çaresizliğin kurbanı. Libya'da SNA saflarında savaşmak için kayıt yaptıran Samir, Halep'in işçi sınıfı Shaar mahallesinde 2011'de Suriye rejimine karşı protestolar düzenleyen ilk kişilerden biriydi. Daha sonra silahlı isyana katıldı ve birçok kez yaralandı. Şehir düştükten sonra, erkekler kuzey Halep Eyaletine götürüldü ve burada başka iş bulamayınca SNA saflarına katıldı. Nihayet ailesinin açlıkla karşı karşıya kalması üzerine Samir, Libya'da savaşmak için kayıt olmaya karar verdi. Orada uyuşturucu bağımlısı oldu, Libya’da uyuşturucu ve alkol hem Suriye’den daha ucuz ve hem de daha çok bulunabiliyor.

Libya'daki savaşçılar ile yaptığım görüşmeler, aralarında uyuşturucu ve alkol kullanımının yaygın olduğunu gösteriyor. Bazı savaşçılar beni garip saatlerde sarhoş bir vaziyette arıyorlar. Libya'daki (savaşın her iki tarafında) Suriyeli paralı askerlerin çoğunun maaşları Avrupa'ya kaçmalarını önlemek için ailelerine ödeniyor. Ancak SNA savaşçıları ayda yaklaşık 300 dolar harçlık alıyorlar. Bazıları bunun çoğunu partilere harcıyor. Samir de Libya'dan döndükten sonra, aldığı tüm parayı uyuşturucuya harcadı. Şimdi Azerbaycan'a gitmek için kaydoldu. Paraya ihtiyacı var."

2020 boyunca, bu tür paralı asker konuşlandırmalarının, Suriye toplumlarında kademeli olarak sosyal bir norm olarak kabul edildiğini ve paralı asker ekonomisinin daha kurumsal bir karakter kazandığını da yazan Tsurkov, “Başlangıçta Türkiye, Suriyelileri yurtdışında savaşmaya ikna etmekte zorlandı. SNA savaşçıları, Suriyeli komutanlarının Libya'ya konuşlanma emrine direndiler ve görevden azledilmekle tehdit edildiler. Suriye'de Türkiye için savaşmak bir şekilde isyanın çıkarlarına hizmet edecek şekilde rasyonelleştirilebilirken, Libya'da savaşmak mümkün değildi.

Ancak zamanla, savaşçılar vaat edilen, daha kazançlı maaşların geldiğini anladıkça, tutumları değişti. Daha fazla arkadaşlarının yurtdışına gittiğini gördüler ve yavaş yavaş bu fikre alıştılar, hatta bazı durumlarda heyecan da duydular. Şimdi, hem Suriye rejiminin kontrolündeki bölgelerde, hem de Türk kontrolündeki bölgelerde silah altına alınmak ve denizaşırı ülkelere gönderilmek için, savaşçıların ya kişisel bir bağlantıya (wasta) sahip olması ya da daha düşük paralara çalışmaları gerekiyor” diyor. 

Dağlık Karabağ'ı ele geçirmek için savaşçıların gönderilmesinin, birçok Suriyelinin ekonomik çaresizliğini ve diğerlerinin bundan kâr etme istekliliğini ortaya çıkardığını da vurgulayan Tsurkov, paralı asker toplama işinin tam bir ranta dönüştüğünü belirtiyor. Tsurkov makalenin devamında bu konuyu detaylı olarak anlatıyor: 

“Paralı asker kaydı yapan gruplar ve temsilcileri; Fehim İsa (Sultan Murad Tugayı Lideri), Seyf Ebubekir  (Hamza Tümeni) ve Ebu Amşa kod isimli Muhammed Casim (Sultan Süleyman Şah Tugayı'ndan) Bu komutanların ortakları arasında geniş bir vurguncular ağı oluşmuştur.

Ağustos ayının başlarından itibaren bu aracılar, Azerbaycan'a yeni üye kaydetmek için Suriye'nin kuzey batısındaki Afrin’de tuğladan ofisler kurdular. Aynı amaçla popüler mesajlaşma hizmeti sunan WhatsApp'ta gruplar oluşturdular ve tekliflerini SNA üyeleri tarafından kullanılan diğer WhatsApp gruplarında ilan ettiler. Aracılardan bazıları, gelecekte alacakları maaştan alacakları komisyon karşılığında erkekleri kaydeiyor ve daha sonra onları üç grubun komutanlarına yakın başka isimlere havale ediyor. Onlar da yine bu işten komisyon alıyor. Şu anda Azerbaycan’a en az bin savaşçı gönderildi ve birkaç bin asker de gönderilmek için silah altına alındı. Aracılar ve komisyoncular artık savaş deneyimi olmayan sivilleri bile kabul ediyor.

Başlangıçta, paralı asker toplayan kişiler muhtemel savaşçılara sadece petrol tesislerini koruyacaklarını söylediler. Ancak Azerbaycan, Ermeni kuvvetleriyle çatışmaya girdiğinde ilke önce Suriyeliler cepheye gönderildi. Birkaç gün içinde onlarca kişi öldürülünce, silah altına alım süreci değişti. Bugün, bazı aracı ve komisyoncular, silah altına alınanların daha güvenli alanlara gönderileceğini garanti ettiklerini iddia ediyor; Bu yanlıştır çünkü Suriyeliler hangi cephelerin hareketsiz kalacağını ve hangilerinin hareketleneceğini bilemezler.”

Çevirinin kaynağına buradan ulaşabilirsiniz