Tiny Url
http://tinyurl.com/y959cg8w
Eki 08 2018

Erdoğan’ın Soçi anlaşması Esad’a yarıyor

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rus mevkidaşı Vladimir Putin arasında Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib vilayetine dair geçtiğimiz ay Soçi’de yapılan anlaşma hakkında çok şey söylendi.

Türkiye’nin hükümet kontrolündeki medyasının haberi coşkuyla karşılaması, Suriye hükümetinin isyancıların elindeki bölgeye düzenlemesi beklenen harekâtın önlenmesinin verdiği rahatlamayı yansıtıyordu.

Hatta bir köşe yazarı son zamanlarda pek fazla iyi haber alamayan Erdoğan’ın Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilebileceğini bile söyledi. Başka yerlerdeyse pek çok kişi anlaşmanın geçici bir ertelemenin ötesinde İdlib ve Türkiye için ne getirdiğini merak etti.

Mevcut durumda İdlib bir dizi silahlı grubun işgalinde. Suriye hükümetine karşı olmanın dışında paylaştıkları pek bir şey yok ki, ortak düşmanlarıyla olduğu kadar birbirleriyle de savaşmalarının nedeni de kısmen bu.

Bu kaotik ortamda, Türkiye’nin askeri birlikleri mevcut. 2017’de Rusya ve İran’la yapılan bir anlaşma uyarınca, İdlib’i çevresindeki Suriye vilayetlerinden ayıran sınır boyunca bir düzine kadar mevkide konuşlanmış bu birlikler, isyancıları Suriye Hükümeti’nin güçlerinden ayıran bir tür tampon işlevi görüyor.

Soçi Anlaşması’nın koşullarına göre, İdlib’in iç sınırları boyunca 15 ile 25 kilometrelik silahsızlandırılmış bir tampon bölgenin ekim ortasına dek tesis edilmesi işi, Türkiye’ye düşüyor.

Bu amaçla ağır silahlarla birlikte Putin’in ‘radikal düşünceli’ olarak tanımladığı isyancıların bölgeden uzaklaştırılması gerekiyor. Bunun karşılığında Rusya, Suriye Hükümeti’nin yoğun nüfusa sahip bu bölgeye bir saldırı düzenlemesini önleyecek.

Buraya kadar her şey tamam. Türkiye İdlib’de bir insani felaket yaşanması olasılığını geçici olarak önlemiş durumda ki, böylesi bir ihtimalde yüzbinlerce mülteci ve isyancının Türkiye sınırına yığılması muhtemel.

Bunu ötesinde, anlaşmanın en çok Suriye Başkanı Beşar Esad’ın çıkarlarına hizmet ettiği gözden kaçmıyor.

Esad ile onun müttefikleri Rusya, İran ve Hizbullah; düşmanlarını giderek daha az sayıda ve küçük ceplere sıkıştırmaya yönelik bir stratejiyi birkaç yıldır büyük ölçüde başarıyla yürüttüler.

Bunu neden yaptıklarını anlamak zor değil. Muhaliflerin güçlerini belli lokasyonlarda yoğunlaştırıyor olsa da, fazlasıyla yayılmış ve sayıca yetersiz Suriye Rejimi güçlerinin isyancıların terk ettiği bölgeleri düşük maliyetle geri almasına, bir yandan da daha üstün ateş güçlerini az sayıda ama hedef açısından zengin bölgelere yoğunlaştırmalarına imkân veriyor.

Bu strateji, Suriye Hükümeti’nin askeri üstünlüklerine hizmet ederken askeri zayıflıklarının da üstünü örtüyor.

Soçi’de varılan anlaşma her açıdan bu stratejiyi güçlendirdiği izlenimi veriyor. Dolayısıyla Suriye Hükümeti’nin olumlu tepki vermesi şaşırtıcı değil. Türkiye’nin pazarlıkta kendisine düşeni kısmen de olsa başarması halinde, isyancı güçler artık İdlib içinde daha da küçük bir bölgeye toplanacak, bu da Suriye saldırıya geçerse ya da geçtiğinde, onları daha kolay bir hedef haline getirecek.

Anlaşma öylesine belirsizliklerle malul ki, Türkiye koşulları yerine getirmenin kendisi için neredeyse imkânsız olduğunu görecek. Türkiye’nin ‘radikal düşünceli’ isyancıların kimler olduğuna dair anlayışı, muhtemelen Rusya’nın anlayışından farklı; Suriye Hükümeti’ni anmayalım bile.

Türkiye bu kısa zaman zarfında tampon bölgedeki tüm isyancı güçleri boşaltabilirse, parmaklar bölge içinde kalan gruplara yönelecek. Önerilen tampon bölgeyi terk etmeye en isteksiz grupların aynı zamanda en ‘radikal düşünceli’ gruplar olacağı da aşikâr.

Yani, Türkiye basınında gördüğü bütün iltifata rağmen Soçi Anlaşması, Suriye topraklarının bir kısmının, Suriye Hükümeti’nin kendi seçeceği zamanda ve asgari maliyetle buraları yeniden ele geçirmesine izin verecek şekilde isyancılardan temizlenmesi işini Türkiye’ye yüklüyor.

Sürecin devamında, işler İdlib’deki isyancılar ile Suriye Ordusu’nun çatışması noktasına geldiğinde, bir kısmını Türkiye’nin kendi kanatları altına alıp beslediği isyancı gruplar; bu anlaşmanın öncesine kıyasla daha kırılgan bir pozisyonda olacak. Bu ise Türkiye’nin Suriye’deki elini zayıflatıyor.

Türkiye doğal olarak işlerin bu noktaya gelmeyeceğini umuyor. Ancak satın aldığı zaman zarfında hesapları değiştirmek için ne yapabileceği belli değil. Türkiye medyasındaki işaretlere bakacak olursak Ankara Şam’ın dikkatini, halen ABD desteğindeki Kürt milislerin kontrol ettiği Fırat’ın doğusundaki Suriye topraklarına çekmek isteyecek.

Türkiye uzun zamandır bu grupları kendi ulusal güvenliğine yönelik Suriye’den kaynaklanan en büyük tehdit olarak görüyor. Belki de, Suriye Hükümeti’ni ve müttefiklerini; söz konusu Kürt gruplarının Suriye’nin toprak bütünlüğüne, Türk ordusunun 2016 ve 2018’de işgal ettiği bölgeler bir yana, İdlib’deki isyancılardan da daha büyük bir tehdit teşkil ettiğine ikna edebileceğini umuyor.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dan gelen destek verici seslere rağmen, Suriye Hükümeti’nin kontrol edemediği başka bölgeler varken İdlib’i geri almaya öncelik vermesine neden olan koşulların, Soçi’deki gelişmelerle ne ölçüde değişebileceğini anlamak zor.

Bu nedenle Soçi Anlaşması, Suriye’de Türkiye’nin hedeflerinin gerçekleşmesine yönelik uzun vadeli bir gelişmeden ziyade, Türkiye’nin yeni bir mülteci -ve arasında çokça radikalin olacağı cihatçı- akınını telaşla, o da şimdilik, önleme çabası görüntüsü veriyor.

Türkiye’nin eski dışişleri bakanlarından Yaşar Yakış’ın ifadesiyle, Türkiye “İdlib’deki pis işi yapmaya” ikna oldu.

Bu Suriye hükümetinin pis işi. Suriye çatışmasındaki sıfır toplamlı oyunda Türkiye’nin kaybı, Suriye hükümetinin kazancı demek.