Burak Tuygan
Ağu 25 2019

Erdoğan'ın Suriye'de 'kurtlarla dans' oyununda son perde!

Suriye'de Türkiye açısından baş döndüren bir hafta geride kaldı. Salı günü Suriye rejim güçlerinin stratejik Han Şeyhun kasabasını ele geçirmesi Ankara'da tehlike zillerinin çalmasına sebep oldu.

Rusya uzmanı Kerim Has'a göre Rus lider Vladimir Putin'i arayan ancak zar zor ulaşabilen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, telefonda muhatabından istediği garantileri alamamış olacak ki, 27 Ağustos'ta Moskova'ya gidiyor. Telefon görüşmesinden sonra Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndan yapılan açıklamada Erdoğan'ın Putin'e, “İdlib'deki ateşkes ihlalleri insani krize yol açıyor. Çözüm çabalarına zarar veriyor. Türkiye'nin güvenliğini de ciddi biçimde tehdit ediyor” dediği belirtildi.

Türk, Rus ve İran liderlerinin 16 Nisan'da 14. Astana görüşmeleri için Ankara'da bir araya gelmelerinden kısa bir süre önce Erdoğan'ın acilen Putin ile görüşme talebi durumun ciddiyetini net bir şekilde ortaya koyuyor.

İdlib'de Rusya ile karşı karşıya kalan Ankara, 'güvenli bölge' konusunda ABD ile de ters düşmemek için Washington'ın masaya sürdüğü şartları kabul etmiş görünüyor.

Tüm detaylar tam olarak bilinmese de Savunma Bakanı Hulusi Akar, ABD ile 'güvenli bölge' konusunda ilk adımın atıldığını, Şanlıurfa merkezli “Birleşik Müşterek Harekât Merkezi'nin tam kapasiteyle faaliyete başladığını açıkladı. Ayrıca birinci safha uygulamaları kapsamında, Türk ve ABD’li komutanların iştirak ettiği ilk ortak helikopter uçuşu da bugün gerçekleştirildi.

Katar merkezli El Cezire Televizyonu ilk aşama beş km derinlikte olacak güvenli bölge, gelişmelere göre daha sonra genişletilebilecek. Türkiye, bu bölgenin tüm Suriye sınırı boyunca ve 35-40 km derinlikte olmasını istiyor. ABD ise daha önce en fazla 100 km genişlikte ve 10-15 km derinlik şartını masaya sürmüştü.

Suriye sınırları içinde, Türkiye ile YPG liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) kontrolündeki bölgeler arasında tampon olacak 'güvenli bölge' ile ilgili diğer önemli belirsizlikler ise bölgenin kimler tarafından kontrol edileceği, Türkiye'nin bölgeye ne kadar asker ve ağır silah gönderebileceği gibi konular da bulunuyor.

2013'ten itibaren güvenli bölge talebinde bulunan Türkiye'nin girişimleri ABD tarafından sıcak karşılanmamıştı. Haziran ayından itibaren bölgeye yığınak yapmaya başlayan Türkiye, ABD'nin tehditleri karşısında Menbiç'e herhangi bir müdahalede bulunmamıştı.

Türkiye, ABD Başkanı Donald Trump'ın güvenli bölge oluşturulması için Türkiye'nin ortaya koyduğu önerilere sıcak baktığını, ancak Pentagon'un ayak direttiğini öne sürüyor.

SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi, Haseke'de yaptığı açıklamada güvenli bölge konusundaki girişimlerin başarıya ulaşması için ellerinden geleni yapacaklarını belirtti. Abdi, ABD üzerinden Türkiye ile görüşmeler gerçekleştirdiklerini de ifade etti.

Amerikan Merkez Kuvvetler ise (CENTCOM), 23 Ağustos tarihli açıklamasında bölgedeki SDG bünyesindeki YPG güçlerinin bölgeyi terk etmeye başladıklarını öne sürdü.

İdlib'de Ankara'nın beklemediği gelişmelerin yaşanması üzerine ABD'nin istediği şartların alelacele kabul edildiği tahmin ediliyor.

Şu ana kadar Türkiye kamuoyunda İdlib'den çok Menbiç ve güvenli bölge konuşuluyordu. Ancak S-400 konusunda istediği tavizleri alan, fakat Türkiye'nin Menbiç'te ABD ile muhtemel bir işbirliğine gitmek için yollar aradığını gören Rusya, yaklaşık üç ay ara verdiği bombardıman ve Suriye güçlerine lojistik desteğe yeniden başlamıştı.

Kısa sürede Türkiye destekli milis güçler, El Kaide çizgisindeki Heyet Tahrir Şam (HTŞ) ve Ceyş el İzz güçlerine büyük üstünlük kuran Suriye ordusu stratejik Han Şeyhun kasabasını ele geçirerek Türkiye'nin Murek'teki gözlem noktasının muhaliflerin kontrolündeki ana bölge ile bağlantısını kesti. Hemen akabinde rejim güçlerinin bölgeye intikal eden bir Türk askeri konvoyuna yönelik önleyici bir saldırı düzenlemesi, Rusya'nın Türkiye'yi cezalandırmak istediği algısı oluşturdu.

Rusya destekli rejim güçlerinin ilerleyişini sürdürmesi durumunda hem bölgedeki 12 gözlem noktasında bulunan Türk askerleri büyük bir risk altına girmiş olacak, hem de İdlib'de yaşayan 3 milyon Suriyeli Türkiye'ye kaçma yolları arayacak. Bölgede 40 bini HTŞ bünyesinde bulunan yaklaşık 100 bin militanın da kaçabileceği tek güzergâh Türkiye.

Ancak İçişleri Bakanı Süleyman Soylu bu hafta yaptığı açıklamada Türkiye'ye kaçmak isteyen mültecileri Suriye sınırları içinde belirledikleri noktalara yerleştireceklerini söyledi. Bu bölgelerin İdlib'de mi, yoksa Türkiye'nin kontrol ettiği Afrin ya da El Bab bölgesinde mi olacağı konusunda Soylu herhangi bir bilgi vermedi.

Nisan ayında İdlib'i kurtarmak için harekete geçen Suriye rejim güçleri, Türkiye ile Rusya arasında devam eden görüşmelerden dolayı muhaliflere karşı bir ilerleme kaydedememiş, mevzilerini korumaya çalışmıştı.

Salı günü Putin ile görüşecek olan Erdoğan'ın alacağı cevaplara göre İdlib'de önümüzdeki günlerde nelerin yaşanacağı az çok belli olacak.

Rusya destekli rejim güçlerinin ilerlemek istemesi durumunda Türkiye ve muhaliflerin direnmesi çok da ihtimal dâhilinde görünmüyor. Üstelik muhaliflerin en önemli gücünü Türkiye'nin silahsızlandırması gereken HTŞ oluşturuyorken.

Rusya'nın bundan sonraki süreçte Türkiye'nin taleplerine çok daha sert tepkiler vermesi mümkün çünkü artık denkleme Menbiç ve güvenli bölge de dâhil olmuş durumda.

Rusya ve Suriye rejimi hiçbir şekilde Türkiye'nin bir tampon bölge oluşturmasını ve bölgede nüfuz elde etmesini istemiyor. Türkiye ise İdlib'den çok ABD'nin de desteğini sağladığı bir güvenli bölgeyi daha çok önemsiyor.

Henüz birkaç hafta öncesine kadar ABD'nin ne tür yaptırımlar uygulayacağı tartışılırken, şimdi ise Rusya'nın Türkiye'nin nasıl cezalandıracağı konuşuluyor.

Son birkaç yıldır ABD ve Rusya arasındaki anlaşmazlıkları kullanarak Suriye'de rol kapmaya çalışan Türkiye ve Erdoğan için karar verme vakti geldi. Kurtlarla dansta perde artık kapanıyor. 


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar