Küresel güçler Suriye'de kafa kafaya: Davutoğlu'nu uyardım, Erdoğan'a not yolladım dinlemediler

 

Suriye'de 2011 yılında başlayan iç savaş son birkaç yıldır yerini, küresel güçlerin de müdahil olduğu vekalet savaşlarına bıraktı. 

ABD'nin Kürt militan grubu YPG'ye, Rusya'nın ise Esad rejimi ve ordusuna desteği aşikar. Bölgesel güç olan İran da, kendi militan grupları ile İsrail'e tehdit olabilecek şekilde Golan Tepeleri'ne yakın bölgede aktif. 

Türkiye'nin Afrin Operasyonu ise 22. gününde. Hedef Kürt militan grubu YPG kontrolündeki Afrin ve Menbiç'i alıp bölgeyi Kürt kontrolünden temizlemek ve onları Fırat'ın doğusuna itmek. Ancak Menbiç'teki ABD askeri varlığı, bu plan önündeki en büyük engel. 

Türkiye, ABD'nin Menbiç'ten çekilmemesi durumunda Amerikan askerlerinin de hedefte olacağı tehdidi savururken, ABD'li askeri yetkililer de bu hareketin "agresif bir şekilde karşılık bulacağı" karşılığını veriyor.

Bu genel tablo içinde, meydana gelen ve kaçınılmaz olan tekil olaylar büyük güçleri her an sıcak bir çatışmanın eşiğine getiriyor. 

Son olarak, bugün Türkiye'ye ait ATAK tipi bir helikopter düşürüldü ve iki asker hayatını kaybetti.

Yine aynı saatlerde Esad rejimi, Rusya tarafından desteklenen hava savunma sistemi sayesinde, Suriye'deki bazı hedefleri vurmak için İsrail'den havalanan ve Suriye hava sahasına giren bir F-16 savaş uçağını düşürdü. Öncesinde, İsrail İran'a ait bir insansız hava aracını düşürdüğünü duyurdu.

İsrail'in misillemesi gecikmedi. İsrail hava kuvvetleri, İran'a ait 12 hedefe ve Suriye'ye hava operasyonları düzenledi. 

Geçen hafta da, İdlib'te Rus hava kuvvetlerine ait bir Su-25 tipi uçak düşürüldü. Pilotun da hayatını kaybettiği olay sonrası, Rus medyasında, uçağın Türkiye destekli militan gruplar tarafından MANPAD olarak bilinen taşınabilir hava savunma sistemi kullanılarak düşürüldüğü iddiaları yer aldı.

Bu arada Türkiye-Rusya ve İran, geçtiğimiz aylarda biraraya gelerek İdlib, Lazkiye eyaletinin kuzeydoğusu, Halep eyaletinin batısı ve Hama eyaletinin kuzeyi; Humus eyaletinin kuzeyindeki Rastan ve Talbise bölgeleri ile Şam'ın kuzeyinde bulunan Doğu Guta ve güneyde Ürdün sınırında bulunan Deraa ve Kuneytra eyaletlerinin belli bölgelerinde 'çatışmasızlık bölgeleri' kurulması konusunda anlaştı.

Ancak, bu bölgelerin Esad'ın, kaybettiği toprakları geri alabilmek için istediği cephede rahatça savaşmasının önünü açmak için Rusya tarafından yürürlüğe konulduğu iddiaları var.

Tüm bu sıcak gelişmeler ışığında, ABD, Ortadoğu'daki en büyük askeri üssü, Katar'daki El Hudedi Hava Üssünde, Körfez Savaşı'ndan bu yana ilk kez yüksek seviyeli alarm durumuna geçti.

Bu tablo, tüm tarafların sahada sıcak çatışma ihtimalini gözardı etmediği ve teyakkuz haline geçtiği gerçeğini ortaya koyarken, Türkiye'nin halihazırdaki konumu, gelinen tablodaki sorumluluğuna dair, Dışişleri eski Bakanı Yaşar Yakış Ahval'e konuştu.

Yakış'a göre, Türkiye daha savaşın patlak verdiği ilk dönemlerde Suriye lideri Beşar Esad ve Kürtlerle bir uzlaşıya varsaydı, hem büyük güçlerin Suriye'deki güç mücadelesi nedeniyle Türkiye'nin kayıpları sözkonusu olmayacaktı hem de sınırlarında bir Kürt devleti ihtimali belirmeyecekti.

Suriye'deki gruplar arasındaki çatışmaların vekalet savaşı olmaktan çıkıp büyük güçleri de içine çekme riski taşıyan bir hale dönüştüğüne işaret eden Yakış, Türkiye'nin, bu aktörlerin senaryolarını oynamaları sırasında taraf olmaması gerektiği görüşünü ifade ediyor.

Türkiye'nin kendi senaryosunu oynaması lazım geldiğine değinen Yakış, "O senaryolara bulaştığı zaman o güçlerin dümen suyuna girme tehlikesi bulunuyor. Mevcut durum, vekalet savaşı olmaktan çıkıp gerçek bir savaş olmaya başladığı zaman tehlike büyüktür. İlkinde bir yolunu bulup elinizi yıkayabilirsiniz, 'Bize yakın olan savaşçılar şöyle yapmış böyle yapmış' deyip kurtulabilirsiniz, ancak kendiniz de bulaştığınız zaman izah etmek çok zor olur" yorumunu yapıyor.

Türkiye'nin geçmişteki ve mevcut Suriye politikasına dair Yakış şunları söylüyor:

"Türkiye, geçmişte Batı ittifakı içinde hareket ediyordu ancak sonradan Rusya'nın dümen suyuna girme mecburiyetinde kaldı. Şimdi, Rusya'ya yakın bir yerde görüntüsü veriyor ve ABD ile her an çatışma olabilir intibası oluşuyor.

Afrin Operasyonu Menbiç'e genişletilirse bu tehlike daha da büyür. ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson geliyor Türkiye'ye ve önemli konuları görüşeceğini ve zor olacağını söylediğine göre; Amerikalılar'ın Türkiye'den taleplerinin Türkiye tarafından kolayca kabul edilebilir şeyler olmayacağı aşikar.

Türkiye eskisinden daha da dikkatli davranmak zorunda. Şu an uluslararası alanda yalnızlığa itilmiş durumda. Güçlü olsanız durumu idare edebilirsiniz ancak içine düştüğü yalnızlık durumunda idare etmek daha da zor olur."

İsrail'in son zamanlarda Suriye'de daha aktif hale gelmesi ve sık sık hava saldırıları düzenlemesiyle ilgili konuda da Yakış şu tespitlerde bulunuyor:

"İsrail'in haklı endişeleri var. İran'ın Suriye'de güçlü konum kazanması İsrail için eksidir. İran'ın Suriye'ye yerleşmesi istikrarlı ve önlenemez bir şekilde devam ediyor. Hele ki İran'ın yerleşme yeri olarak da güneybatı Suriye'yi hedeflemiş olması, İsrail kontrolündeki Golan Tepeleri'ne yakınlığı göz önünde bulundurulduğunda, İsrail için daha büyük tehdit.

İsrail bunu önlemeye çalışıyor. ABD, aslında DAİŞ'le mücadele ettiğini söylemek suretiyle dikkatimizi dağıtmış oluyor. Amerika'nın Suriye'deki çatışmalara müdahil olmasının daha büyük nedeni İsrail'in güvenliğidir.

Bu güvenliğin de iki boyut var; birisi Suriye'nin ve Irak'ın kuzeyinde Kürt devleti oluşturup İsrail'in komşularının hemen bitişiğinde, o ülkeleri rahatsız edebilecek dost bir ülkeye ihtiyaç var. Kürtler bu fonksiyonu gayet iyi yerine getirebilir.

ABD'nin amacı; önce Kürt ademi merkeziyetçiliği, sonra otonom yapı son olarak da bağımsız devlet kurmak üzerine kurulu, 100 yıllık uzun vadeli bir hedef. Kuzey Suriye'de deniyorlar şimdi. Bu İsrail'in güvenliğinin iki ayağından biri. Diğer ayağı da İran'ın orada bulunmasının engellenmesi. İran'ın Suriye'de güçlü konuma gelmesi İsrail'i rahatsız eder. ABD, bu iki hedefle mücadele ediyor şimdi. DAİŞ ile mücadele bir dikkat dağıtma operasyonu."

ABD ve Rusya’nın sahada karşı karşıya gelmesi durumda Türkiye'nin alması gereken tutumla ilgili de şu yorumu yapıyor Yakış:

"Türkiye, NATO yanında yer almalı. Ancak Atlantik camiası ile ilişkiler o kadar kötü ki; bu dayanışma şu an için pek mümkün görünmüyor. Yine de, şimdilik, büyük devletler Suriye'deki savaşı vekalet savaşı şeklinde sürdürüyor. ABD ve Rus ordularının karşı karşıya gelme ihtimali çok yakın değil."

Suriye’nin bu kadar farklı gücü topraklarına çekme nedenine dair de Yakış şu değerlendirmede bulunuyor:

"Suriye'nin etnik yapısı ve politik odaklarının diğer ülkelerden daha fazla olması bunda önemli bir etken. Irak’ı Şii ve Sünni olarak bölebilirsiniz ancak Suriye'yi Sünni, Alevi, Kürt, Maruni, Ermeni, Süryani, Keldani gibi çok bölümlere ayırabilirsiniz. Doğu Akdeniz'in güvenliği açısından da Suriye kilit konumda."

Tam da bu noktada Yakış, Türkiye'nin bugün Suriye'de geçmişteki hatalarının bedelini ödediğine dikkat çekiyor ve ekliyor:

"Suriye, kriz patlak verdiği günden bu yana çok fazla ülkenin ilgilendiği bir durum haline geldi. Türkiye de o başka ülkelerle birlikte kendisine yönelik bir tehdit yokken gereksiz yere bu duruma bulaştı. Kuzey Suriye'nin, Türkiye için tehdit haline dönüşmesi Türkiye'nin yanlış politikasının sonucudur.

Türkiye, mesela, Kürtlerle anlaşsaydı ve Ankara-Şam-Kürtler biraraya gelip, 'Ruslar ve ABD burada ancak onlar bir gün çekip gidecek, Suriyeliler, Türkler ve Kürtler bu toprakların kalıcı insanları; aynı suyu, toprağı ortamı paylaşıyoruz, kendi aramızda anlaşalım deseydi bugünkü tablo ortaya çıkmayabilirdi.

Geçmişte, Kürtler'in bölgedeki lideri Salih Müslüm Türkiye'ye davet edildi. O zaman Müslüm'e yapılan teklif yanlış bir teklifti. Ona söylenen şuydu: 'Sen Esad'a karşı savaş, biz senin arkanda olacağız.' Oysa, Şam, Ankara ve Kürtlerin çıkarları ortaktı. Orada onların da haklarını tanıyan, Türkiye'nin de endişelerini gideren, Türkmen köylerinin boşaltılmadığı bir formül üzerinde anlaşılmalıydı. Türkiye’nin uluslararası camianın peşine takılıp kendi çıkarlarını öngörememesi hali söz konusu."

Müslüm'e yapılan teklif neticesinde kaçırılan fırsat ile ilgili de şu yorumda bulunuyor Yakış:

"Müslüm bölgeyi daha iyi bildiği için ya Esad düşmezse, bu durumda 'Türkiye gelip beni kurtarmaz' diye düşündü. Ve şimdi doğru bir şey yaptığı ortaya çıktı. Türkiye'nin verdiği akla uyup da Esad ile savaşsaydı belki bugün kaybeden taraf olacaktı Müslüm.

Türkiye, Müslüm'ü buna iteceğine deminki formülü uygulamaydı. Kürtlere, 'Sizin önemli bir varlığınızın önemini kabul ediyoruz ancak PYD ya da başka bir Kürt partinin peşine takılıp kendinizini azınlıkta olduğu yerlerde insanları kovup, ya da yerlerinden olan insanların arazi ve evlerine el koyup başka yerlerden Kürtleri getirip buralara yerleştirerek etnik kompozisyonu değiştirmeye hakkınız yok' deseydi, uluslararası camiayı da arkasına alırdı.

Bunun uluslararası hukukta da yeri yok. O dönem mültecilere de kapılarını da açmamalıydı Türkiye. Afrin'de yeni bir yönetim kurup Suriyelileri oraya yerleştirme projesini en başta yapmalıydı. Suriye'den sadece yaralılar tedavi için gelmeli ve geri gönderilmeliydi. Bu yapılsa, uluslararası camianın desteği de alınırdı. Kamplar kurduk kendi ülkemizde ama uluslararası camiadan kamplara destek alamadık çünkü o kamplarda ne yaptığınız belli değildi. Çünkü Türkiye, o kamplara giriş ve kontrol verme hakkını tanımadı. Bunun vebali olarak, 30 milyar dolar gitti, toplumsal dengemiz bozuldu. İleride önemli sorunlara neden olacak bunlar."

Türkiye'nin yakın işbirliği içinde olduğu Rusya'nın Suriye'de bulunma sebebiyle ilgili de önemli uyarılarda bulunuyor Yakış:

"Rusya da Akdeniz’e inmek istiyor. Çar döneminden, yani 1700'lerden beri amacı bu. 300 yıl sonra bu amacı gerçekleştirdiler ve biz uçaklarını düşürerek 17 saniyede çanak tuttuk bu hayale. Suriye'de Tartus’ta deniz üsleri vardı Sovyetler zamanında, biz de Lazkiye'nin güneyinde Himeymim üssünü kurmalarına sebep olduk. Büyük Petro'nun hayal ettiği şeyi adım adım Rusya gerçekleştirmiş durumda."

Bu uyarıları dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu'na da ilettiğini söyleyen Yakış, "Ankara'daki büyükelçiler toplantısı sırasında Davutoğlu'na, 'Bakın Suriye'de dört yıl görev yaptım. Suudi Arabistan ve Mısır’da görev yaptım. Biraz Arapça da biliyorum. Bölgeyi iyi tanıyorum. Suriye sandığınız gibi değil, karmaşık bir ülke dedim. İlk yapmamız gereken şey angaje olmadan buradan sıyrılmamız lazım dedim lazım' dedim. Ancak cümlem daha bitmeden, Davutoğlu Suriye ile ilgili ne kadar doğru şey yaptığımızı söyledi. 2012 yılı ortalarında benzer bir notu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a da gönderdim. Ancak dikkate alınmadı" diye konuştu.