Kürt ağırlıklı SDG, Türkiye ile ABD’nin Suriye hedeflerinin arasında sıkıştı

Kürtlerin hâkim olduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG), müttefik oldukları ABD ile karşıtları Türkiye’nin çatışan savaş hedefleri arasında sıkışıp kalınca Doğu Suriye’de İslam Devletinin (IŞİD) elinde kalan ceplerden birini geri almak için yürüttüğü çatışmaya ara verdiğini açıkladı.

SDG bölgenin denetimini ele geçirmeye çalışırken, Türkiye’nin Kuzey Suriye’deki Kürt pozisyonlarına yönelik bombalamayı artırması, Birleşik Devletler’in başlıca müttefikinin sadakatini de paramparça etti ve SDG’nin 31 Ekim’de doğu Suriye’deki Hajin şehrindeki operasyonları durdurduğunu ilan etmesine neden oldu.

Fırat Nehri’nin bir kıvrımına kurulmuş, 60 bin nüfus, birkaç büyük cadde ile bir devlet hastanesine sahip Hajin son mevzi olarak beklenmedik şekilde zorlu çıktı ve bir türlü zapt edilemedi.

Hajin 2013’te IŞİD’in eline düştü ve 2016’da halifeliğinin düşüşe geçmesinin ardından terör örgütü şehirdeki savaşçılarının sayısını artırdı. Şehrin altında bir tünel şebekesi kurdu, bölgenin günlük hayatının içinde yer edinebilmek için bölgedeki aşiretlerle ilişkiler geliştirdi.

SDG ve koalisyon güçleri IŞİD mevziilerini bombalamaya devam ediyor, ancak ara verme kararından önce de Hajin saldırısı SDG için çok maliyetli olmaktaydı.

Sert rüzgârlarla havalanan çöl kumu görme mesafesini birkaç metreye düşürürken; son derece değişken deneyim ve becerilere sahip bir savaşçı havuzundan oluştuğu söylenen SDG, IŞİD’e yönelik operasyonlara ara verildiğini duyurmadan önce zaten ağır kayıplar vermişti. Agence France-Presse’in haberine göre 30 Ekim’de 72 SDG savaşçısı öldürüldü

SDG’nin duraklamaya dair açıklamasında şöyle söylendi:

“Kuzeyde Türkiye’nin, güneyde ise IŞİD’in birliklerimize saldırıları bizi, IŞİD’in elindeki son mevziiye yönelik mevcut operasyonumuzu geçici olarak durdurmak zorunda bıraktı.”

Açıklamada şu ifadeler de yer aldı:

“Ayrıca uluslararası toplumu Türkiye’nin Suriye’deki güvenli bölgelerde yaptığı provokasyonları kınamaya çağırıyoruz ve uluslararası koalisyondaki ortaklarımızdan açık bir tavır göstererek Türkiye’nin bölgede saldırılara girişmesini engellemelerini talep ediyoruz.”

SDG’nin Amerika Birleşik Devletleri’yle ortaklığı Türkiye’nin Kürt mevzilerine saldırıları karşısında fazla güvence sağlamadı.

Kürt milliyetçiliğinin kendisi için arz ettiğini düşündüğü tehdit karşısında saldırganlığı artan, ülkesindeki 3 milyon Suriyeli mültecilerin bir kısmını barındıracak bir güvenli bölge kurmaya kararlı olan Ankara, ABD’nin kaygılarını görmezden gelerek Suriye sınırı boyunca bir tampon bölge oluşturmaya girişti.

Yılın başlarında Afrin’deki Kürt mevzilerine saldıran Türk güçleri, nisada SDG’yi IŞİD’e karşı operasyonlarını durdurmak ve Türkiye sınırındaki güçlerine destek göndermek zorunda bıraktı. Bunun ardından IŞİD saldırılarında bariz bir artış olduğu bildirildi.

Centre for a New American Security isimli kuruluşta Ortadoğu güvenliği uzmanı olarak çalışan Nicholas Heras’a göre “IŞİD açısından bu bir nimet”, çünkü “SDG’nin ilerleyişini yavaşlatarak, ciddi bir rahatlama sundu ve yeniden örgütlenip kendini yeniden tesis etmesi için zaman kazandı.”

“Bunun da ötesinde, öncelikleri farklı olabilecek yerel ortaklara bu kadar güvenmenin yarattığı belirsizlikler konusunda koalisyona (Suriye’deki ABD’nin öncülük ettiği güçler) açık bir ders veriyor.”

Görünürde ABD’nin aksi yöndeki baskılarına rağmen gerçekleşen Türkiye’nin saldırganlığı sebepsiz değil. Heras’a göre “Erdoğan gerçekten bunu ne kadar zorlayabileceğini görmek istiyor. Suriye’deki ABD güçleriyle bir modus vivendi (geçici anlaşma) yapmak gerektiğinin farkında ama bunu ne kadar zorlayabileceğini de bilmek istiyor.”

“Şu anda ABD’nin Türkiye’nin uslu durmasına ihtiyacı var ve Erdoğan bunu biliyor” diyen Heras şu yorumu yapıyor:

“Sınır boyunca (Suriye içerisinde) uzun bir kesintisiz hat üzerinde denetim kurmaya hazırlanıyorken, Türkiye’nin eylemleri karşısında ABD’nin ne ölçüde esnek olabileceğini bilmek istiyor.”


 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.