Olası operasyon hakkında kim ne dedi: AKP'nin hesabı ne?.. 'Bataklığa sürükleniyoruz'

Türkiye için savaş tamtamları yeniden çalışıyor. AKP hükümeti bir kez daha sınırın ötesinde bir operasyona hazırlanıyor. Suriye'nin kuzeyine yönelik operasyonun asıl hedefinin Kürtler olacağı yorumları yapılıyor.

Pazartesi gündeme damga vuran operasyon köşe yazarlarının da gündemindeydi. Basında çıkan görüşler özetle şöyle:

Celal Başlangıç (Artı Gerçek): Erdoğan ve AKP-MHP bloğunun hesabı ortada. Kürtlerle ve bölgede yaşayan diğer halklarla çıkartılacak bir savaş milliyetçi oyların yeniden Erdoğan’ın arkasına hizalanmasını sağlayacak. Bu savaşla; batan ekonominin, yağmur gibi yağan zamların, işsizliğin, yoksulluğun, pahalılığın üzerine; gelmesi muhtemel cenazelere yapılacağı gibi bir bayrak örterek görünmez kılınacak.

Bu savaş üzerinden; AKP içinden çıkacak partilerin önü kesilecek, partiden kopmalar önlenecek. AKP ve ittifakları Kuzey Suriye’ye yapılacak bu askerî harekâtı siyasal gelecekleri açısından bir can simidi olarak görüyor. Buna, devletin neredeyse kurulduğundan bu yana taşıdığı “Kürt fobisi”ni ekleyince savaş tamtamlarının neden bu kadar güçlü çalındığı ortaya çıkıyor. Aslında bugün ekonomik ve siyasal olarak bir kriz yaşayan AKP-MHP bloğu uyguladıkları savaş politikası nedeniyle bu noktaya geldiler. Şimdi yeniden savaşarak düştükleri bu krizden kurtulmaya çalışıyorlar. İnsanlığa düşman bir savaş döngüsünün içine düştüler; savaştıkça batıyorlar, battıkça savaşıyorlar.


Taha Akyol (Karar): Meselenin ekonomik yönü de hiç gözardı edilemez. Trump’ı yıldıran bir mali yük söz konusu. Türkiye güvenliği için elbette her şeyi yapar fakat stratejik planlamada ekonomin önemli bir yer tutuğu açık. Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM’deki konuşmasında Kuzey Suriye’de “uluslararası toplumun desteğiyle inşa edecekleri 5 bin nüfuslu 140 köye ve 30 bin nüfuslu 50 ilçeye bir milyon Suriyeliyi yerleştireceklerini” söylemişti. Trump’un manyakça bir tivitinin dövizi nasıl etkilediği ortada.


Ahmet Taşgetiren (Karar): Harekât’ın önemi, orada ne kadar kalınacağı, bölgeye mülteci iskânının nasıl yapılacağı, bu noktada karşılaşılacak riskler, bu süre içinde asayişin nasıl seyredeceği, bölgenin elde tutulma döneminde Rusya - İran – Şam tarafından nasıl tavır takınılacağı gibi başlıklarla daha da artıyor. Bölgede bir terör yapılanması Türkiye için “beka sorunu” idi. Tüm şu başlıklar da “beka sorunu”nun yeni boyutları olarak devreye giriyor. Bir tür girdaba dönüşme riski… Hayırlısı diyelim hayırlısı olsun.


Akif Beki (Karar): YPG üzerinden ABD'yle Türkiye'yi uğraştırıp oyaladılar bu safhaya dek. Belki artık "Pentagon'la da YPG'yle de Esad ve müttefikleri uğraşsın" demenin zamanıdır. Sonunda Esad'a devredilecekse, buna kefaletimizi koyduysak, o askeri ve siyasi sorumluluğu şimdiden Şam'a devretmek daha akıllıca olmaz mı? Üstelik, ABD'nin kullanıp kaderine terk ettiği YPG'nin yarın Türkiye'ye karşı Esad, Rusya ve İran korumasına sığınmayacağı ne malum? Yalnızlaşınca, himaye karşılığında YPG'ye kendi şartlarını dayatma fırsatını değerlendirmezler mi? Esad'ın kucağını çoktan açmış buna can atmadığına, YPG'nin daha önce direndiği koşullara bugün mecburen razı gelmeyeceğine kim teminat verebilir? Tuzak bozmaksa işte size sıradaki tuzak!


Fehim Taştekin (Duvar): ABD kısa sürede Kürtleri ikinci kez yarı yolda bırakıyor. İlki 2017’de Irak Kürdistan Bölgesi, bağımsızlık referandumuna gittiğine pişman edilirken yaşandı. Şimdi Suriye’nin kuzeyinde Ekim 2014’ten bu yana IŞİD’e karşı savaşta destek verilen Kürtlerin bütün kazanımlarını sıfırlayacak bir harekâtın önü açılıyor.

Türkiye’nin ilk etapta Tel Ebyad (Grê Sipî) ve Ras’ul Ayn’a (Serekaniye) girmesi bekleniyor. Bu iki yere intikalden sonra harekât nereye yönelecek? Harekât Ras’ul Ayn’dan başlayacaksa El Hol’e kadar 140-150 km’lik bir yol var. Nusaybin-Kamışlı’dan aşağıya da yaklaşık 96 km. Üstelik Haseke’yi de geçmeleri gerekiyor. Ayrıca Haseke’deki hapishanelerde de IŞİD’in azılı kadroları tutuluyor. Bu kentin bir bölümü Suriye ordusunun denetiminde. Coğrafyanın detayları Trump’ın zihin atlasında yer almıyor. Umursamıyor da. Türkiye maceraya bu kadar hevesliyken neden umursasın ki!

Girilecek alanın genişliği Kürtlerden gelecek direnişin boyutuna, Araplar ve diğer yerel halkların tutumuna, Suriye devleti ve müttefiklerinin geliştireceği hamlelere ve ABD’nin çekilme stratejisinin nasıl ilerleyeceğine göre değişiklikler gösterebilir.

Erdoğan’ın BM Genel Kurulu’nda tarif ettiği güvenli bölge sınırları temelde M-4 otoyolunu esas alıyordu. 30 km derinliğinde, 480 km uzunluğundaki bu hatta Kobani, Tel Ebyad, Serekaniye (Ras’ul Ayn), Dırbesiye, Amude, Kamışlı, Tirbespiyê (Kâhtaniye) ve Derik (Malikiye) bulunuyor. Erdoğan’ın 2-3 milyon mültecinin dönüşü için ikinci aşamada gözüne diktiği yer Deyr el Zor ile Rakka’ya kadar iniyor.

Her şeyden önce Kürtlerin nasıl bir stratejiyle karşılık verecekleri önemli. Şimdiye kadar SDG komutanları buranın Afrin’den farklı olacağını, herhangi bir yere müdahale olursa bütün sınırların cephe hattına dönüşeceğini söyleyegeldi. İlk andan itibaren bu deklarasyona göre mi hareket edilecek yoksa Tel Ebyad (Grê Sipî) ve Ras’ul Ayn (Serekaniye) gözden çıkarılıp sonraki hamleler mi beklenecek? Ya da kontrolün Suriye ordusuna bırakılması seçeneği mi devreye girecek? Rusya ve İran’ın istediği bu.

Müdahale Kürtlerin bütün kazanımlarını yok etmeye ve demografik yapıyı değiştirmeye odaklı. Bu nedenle de Kürtler son savaşın kaçınılmaz olduğunu söylüyor. Bu seçenek savaşın yayılması ve sınırları aşması anlamına geliyor. Afrin’de bir noktadan sonra yaşanan çekilme stratejisi, sivil halkı ve yerleşimleri koruma refleksinin yanı sıra Fırat’ın doğusundaki kazanımları ve ABD ile ortaklığı sürdürmeye odaklı bir yaklaşımın sonucuydu. Kürtler için feda edilebilecek başka kazanım kalmadı.

Olası bir müdahale farklı senaryoların devreye girmesine imkân verebilir. Kürtlerin Suriye ordusuyla ittifakı bunlardan birisi.

İkincisi SDG içindeki YPG unsurları kuzeydeki cephe hatlarına çekilirse güneyde Arap aşiretleri kontrolü ele almaya çalışabilir. SDG içinde birlikleri de olan bu aşiretler için petrol itici bir motivasyon.

Üçüncüsü IŞİD yeniden nüksedebilir. Ve en önemlisi Suriye ordusu hızla Fırat’ın doğusuna intikal edebilir.

Türkiye’nin müdahalesini, Amerikan askeri varlığının sona ermesi, Kürtlerin elinin zayıflaması ve Şam’a itilmesi bakımından işlevsel bulan Suriye ve müttefiklerinin geliştireceği hamleler bu operasyonun sınırlarını tayin edebilir. Fırat’ın batı yakasında Rusya’nın desteği ile Suriye ordusu şimdiden Menbic’e girmek için pozisyon almış durumda. Fırat’ın doğusunda ise Rakka ve Deyr el Zor taraflarında Suriye ve müttefik milis güçler aylardır hazır bekliyor. ABD daha önce olduğu gibi bu güçlerin Fırat’ın üst tarafına geçme hamlelerini kesmezse güneyden Türkiye’nin ilerleyişi karşısında bir ön alma hamlesi gelişebilir.

Velhasıl bu operasyonun önünde ciddi belirsizlikler dizili. Vadetmediği tek şey de barış ve istikrar.


Ertuğrul Özkök (Hürriyet): Amerika Türkiye’ye diyor ki... “Ben bırakıyorum, artık buradaki bütün IŞİD meselesinden Türkiye sorumludur...” Amerika ayrıca Avrupa’ya da diyor ki... “Buradaki vatandaşınız olan IŞİD’cileri alın, ben artık Amerikan vergi mükellefinin parasını IŞİD’le mücadelede kullanmayacağım.” Bu savaş başladığında demiştim ki: “Sınırımız Peşaver’e dönüşecek...” Dönüştü... Şimdi bu Peşaver’in sorumluluğu tek başına Türkiye’nin sırtına yükleniyor. Ben de bu operasyonda elbette devletimi destekliyorum ama bir Türk vergi mükellefi olarak da şunu temenni ediyorum. Pakistan Peşaver’de boğuluyor. Umarım Türkiye kendi Peşaver’inden sağ salim çıkar.


Abdulkadir Selvi (Hürriyet): ABD’nin kontrol ettiği bölgeye harekât yapacağız. O nedenle bu harekâtın anlamı çok daha farklı. Demirel’in dediği gibi, Türkiye büyük bir devletin adı demektir. Kendi güvenliği için gerekirse ABD’nin kontrolündeki bölgede de operasyon yapmakta zerre kadar tereddüt etmez. Üzerimizdeki “Amerika bu işe izin vermez. Amerika istemediği sürece bir şey yapamayız” korkusunu yıktığı için Erdoğan büyük lider... Herkes kafasının bir köşesine şunu yazsın: Bu ülkenin adı Türkiye Cumhuriyeti. Irak sınırından başlayıp Akdeniz’e uzanan terör koridoru, başladığı yerden kırılacak. Bir anlamda kaynağında kurutulacak.


Emin Çölaşan (Sözcü): Suriye'deki kargaşa nedeniyle milyonlarca Suriyeli Türkiye'ye kaçtı. Bugün başımıza bela olan işte onlardır. Şu anda kaç milyon kişi olduklarını kimse bilmiyor. Bunlar için milyarlarca dolar para harcadık. Türkiye'nin dört bir yanına dağıldılar, ülkemizin bütün ekonomik ve sosyal dengelerini altüst ettiler. Geçen yıllar boyunca, kendi elleriyle yarattıkları bu Suriye rezaletine oluk gibi para harcadılar. Yüz milyarlarca dolar.  Sonuç sıfıra sıfır, elde var sıfır. Türkiye Cumhuriyeti ve “Devlet adamlığı” açısından bakıldığında tam bir fiyaskodur. Ortadoğu, dünyanın en tehlikeli bataklıklarından biridir. O bataklığa adım atanın çıkması biraz zor olur. Entrika, hile, yalancılık, kirlilik, ihanet ve çeşitli çıkar hesapları hep oradadır ve tarih boyunca bu durum hiç değişmemiştir. Şimdi bu bataklıkta biz varız. Zor bir süreç olacak. Şehitler vereceğiz, yine çok büyük paralar harcayacağız, bir sürü azar işiteceğiz de, acaba ne uğruna! Sonunu hep birlikte göreceğiz!


Saygı Öztürk (Sözcü): ABD, TSK'nın Suriye'de gerçekleştirmeyi planladığı harekata karışmayacağını yani müdahil olmayacağını ifade  ettiğine göre, TSK'nın harekatta kullanacağı hava vasıtalarına da müdahale etmeyeceği anlamı çıkıyor. Uçak ve helikopterlerimizin sınır ötesine gitmesine izin verilmezse bile kendi hava sahamızdan hedefleri vurmamız da mümkün. Sınır ötesi, uzun süredir TSK tarafından gözetleniyor, hareketlilik izleniyor. Terör örgütünün silah ve mühimmat depolarının yerleri biliniyor. Evet, sınır ötesi harekatlar zordur. Ama arazi yapısı askerimizin işini daha da kolaylaştıracaktır.


Fikri Sağlar (Birgün): Anlaşılan o ki; Ortadoğu, ABD’nin kışkırtmasıyla daha da karışacak! Üstelik ABD’nin yarattığı tam teçhizatlı 60 bin kişilik bir orduyla karşılaşılacak! Önceki harekâtlara benzemeyen uzun bir yola çıkılıyor. Toprak bütünlüğünü korumak ve terörle mücadele etmek için Türkiye’nin Esad’lagörüşmesi daha da zorunlu hale gelmiştir. Erdoğan, “savaş kimin işine yarar?” diyerek bu hareketin başını ve sonrasını çok iyi düşünmelidir!


Mehmet Y. Yılmaz (T24): Suriye rejiminin, Rus askeri desteğiyle İdlib'de kontrolü yakın bir gelecekte tamamen ele geçirmesi sürpriz olmayacak. Rus Dışişleri, bölgedeki cihatçı muhaliflerin 50 bin kişi civarında olduklarını ve bunların"çok iyi silahlanmış tecrübeli teröristler olduğunu" açıklamıştı. Türkiye'nin, rejim ve cihatçı terörist gruplara karşı desteklediği silahlı gruplardaki militanların sayısı da yaklaşık bunun yarısı kadar diye biliyoruz. Neresinden baksanız eli silah tutan, öldürmeye alışmış, en ılımlısı bile kendisine düşman diye bellediği insanları kıtır kıtır kesecek tıynette 70 küsur bin militan!

Ve rejimin İdlib'te de hakimiyet kurma çabası başarılı olursa bunların gidebilecek yerleri de artık kalmayacak. Daha doğrusu tek bir adres var: Türkiye sınırı! Sınırın kuzeyi ya da güneyi! Sınırın içi ya da hemen dışı! Erdoğan, bunun nasıl büyük bir güvenlik problemi yarattığının farkında ki Rusya'yı yanına çekmeye çalışıyor. Amerikan askerlerinin bölgeden çekileceğinin açıklanmasından sonra Rusya'nın artık bölgedeki en önemli askeri güç olacağını biliyoruz. Rusya, Şam rejimini feda etmeyeceğini bugüne kadar defalarca gösterdi. Onun için Türkiye'nin kendisini güvence altına alması gerekiyor. Bununla ilgili bir plan var mı? Yoksa 1 milyon konut inşa etmeye dayalı "Zihni Sinir Procesi"ne mi güveniyoruz?


İsmet Özkul (Dünya): YEP'i yazmayı planlamıştım. Suriye cephesindeki son gelişmeler karşısında pek bir anlamı da kalmadığımı kabul etmemiz gerekiyor. Çünkü Suriye’ye yapılacak yeni askeri harekat, taşıdığı riskler itibarıyla, bu harekatı merkezine almadan yapılmış bütün ekonomi planlarını geçersiz kılabilecek nitelikte. Bu gelişmeler ışığında zaten iç tutarlılık, bütünlük ve gerçekçilik açısından ciddi sorunlarla malül olan OVP’deki hedeflerin hiçbir geçerliliği kalmadığını kabul etmek gerekiyor. Kurlarda yeni oynaklıklar, yatırımlarda vaadedilen canlanmanın bir başka bahara ertelenmesi, bütçe dengelerinde toparlanma değil bozulmanın devam etmesi, faizlerin kur ve bütçe açığı baskısıyla yükselmesi gibi ihtimaller, OVP’nin pembe senaryolarının yerini almak zorunda. Bunlar toplumun ezici çoğunluğu için yüksek enflasyon, artan işsizlik ve daha da kötüleşen gelir dağılımı eşliğinde artan yoksullaşma anlamına gelecektir. Ne yazık ki iktidarın bu risklere karşı herhangi bir önlemi olduğuna dair bir işaret de yok.


Zafer Yörük (Yeni Yaşam): “Kürt fobisi” çizgisinin dönem itibarıyla konsantre olduğu başlıca hedef, Suriye’de bir Kürt oluşumunu engellemek. Geçmişte IŞİD’le mücadele iddiası taşıyan Fırat Kalkanı, Cerablus, El Bab ve ardından Afrin operasyonlarının gerçek hedefinde Kürt varlığının olduğu artık inkâr edilmiyor. Şimdi Fırat’ın doğusunda Rojava bölgesi üzerinde hem askeri yayılma hem de demografik mühendislik projeleri olduğu açık. Türkiye, ABD ile görüşerek elde edemediği Kürt varlığını yok etme hedefini bu kez Baas rejimi ve destekçisi Rusya ile elde etmeyi umuyor. Belli ki Suriye’nin “toprak bütünlüğü” konusunda Ankara ve Şam arasında görüşmeler belli bir aşamaya gelmiş. Erdoğan “Kürt fobisi” temelinde yalnızca içeride paşaları ve MHP’li kadroları ile devleti birleştirmekle kalmıyor, Suriye devleti ile de bu ortak paydada buluşma açısından adımlar atmaya başlıyor. “Devletin azraili” bugünlerde iş başında ama bu durum, Erdoğan rejiminin sonu değil daha da genişleyerek güçlenmesi anlamına geliyor olabilir.


Yusuf Karataş (Evrensel): Daha başlamadan ‘Barış Pınarı’ adı verilen bu operasyonun gerek hedefleri ve gerekse olası sonuçlarının adı gibi sempatik olmayacağını söylemek için elimizde yeterince veri bulunuyor.

Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna operasyonu konusunda söylenebilecek ilk şey, bu operasyonun ABD ve Rusya arasındaki egemenlik mücadelesine bağlı ve bu iki emperyalist gücün Türkiye’yi birbirlerine karşı kullanmak istemelerinin sonucu olarak önü açılmış bir operasyon olduğudur.

Afrin operasyonuna bakarak Fırat’ın doğusunda kolay bir ‘zafer’ beklemek yanıltıcı olacaktır. Çünkü SDG (Kürt güçleri) Afrin operasyonu zamanında güçlerini Fırat’ın doğusundaki mevzilere çekme manevrasını yapabilecek koşullara sahipti. Ancak bugün buradaki güçlerin çekilebilecekleri başka bir alan olmadığı ve üstelik ağır silahlarla da donatılmış oldukları düşünüldüğünde buraya yönelik müdahalenin ciddi ve uzun süreli çatışmalara yol açması kaçınılmaz olacaktır.