Mar 02 2018

'Ölen de öldüren de Allah için diyor, Allah bu işe ne diyor acaba?'

Suriye savaşı, yedinci yılında hem insanları hem de kentleri, doğal güzelliklerini, tarihini ve insanlığa miras eserlerini kül etti. 

Geçmişte cıvıl cıvıl sokaklar, tarihi ve turistik bölgeler şimdi yerini yıkık dökük binalara, başa çıkması zor bir yoksulluğa ve dahası umutsuzluğa bırakmış vaziyette. 

Evrensel Gazetesi yazarı Arif Nacaroğlu da, bir dönemler Halep'te yaşadığı güzel anıları anlatıyor ve bugün o şehrin esamesinin okunmadığını belirtiyor.

Savaş başlamadan önce hemen her hafta sonu Halep’e gittiğini anlatan Nacaroğlu, çarşıları, sokakları, insanları ile baş döndüren kentten geriye enkaz kaldığına değiniyor. 

Eski güzel günlere dair Nacaroğlu şu satırları paylaşıyor:

"Güzel sokakları, düzensiz ve heyecanlı insanları, çarşıları, 5 bin suriden başlayıp 500 suriye kadar düşen pazarlıkları, neredeyse bedava olan taksileri, lokantaları, benzini ile Suriye, 1 lirayla o zamanlar 34 suri alan bizler için cennet gibiydi. Türkiye’de arabamızın deposunu tam doldurmak için ayırdığımız para ile zaten tüm Halep gezimizi neredeyse bedavaya getiriyor üstüne de dolu depoyla dönüyorduk ülkemize.

Bütün bir gün kimliksiz bir Kürt şoförle İbrahim Tatlıses dinleyerek dolaşmıştık Halep’in en kuytu köşelerini. Ortada genel bir yoksulluk vardı tıpkı bizim ’70’li yıllarımız gibi, ama mutsuzluk yoktu sokakta işinde gücünde olan insan için. Kavşağın tam ortasında, eski İstanbul’un Aksarayı’ndaki trafik polisleri gibi, eldivenli elleriyle gel, geç, dur işareti yapan trafik polislerine aldıran bile olmayışı, ufak tefek çarpışmalarda insanların arabalarından bile inmedikleri rahatlık dünyanın başka hiçbir ülkesinde görülecek, yaşanacak gibi değildi."  

Savaşın ilk Dera'da patlak verdiğini ve Halep'teki arkadaşı Raşid'in, "düğmeye basıldı" sözleriyle, altı ay yetecek gıda stokladığını belirten Nacaroğlu, yerel çatışmalarla fitili ateşlenen çatışmaların daha sonra, Suriye’yi, Iraklaştırmak, Afganistanlaştırmak isteyen sermayenin devreye girmesiyle tarumar olduğunu vurguluyor.

Nacaroğlu anı ve değerlendirmelerini şöyle devam ettiriyor:

"Yıkım sürüyor. Suriye toprağına düşen her bomba, her mermi, kırmızı şarapları ve türlü kaşar peynirleriyle salyaları akarak savaşı izleyen uygar insanların cebini biraz daha dolduruyor. Ve Suriyeliler hâlâ “Yahu biz ne yapıyoruz. Duralım ve düşünelim. İstilacıları defedelim. Kendi sorunumuzu kendimiz çözelim” diyemiyorlar.  

Hayatı daha zengin daha güçlü yaşamak isteyen faşist  saldırganların gözü ne Libya’yla, ne Irak’la, ne Afganistan’la bir türlü doymuyor ve algılamaları şaşırtılmış, köreltilmiş insanlar bir metrekare tapusuna bile sahip olmadığı topraklar için yine bir metrekare bile tapusuna sahip olmadığı kardeşlerini öldürüyor. Ölen de öldüren de, “Allahu ekber” diye Allah için ölüyor, öldürüyor.

Allah bu işe ne diyor acaba?"

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar