Oca 07 2018

'Pek çoğunun hoşuna gitmeyecek ama Esad Suriye'de kazanan oldu'

 

2011 yılından beri kanlı bir iç savaşın içinde debelenen Suriye, 2018'de nihayet ışığa kavuşuyor mu?

Suriye'nin geleceği ile ilgili çok sayıda senaryo yazılıp çiziliyor. Hemen hepsinde Beşar Esad'ın yönetimde kalmayı sürdüreceği belirtiliyor.

Türkiye başta olmak üzere kimi bölge ülkeleri bundan pek hoşnut olmasa da, Rusya ve İran'ın ağırlıklarını koymasıyla Esad yeniden bir aktör olarak masaya sürülmüş vaziyette.

Suriye uzmanı Fabrice Balanche'a göre Suriye'de önümüzdeki yıl, muhtemelen mutabakat anlaşmaları, kısmen ekonomik toparlanma ve nihai olarak da Esad'ın ülkede iktidarını sürdürmeye devam edecek.

Suriye'de barış bu yıl sağlanamamış olabilir ama 2018 muhtemelen bu acımasız çatışmanın sona erdiği yıl olacak. Başkan Beşar el-Esad'ın ve müttefiklerinin savaşı kazandığı açık.

Esad tarafının Suriye'yi iyileştirme araçlarına sahip olmadığına inanan Batı, kendince, siyasi bir geçiş sürecini etkilemek için yeniden yapılanma üzerinde çalışıyor. Ancak askeri çatışmada olduğu gibi bu konuda da yanılıyor.

Askeri alanda 2018'in önceliği İdlib'deki saldırı. Bununla birlikte Suriye ordusunun Şam ve Rastan'ın küçük bir bölgesinde son kalan isyancıların anklavlarını (ç.n. bir ülkenin başka bir ülke tarafından kuşatılmış toprak parçası) bitirmesi gerekli.

Şam'ın doğu banliyölerini kurtarmak zor olacak ama ancak uzlaşma anlaşması ve silahlı isyancıların İdlib'e taşınması yoluyla saldırılar başka yerlerde olduğu gibi sona erecek gibi görünüyor.

Rusya ve ABD arasındaki gerilimi düşürme anlaşmasına rağmen Dera kentinin çatışmadan uzak kalması zor.

Suriye ordusu Dera-Şam yolu ile Cebel el-Dürzi arasındaki kentin doğu kesimini ele geçirmeyi gerektiren Nasib sınır geçiş noktasındaki Ürdün otoyolunu yeniden açmayı umuyor.

40 kilometrelik 1973 ateşkesi sınırına Hizbullah ve İran güçlerinin yanaşmayacağını garanti altına alan Rusya ve ABD arasındaki anlaşmanın ardından Dera-Şam yolu ve Golan arasındaki şehrin batı kesimi içinse durum aşağı yukarı donmuş durumda.

Rusya bu anlaşmanın Moskova'ya Arap-İsrail çatışmasında özel bir diplomatik rol vermesini istiyor.

Zorlu Kürt meselesi ise varlığını koruyor. Acaba Suriye ordusu, ülkenin yaklaşık yüzde 30'unu işgal eden Suriye Demokratik Güçleri ile yüzleşecek mi? Bu sorunun cevabı ABD'nin askeri, ekonomik ve -özellikle Türkiye ile ilişkiler açısından- diplomatik bedeller uğruna kuzeybatıda kalmaya istekli olup olmamasına bağlı.

Bu sebeple Suriyeli Kürtler, ABD tarafından süratle terk edilmek riskiyle karşı karşıya. Kuşkusuz, Kürt kantonları Afrin, Kobane ve Kamışlı'nın özerkliği karşılığında IŞİD'den özgürleştirilmiş Arap bölgelerini iade etmeyi planlıyorlar.

Rojava temsilcilerinin hiçbir barış görüşmesine davet edilmemelerine karşın Kürtler diplomatik müzakerelerin merkezini oluşturuyor.

Bu bağlamda Ocak ayı sonlarında Soçi'de gerçekleşmesi beklenen tüm Suriye'yi kapsayacak kongre, Cenevre dışındaki Suriye ihtilafının çözümüne doğru atılmış bir adım.

Suriye muhalefeti ve destekçileri toplum meselesine hiç değinmezken, Rusya, Şam ve Baas yanlısı fikirlere rağmen farklı etnik ve dini toplumları tanıyan olası bir “Suriye ulusu”unu tartışmaya açtı.

Lübnan modeli kadar olmasa da Suriye toplumunun çeşitli kimliklerini siyaseten tanıyan bir Suriye anayasasının oluşturulması Soçi'de ve siyasi geçişin biçimlenmesinde öne çıkan gündem olacak.

Bu siyasi süreç Suriye'nin geleceğini tartmak için son çare olarak sadece ekonomi silahına dayanan Batılıları atlatabilir. Dünya Bankası yeniden inşasının bedelinin yaklaşık olarak 250 milyar dolar olarak belirledi.

Diğer ihtimaller 400 milyar ve hatta 600 milyar dolara kadar çıkıyor. Ne Şam ne de müttefikleri böylesi bir paraya sahip değil ama Suriye yine de birkaç 10 milyar dolarla yeniden inşa edilebilir.

Eğer diaspora ve tüccar sınıfı gayrimenkul sektörüne yatırım yapmaya hazırsa, uzun vadeli yatırımların çok riskli olduğu algılanırken imalat sektörünün yeniden yapılandırılması zor. Bununla birlikte, yolsuzluk seviyesi, Suriye'nin savaş öncesi üretim tabanının yeniden yapılandırılmasına karşı büyük bir engel olmaya devam ediyor.

Dolayısıyla, özellikle Batılılar yaptırımları sürdürüp yardım etmeyi reddetmeleri durumunda, ülke uzun süreli bir ekonomik durgunluk yaşayacak.

Mantıklı bir ekonomik gelişmenin yokluğunda Suriyeli mültecilerin çoğu ev sahibi ülkelerde kalmaya devam edecek ve onlara başkaları da katılacak gibi görünüyor.

Suriye'nin 2011'de ekonomik koşulları bakımından aşırı nüfuslu olduğunu ve bunun ayaklanmanın en büyük sebebi olduğunu fark eden Esad'ı bu manzara hiç rahatsız etmiyor.

5,5 milyonu UNHCR'a kayıtlı olan, yaklaşık bir milyonu Avrupa'da sığınmacı olan 7 milyon mülteci var ve özellikle Sünni kesimden 10 milyon kişi azalmış bir Suriye ( Suriye nüfusu 23 milyon civarında) mevcut ayrılmalar göz önünde bulundurulduğuna erişilebilir bir hedef.

Bu boşluk, İran koridoru ile Suriye, Irak ve İran (belki Lübnan da buna dahil edilebilir) ekonomik entegrasyon gibi ekonomik fırsatlardan vazgeçmeyecek.

Körfez ülkeleri tarafından dışlanan, Avrupa tarafından boykot edilen Suriye'nin Esad'ı, çözüm olarak komşu pazarlara başvuracak. Irak hızlıca Suriye'nin tarım ve sanayi üretiminin yeniden başlamasını teşvik eden ilk müşterisi olabilir. Irak ve İran petrol ihracatının geri dönmesiyle İslami doğalgaz boru hattı sonunda inşa edilebilecek ve Suriye'ye “işletme hakkı ücretini” getirebilecek.

Suriye limanları bugün Tahran'a kadar uzanan bir “hinterland” (art bölge) olma potansiyelinde. Sömürüsü yıllar alacak olan, Rusya ve İran'nın birikmiş karşılıklı borçlarını ödemeye yarayacak off-shore hidrokarbon kaynakları meselesi varlığını koruyor.

Suriye halkı mütevazi yaşam koşullarına alışkın ve hükümet de uzun zamandır kendine yetmeye çalışıyor.

Esad, 2000'li yıllarda ülkesini gelişmekte olan bir ekonomiye dönüştürmeyi öngörmüştü ancak ekonomik paradigmadaki bu değişim ülkeyi istikrarsız hale getirdi ve neredeyse Esad'ın gücünü kaybetmesine mal olacaktı.

Bugünden sonra ekonomik kararlar, süreci yavaşlatsa bile siyasi karşılıklarına göre verilecek. Bu acımasız çatışmanın ardından memnuniyetsizler de, en azından bir kuşak boyunca yarışmayı değil, sürgün edilmeyi tercih edecekler.

Bu güç gösterisiyle rejim güçlenmiş bir şekilde ortaya çıktı. Kesinlikle yeni savaş ağalarını bir araya getirmek, aşiret liderleri ve Kürtlere yer açmak zorunda kalacak ki bu durum, çeperleri fiilen merkezileşmeye zorlayacak.

Ama Esad'ın geri çekilmesini hala hayal edenler Suriye'nin iktidar sisteminin temel taşının o olduğunu hala anlayabilmiş değiller. Dahası, müttefiklerinin, özellikle de Batı'nın buna karşılık verebileceği hiçbir şeyi olmamasından ötürü Esad'ın ayrılmasına yönelik hiç arzuları yok.

Bu makalenin orijinali L'Orient-Le Jour'da Fransızca olarak yayınlanmıştır. Bu versiyonu Allessandria Masi tarafından çevrilmiş ve izniyle yeniden yayınlanmıştır.

https://mercury.postlight.com/amp?url=https://www.newsdeeply.com/syria/articles/2018/01/05/analysis-what-lies-ahead-for-syria-in-2018&__twitter_impression=true