Dimitar Bechev
Oca 19 2018

Rusya Suriyeli Kürtlerden neden vazgeçmek istemiyor?

Eğer, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Kürt militanları kuzeybatıdaki Afrin'den sürmeye yemin ettiği her sefer için bir dolar koysaydım, hatta bir liram olsaydı, şimdi çoktan zengin olmuştum.

Bu tehditler, Ağustos 2016'daki Fırat Kalkanı Harekatı'ndan beri birikiyor.

Ancak şu ana kadar gördüğümüz tek şey, Tel Rıfat'a komşu olan Afrin kentini ve 360 köyü kapsayan özerk kantona uyguladıkları aralıklı bombardıman.

Bu günlerde savaş çığlıkları daha da güçlü çıkıyor. Erdoğan, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ve Özgür Suriye Ordusu'ndaki müttefiklerinin Afrin’e bir baskında bulunmasının yakın olduğunu söylüyor.

Peki, bu kadar laftan sonra harekete geçilecek mi?

Potansiyel olarak evet.

Erdoğan, kendisi hem iç hem dış politikada zayıf görünürken YPG'lilerin Türkiye sınır boyunda toplanmasına bir karşılık vermek zorunda hissediyor.

ABD'nin, Suriye Demokratik Güçleri'nden oluşan 30 bin kişilik birsınır muhafız gücü oluşturma planlarını açıklamasının ardından asabi liderin tepesinin tası tamamen atmış gibi görünüyor.

Bu tavır da Türkiye'nin ne kadar marjinalleştiğini gösteriyor. An itibariyle, Suriye'deki savaş ABD ve İran arasındaki yarışa dönüştü.

Pentagon ve Washington DC.'deki paydaşları Kürtleri, İslam Devleti'nin tüm Suriye'yi ele geçirme planında temel karşı ağırlık olarak görüyor.

Türkiye'nin endişeleri ise, en iyi tabirle, kibarca gözardı ediliyor.

Bu sırada Beşar Esad'a sadık güçlerle, İran'ın isyancıların elindeki İdlib'e kapsamlı saldırıda bulunması “gerilimi düşürme bölgesi”nin garantörü olan Türkiye'yi daha da afallatmış bulunuyor.


ABD'nin Suriye’deki bu  hamlesi, tam da Erdoğan'ın 2019'daki cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki zaferini kolaylaştırmak için tasarlanan AKP ve MHP'nin fiili birleşmesi yaşandığı sırada gerçekleşti.

Vatansever değilmiş gibi görünmek için bundan daha kötü bir zaman olamaz; özellikle de yeni kurulan milliyetçi İYİ Parti'nin lideri Meral Akşener milliyetçi oyları toplamaya çalışırken.

Olumlu tarafından bakarsak, Afrin doğrudan ABD için önemli bir çıkar merkezi olarak görünmüyor.

YPG'nin kontrol ettiği ana bölgeden izole olan bu bölgede, hiçbir Amerikan birliği yer almıyor ve Pentagon da Afrin'in operasyon alanları olmadığını özellikle söylüyor.

Bu tabloda, Türkiye ile ortak bir zemin bulunabilir. Türkiye Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, 16 Ocak'ta Brüksel'de gerçekleşen NATO toplantısında ABD'li mevkidaşı General Joseph Dunford ile yüz yüze görüştü. Ancak, yine de Erdoğan “sıkıyorsa yap-sıkıyorsa yapma” durumuyla karşı karşıya.
 
Bir şey yapmadan durmak mümkün görünmüyor ama tehditlere göre harekete geçmekse pek çok sorunu beraberinde getiriyor.

Afrin'i fethetmek Rusya'nın onayını almadan mümkün değil.

En başta, jetleri ve hava savunma sistemleri ile Suriye hava sahasının kontrolü Rusya'nın elinde.

Fırat Kalkanı, Putin'in onayı olmasa imkanı yok işe yaramazdı.

Şubat 2017'nin sonunda El-Bab Türk ve ÖSO birliklerinin İslam Devleti'ni uzaklaştırmak gibi zorlu mücadeleleri gibi kritik zamanlarda Rus hava kuvvetlerinin sağladığı destekten bahsetmiyorum bile.

Afrin'e olası bir saldırı mutlaka önceden Moskova tarafından onaylanmış olmalı.

İkincisi, Rusya'nın YPG ile işbirliği bir sır değil.  Rus ordusu geçtiğimiz Ağustos ayından beri Afrin'de askeri gözlemciler görevlendirdi.

Esad rejimi birlikleri ile birlikte Ruslar bir tampon bölge oluşturarak Eylül ayında Kürt yönetimini Türklerin müttefiki olan ÖSO'nun kontrolündeki bölgeden ayırdılar.

Aralık ayının başında YPG’li komutanlar, Lazkiye yakınındaki Hmeymim'de bulunan Rus hava üssünü ziyaret etti.

Moskova çok uzun zamandır Kürtleri, Suriye'nin geleceğinin görüşüleceği Astana müzakerelerine katmak istiyor.

Bu süreçte Erdoğan, defalarca Rusya'dan endişelerine kulak vermesini istedi. Ama 11 Ocak'ta Vladimir Putin ile telefon görüşmesinden sonra “telefon diplomasisi devam ediyor” demekten fazla bir şey diyemedi.


Haklı olabilir.

Yine de, günün sonunda, Moskova neden Kürtleri hacamak istesin?

Rusya'nın yeterince derdi var. Hmeymim hava üssüne yönelik son saldırıya karşılık vermekten, Rusya-İran restleşmesinde arada kalmamaya çalışmaya ve Suriye'nin geleceğine dair anlaşma için müzakereleri sürdürmeye (en azından sürdürüyor görünmeye) kadar çok fazla işi var.

Esad ile arada sırada da olsa işbirliği yapan Suriyeli Kürtleri dışlamaksa hiç mantıklı değil.

Özellikle de Moskova'nın iktidar paylaşımı anlaşmasına yönelik bakışı göz önünde bulundurulursa, federal bir düzenleme Suriye dramı için gerçekçi bir çözüm olacaktır.

Birlikleri Afrin'de kalmaya devam ettiği sürece Rusya, ne Türkiye liderliğinde bir baskına yeşil ışık yakacak, ne de YPG'nin tamamlanmış rotasına yönelik bir harekata.

Bundan sonra olacak olan şu:

Türkiye'nin, çok fazla bedele mal olmadan, kısıtlı düzeyde askeri eylem gerçekleştirmesine izin verilecek ki, kaslarını esnetsin.

Afrin'in güneydoğusundaki Tel Rıfat, Erdoğan'a istediğini verebilir.

Şubat 2016'da kenti ele geçiren YPG'yi kentten sürmek için Türklerin desteklediği bir grup olan Ahrar al-Sham'a karşı Rus hava saldırılarına başvurmak kolay olmayacak.

Ama yapılabilir. Rusya görmezden gelebilir.

Türkiye'nin ayağa kalkması ve hala oyunda olduğunu göstermesi için Suriye'de bir zafere fena ihtiyacı var.

Yine de bu bile Ankara'nın Kürt sorununu çözmeyecek.