Tiny Url
http://tinyurl.com/ya9fp36t
Yaşar Yakış
Oca 10 2019

Suriye boşluğu, YPG ve Türkiye’nin hedefleri

7 Ocak günü Beyaz Saray’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton başkanlığında bir heyet Ankara’ya gelerek Cumhurbaşkanı Danışmanı İbrahim Kalın’la iki saatlik bir görüşme yaptı.

Bolton Türkiye’ye gelmeden iki gün önce, İsrail’de iken, yaptığı bir açıklamada, “ABD’nin Suriye’den çıkması, Türkiye’nin Kürt savaşçıların güvenliğini sağlaması şartına bağlıdır” demişti.

Bolton’un bu beyanı, Ankara’da büyük tepki yarattı. Türkiye YPG’lileri etkisizleştirmeyi hedeflerken, NATO müttefiki ABD’nin, aynı YPG’lilerin güvenliğini garanti altına almaya çalışması Ankara’da haklı olarak yadırgandı.

Ziyaretten önce Associated Press ajansı Ankara’da Bolton’un Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşeceğini yazdığı halde böyle bir görüşme gerçekleşmedi. Erdoğan gazetecilere, Bolton’un muhatabının İbrahim Kalın olduğu için onunla görüşmesinin daha yerinde olacağını söyledi.

Beyaz Saray sözcüsü de, Erdoğan’nın Bolton’u kabul edemeyiş olmasına neden olarak Türkiye’deki seçim faaliyetlerinin gösterildiğini bildirdi. Öte yandan Bolton da ABD’de acil bir toplantısı olduğunu gerekçe göstererek salı akşamı geldiği Türkiye’den çarşamba günü öğle saatlerinde ayrıldı.

ABD’de Başkan Donald Trump’a karşı olan medya, bu gelişmeyi, Türkiye’nin Bolton’u küçük düşürdüğü şeklinde yorumlarken, Beyaz Saray, söz konusu ziyareti, ABD kamuoyuna, “Bolton ile Kalın verimli bir görüşme gerçekleştirdi” diye aktardı. İbrahim Kalın da, Bolton’un Kürtler konusundaki beyanının yanlışlığına işaret ettikten sonra, görüşmenin olumlu yönlerini ön plana çıkaran bir açıklama yaptı.

Bolton’un İsrail’de söylediklerinin daha ağırını Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da Washington’da söyledi. “Kürtleri Türklere boğazlattırmayacağız” dedi. Pompeo’nun bu beyanı, ABD Suriye’den çekilse dahi Kürtleri korumaya devam edeceğini gösteriyor.

Tüm bu gelişmeler ve yapılan açıklamalar yan yana konulduğunda Türkiye ile ABD arasında sıkıntılı bir gelişme yaşandığı, fakat tarafların bu gelişmeyi kontrol altında tutmaya çalıştığı anlaşılıyor.

Türkiye’nin Suriye’nin Menbiç kasabasına ve Fırat nehrinin doğusundaki Suriye topraklarına bir harekât gerçekleştirmesine ABD’nin karşı olduğu bilinmektedir. Ancak aynı harekâtla ilgili olarak, bu kez, Türkiye’den kaynaklanan bir sorun yaşanmakta olduğunun belirtileri var.

Geçtiğimiz günlerde İkinci Ordu Komutanı Orgeneral Metin Temel bu görevden alınarak başka bir göreve atandı. Aslında sıradan bir görev değişimi olarak görülmesi gereken bu olay konusunda medyada çeşitli spekülasyonlar yer aldı. Generalin Fırat’ın doğusunda yapılacak harekât için endişelerini dile getirdiği söylenmektedir. Gerçekten de böyle endişeler dile getirdi ise bu, Türk askeri makamlarında karar alma mekanizmasının ne kadar sağlıklı işlediğinin kanıtıdır.

Komutan, girişilecek askeri harekâtta bazı eksiklikler bulunduğu kanısına varmış ve bu hususu siyasi karar makamlarının dikkatine getirmiştir.

Fırat Kalkanı ve Afrin harekâtlarını yönetmiş bir komutanın değerlendirmesi pek tabii ki önemlidir. Fırat’ın doğusunda gerçekleştirilecek bir askeri harekâtta Türk ordusunun yenik düşmesi gibi bir ihtimal kimsenin aklına gelmez. Olsa olsa Türk ordusunun vereceği zayiatı haklı gösterecek bir harekât olur mu sorusu akla gelebilir.

Orgeneral Temel bu konudaki bilgi birikimini yetkili makamların istifadesine sunmuştur. Kendi kumandası altında gerçekleşen Fırat Kalkanı ve Afrin harekâtlarında ne gibi zorluklarla karşılaşıldığını en iyi o biliyor. Ama Fırat’ın doğusunda gerçekleştirilecek bir harekâtın ne kadar farklı olacağını da herhalde yine o biliyor.

ABD askerleri çekildikten sonra, ortaya çıkacak boşluğun nasıl doldurulacağı halen belirsizliğin korumaktadır. Bölgeye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır askerlerinin yerleştirilmesinden bahsediliyor.

Türkiye’nin bu iki ülke ile ilişkisi, olması gereken düzeyin altında olduğu için orada tatsız sürtüşmelerin ortaya çıkması ihtimali vardır. Bu da en çok, Türkiye’nin asıl hedefi olan YPG’lilerin işine yarar.

ABD’nin YPG’ye 20 bin TIR dolusu malzeme, silah ve mühimmat verdiği ve onları eğittiği bilinmektedir. Dolayısıyla Fırat’ın doğusundaki Kürtlerin daha donanımlı oldukları ve IŞİD’le yaptıkları mücadeleden ötürü savaş tecrübesi edindikleri de bir gerçek. Ayrıca sayıları da Fırat Kalkanı bölgesindeki ve Afrin’dekilerden çok daha fazladır.

Bu nedenle Fırat’ın doğusuna yapılacak harekâtın, daha öncekilerden farklı olduğunu göz önünde bulundurmak gerekir. Orgeneral Temel bu hususları dile getirme sorumluluğunu övgüye layık biçimde yerine getirmiştir.

Türkiye’nin hedefinin YPG’leri etkisiz hale getirmekten ibaret olduğu açıktır. Ancak etkisizleştirmekten ne kastettiğini de açıklaması halinde eleştirilerin daha fazla önünü almış olacaktır.

YPG’nin, Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) ile birlikte, 20-30 bin silahlı elemanı olduğu düşünülüyor. Türkiye bu 30 bin kişinin tamamını mı etkisizleştirecek? Etkisizleştirmekten kastedilen nedir?

Onların hepsinin ölü veya yaralı olarak ele geçirilmesi kastediliyorsa, bunun da gerçekçi olup olmadığına bakmak gerekir. Sadece silahları ellerinden alınıp serbest bırakılacaksa,  bu kadar terörist nereye gidecektir?

Onlar kendilerine lazım olan silahı nerede olsa bulur. Zaten YPG/YPJ’yi terörist örgüt listesine almadığı için, onlara silah vermeye hazır çok sayıda ülke var. Türkiye bu teröristleri yakalayıp hapse atacaksa, bunun mümkün olup olmadığına bakmak gerekir.

Askeri planlama sırasında Türkiye’nin bu ayrıntıları değerlendirmiş olduğundan şüphe edilemez. Bu soruların cevapları da açıklanırsa, “Kürtleri Türklere boğazlattırmayacağız” kabilinden sorumsuz beyanların da önüne geçilmiş olur.