Dimitar Bechev
Kas 30 2017

Suriye’de oyun sona mı erdi?

Rusya savaşları kazanmakla övünür. Ancak diplomasideki sicili en iyi tabirle şöyle böyledir. Bu noktada konumuz Suriye. Putin, savaş meydanında galip geldi ama siyasi olarak kazanması daha zor olacak gibi görünüyor.
Son on günkü haberlerin ardından, Soçi’nin, Cenevre ya da New York gibi küresel diplomatik merkezlere rakip olduğu düşünülebilir. 

Putin, Suriye tiyatrosunda baş kudret simsarı olarak ortaya çıktı. Önce Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 13 Kasım’da Karadeniz tatil beldesine “hac ziyaretini” yaptı. Sekiz gün sonra, Rus askeri jeti Beşar El Esad’ı Putin ile bire bir görüşme için getirdi (En önemlisi, Suriye Başkanı Türk hava sahasından geçti). 

Bunların hepsi 22 Kasım’da Putin’in ev sahipliğinde Erdoğan ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin –evet yeniden Soçi’de- biraraya geldiği üçlü zirve ile doruğa ulaştı.
Buna 20 Kasım’daki Putin ve Donald Trump arasındaki telefon görüşmesi ile Çin’de gerçekleşen APEC’teki (Asya -Pasifik Ekonomik İşbirliği Zirvesi) kısa karşılaşmalarının ardından yapılan Suriye ile ilgili ortak açıklamayı da eklersek, bir şeylerin demlendiği belliydi.
Rusya bu sefer gerçekten de sürücü koltuğunda. 

2015’te, o dönem risk altında görünen Esad’ın iktidarını korumak için Suriye’ye girmişti. Ama bugün Kremlin yıkıcı sivil savaşa son vermek için bir güç paylaşımı anlaşması için bastırıyor. 

Elbette, kendi şartlarına göre...

Uzmanlara göre Moskova uzun vadeli bakıyor: Suriye Başkanı’nın yetkilerini sınırlandıracak bir anayasa ve belki de 2021’de kendi dönemi sona erdiğinde Esad’ın emekliye ayrılması.
Bu amaçla Rusya, tüm taraflarla –rejim, İran, Türkiye, Suudi Arabistan, muhalefetin çeşitli fraksiyonları (hatta bunlara Kremlin’in yakından izlediği Moskova Platformu da dahil), Kürtler, İsrailliler (SVR olarak bilinen Dış İstihbarat Servisi Başkanı Sergei Naryshkin Suriye hakkında üst düzey yetkilileri bilgilendirmek için İsrail’deydi), ve en son unutacağımız Birleşik Devletler’le- bağlarını koruyor.

Tüm taraflarla konuşma, onların uyumlu davranacağı anlamına da gelmiyor. Putin’in her muhatabının radikal farklılıkta gündemleri var. 

ABD, güneydoğuda İsrail’le yaptığı gibi doğu Suriye’nin kontrolü için de Rusya’nın yardımını arıyor. 

Putin’in Ruhani ve Erdoğan ile konuşması, aktarıldığı üzere, Moskova’nın, Türk ve İranlıların çıkarları pahasına Amerikalılarla anlaşma yapmamasının garantiye alınmasıyla ilgiliydi.
Suriye muhalefeti de Esad’a baskı kurmak umuduyla Rusya’ya yaklaşıyor. Rejim ve İranlılarsa, tersine, Astana görüşmelerinin gerilimi düşürme vurgusuna rağmen, silahlı direnişin kalıntılarını ezmek için Putin’den yardım bekliyor. 

İran, DAEŞ’in sürülerek savaşın bitirildiği ve yeni siyasi bir safhaya girdiğine yönelik Rus anlatısına itiraz ediyor. Kürdistan Demokratik Birlik Partisi (PYD), Rusya’yı ABD’yle birlikte Kürt özerkliğinin garantörü olarak görüyor. Ankara ve Tahran da Moskova’dan Kürtlerle bağlarını koparmasını istiyor.

Bu sebeple, Putin’in aradığı büyük pazarlık hiç olmadığı kadar zor olacak gibi görünüyor.
Cenevre’de bu hafta yapılacak görüşmeler belirsizlik içinde. Rejimin mi yoksa muhalefetin mi vazgeçeceği son ana kadar belli olmayacak. Rusya’nın çeşitli muhalefet grupları ve Esad rejiminin katılımıyla Soçi’de yapmak istediği üst düzey konferans bir süre bekleyecek gibi. Kısaca Rusya emellerinde gerçekleri de göz önünde bulundurmak zorunda.
Türkiye için sonuçları ne olacak? ABD ile şiddetli anlaşmazlığa düşen ama aynı zamanda Suudilerle kavgalı olan Erdoğan tüm bahislerini Ruslara yatırmak zorunda. 

Ama Moskova’da yaşayan dış politika analist Vladimir Frolov’a göre Putin’in bu birden fazla satranç tahtasındaki ikili oyunu sonuç vermeyebilir. Suriye savaşının yeni faslında ABD ile İran’ın doğrudan ya da dolaylı olarak çatışması Türkiye için yeni sorunlara yol açacaktır.
Öncelikle, PYD’nin hali hazırda kontrol altında tuttuğu kuzey ve kuzeydoğu bölgelerindeki etkisini sağlamlaştıracaktır. 

Ankara tabii ki Suriye’de kendi nüfuzu altındaki toprakları bırakmayacaktır. Ama bunu Suriye’nin geleceği konusundaki bitmez bilmeyen müzakerelerde nasıl bir koz olarak kullanacağı tartışmaya açık.