Şub 04 2018

'Suriye'de savaş bitiyor ve ABD bitmesine izin vermeli'

Suriye'de yedi yıldır süren savaş, Türkiye'nin Afrin müdahalesine kadar sönümlenmiş gibi görünüyordu.

Afrin müdahalesi, görünenin aksine ABD, Rusya ve İran gibi güçlerin bu ülkede vekalet savaşları yürüttüklerini ancak bu durumun IŞİD belası kadar yaygara koparmadığı için görmezden gelindiğini ortaya çıkardı.

Syriadirect sitesinde, Justin Clarke'ın Joshua Landis ile yaptığı röportaj, hem Suriye'nin hem bölgenin yeniden normale dönebilmesinin en temel yolu olarak ekonomik kalkınma olduğunu ortaya koyuyor. 

Ancak Landis, yukarıda da zikredilen güçlerin böylesi bir iyileşmeye izin vermeyeceği ve dolayısıyla yaraların da sarılamayacağı görüşünde.

***

Ahval çevirisi ile o röportaj:

Justin Clarke: Yakın zamanda Syria Comment sitesinde yayınlanan bir yazıda, ABD’li yetkililerin Ortadoğu’daki ekonomilerin önüne engel koymaması ve buradaki düşmanlarının çoğalmaması gerektiğini söylediniz. Bunun yerine, sizin deyiminizle, onları “salıvermeleri” gerektiğini düşünüyorsunuz.

Eğer bu bölgelerin ekonomileri büyürse, yeniden kendi ayaklarının üstünde durabileceklerini ve ABD’nin benimsediği liberal değerlerin buralarda kök salmasının mümkün olabileceğini söylüyorsunuz. Bu görüşünüzü biraz açar mısınız? 

Joshua Landis: Bölgenin yaralarını sarmasının tek yolu ekonomik büyüme. Tüm bölgede çok derin siyasi sorunlar da var tabii ki, ancak bunların çözülmesine yaklaşmış da değiliz. Esad kazandı. İran onu destekledi, Rusya onu destekledi. Bana öyle görünüyor ki, [Suriye’de] rejimin değiştiğini görmeyeceğiz.

Eğer ABD, Rusya ve İran’ı yaralamak için bugünkü politikaları izlemeye devam ederse - ki eminim böyle yapacak - burası bölünmüş, zayıf, büyüyemeyen bir bölge olacak ve hiçbir yara sarılmayacak.

Herhangi bir yapıcı büyümenin gerçekleşmesi için - insanların evlerine yeniden taşınabilmesi, iş bulabilmesi, bir geleceğe sahip olabilmeleri ve yeniden yapılanmanın gerçekleşmesi için - bölgenin kendi doğal güçlerinden faydalanabilmesi gerekiyor. Bu güçler arasında da petrol ve gaz var. 

Suriye’de, savaştan önce; Esad, ülkenin turizm, ticaret ve tüm doğal kaynaklarından faydalanabilmek için Dört Deniz Stratejisi adını verdiği bir politika izlemeye çalışıyordu.

[En.: Dört Deniz Stratejisi, Suriye hükümetinin savaştan önce başlattığı; ülkeyi Karadeniz, Hazar Denizi, İran Körfezi ve Akdeniz arasındaki ticarette bir merkez olarak konumlandırmayı amaçlayan bir inisiyatifti.]  

Suriye’nin su ve tarım kaynakları zengin değil, dolayısıyla yapabileceği tek şey bu.

Yüzyıllardan beri ilk defa Tahran, Bağdat, Şam ve Beyrut dostça ilişkiler içindeler. İran’ın hala kullanımda olmayan müthiş gaz kaynaklarını kullanıma sokabilir; petrolü, büyük boru hatlarıyla Irak ve Suriye çöllerinden Kuzey Lübnan’da Trablus veya Tartus’a taşıyabilirler.

Bunlar Avrupa’nın ciddi biçimde ihtiyaç duyduğu petrol ve gazı sağlayabilir. Avrupa şu an Rusya’nın insafına kalmış durumda. Neredeyse tüm gazını ve petrolünü Rusya’dan alıyor ve ABD de bu durumdan, sürekli olarak rahatsız.

Aslında konu Batı’ya yardım etmek ya da Rusya’ya zarar vermek değil. Ben bunları Batı’nın bu konuyu değerlendirmeye almasını cazip hale getirmek için söylüyorum. Mevzu Irak ve Suriye’nin yanısıra, bu ülkelerin bölgesel ekonomilerinin yaşadığı korkunç yıkımın yaralarını iyileştirmek.

Bu gaz ve petrol hatlarını, turizm ve hac yollarını inşa ederek; Suriye ve Irak gibi yerlerin ekonomilerinin canlandığını, Ürdün’e yolların açıldığını görebiliriz. Bu yollardan Beyrut ve Amman arasında yılda 2 milyar dolar değerinde ticaret yapılırdı. Savaş sırasında bu çok önemli yol kullanılamaz hale geldi.

El Tanf’ta [Güneydoğu Suriye] Bağdat’dan Şam’a giden otoyolu kapatan, ABD’nin para verdiği isyancı gruplar var. Amman’a giden yolda isyancı gruplar var ve ABD’nin önderliğinde kurulan çatışmasızlık bölgesi durumun sakinleşmesine izin vermiyor. Türkiye’ye giden yollar kapalı.

[E.n.: ABD’nin desteklediği Suriyeli isyancı gruplar El Tanf’ı kontrol altında tutuyorlar. Burası Suriye ve Irak arasındaki sınır kapılarından biri ve Şam ile Bağdat’ı birbirine bağlayan kritik bir otoyolun üstünde yer alıyor.]

Suriye ekonomisi şu an askıda ve ABD Kuzey Suriye’yi kesip, bağımsız-ımsı bir Kürt devletinin kontrolüne vermek istiyor. Bu bölgede Suriye petrolünün ve gazının yüzde 50’si var. Suriye Demokratik Güçleri (SDG), ana elektrik üreticisi olan Tabqa Barajı’nı ve ana su kaynağı olan Fırat Nehri’ni kontrolü altında tutuyor. 

Kuzey Suriye, ülkenin tarıma müsait arazilerinin çoğunun bulunduğu yer ve bu durum Esad’ın, Suriye rejiminin ve Suriyelilerin yeniden yapılanma planlarını durdurabilir - ki ABD’nin istediği de tam olarak bu.

Her durumda, eğer Suriye, Irak ve bölge ülkeleri yeniden yapılanacaksa, sınırları açık olmalı ve ticaret yapabilmeliler. Bu yalnızca ABD’nin düşmanı olan Suriye için iyi olmaz. Aynı zamanda ABD’nin dostları Ürdün ve İsrail için de iyi olur. Herkesin yararına olur.

ABD, savaşı kaybettiği için bölgedeki herkese kin besleyip herkesi yoksullaştıracağına, neden geri çekilmesin? 

ABD’nin tek kuruş harcamasına gerek yok. Washington’da birilerinin, haklı olarak nefret ettikleri, Esad hükümetine yardım etmesini önermiyorum.

Ancak, yerel insanların yaşamlarını yeniden kurmalarına ve daha iyi, büyüyen bir ekonomiyi nasıl yaratacaklarını düşünmelerine fırsat vermeli. Esad hükümetiyle bile, Suriye büyüyebilir. Ekonomilerin diktatörlüklerin yönetimindeyken bile büyüyebildiğini gördük.

 

afrin

 

JC: Sizin de bahsini ettiğiniz Ürdün gibi, ABD’nin stratejik ortakları olan ülkelerin bile saf değiştirdiğini ve Amman-Şam ilişkilerinin yakınlaştığını görmek ilginç. Ürdün çok mağdur durumda, ana ticaret yollarından biri beş-altı yıldır kapalı.

JL: Bahsettiğiniz durum Suriye’nin her yerinde oldu. Birçok insan bugün yalnızca güvensizlik, rejimin kötülüğü veya çatışma nedeniyle değil, aynı zamanda geçim kaynakları tamamen ortadan kalktığı için mülteci durumuna düşmüş durumda.

Eğer bu yollar üzerindeki kasabalarda geçim kaynakları yeniden yapılandırılırsa, o zaman insanlar geri döneceklerdir - herkes değil, ama birçok kişi. Düşük ücretli işler peşinde dolaştıkları, çaresiz hayatlar yaşamaktansa, evlerine dönüp ülkelerinin yeniden kurulmasına yardım edebilirler. 

Savaş sona yaklaşıyor. ABD, bu savaşın bitmesine izin vermeli. Ancak bunun yerine, bölgeyi yoksullaştıracak yöntemler bulmaya çalışıyor. 

Ortadoğu’nun ekonomik büyümeye ihtiyacı var. Daha önce de söylediğimiz gibi, ekonomik büyüme mültecilerin evine dönmesine yardımcı olur. ABD’nin terör karşıtı mücadelesi için en iyi mekanizma budur. George Bush, Ortadoğu’da terörün olmasının sebebinin ekonomik - yani yoksulluk - olduğunu söylemişti. Yoksulluk, iş bulamayan ve umudu olmayan genç insanların El Kaide gibi radikal seçeneklere yönelmesine neden olur. Bataklığı kurutmak için, fırsat yaratmanız gerekli.

“İş insanlar için iyidir” fikri, son derece temel bir Amerikan fikri. Yüzyıllar boyunca ABD’nin temsil ettiği ve insanların ABD’ye gıpta etmesine sebep olan fikir bu. ABD, dünya çapında bir büyüme ve ticaret motoru oldu.

Suriye’de ise tam aksini yapıyoruz. İnsanları cezalandırmak uğruna, herkes için daha iyi sonuç verecek şekilde ticareti teşvik etmektense, ticareti engelliyouruz. Uzun vadede, ticareti teşvik etmek; demokrasi üretmek için, insanları ekonomik olarak boğmaktan çok daha etkili bir yöntem. 

 

afrin

 

JC: Doğu Halep ve Humus’daki eski şehir gibi, daha önceden muhalif olup da sonradan rejim tarafından yeniden ele geçirilen ve çatışmalar sırasında tüm mahallelerin yok olduğu bölgelerdeki yeniden yapılandırma çalışmalarına, rejime sadık olan bölgelere oranla öncelik verilmediğine dair iddialar var.

Bunu kesin olarak kanıtlamamız mümkün değil. Ancak bunda bir miktar doğruluk payı olduğunu farz edecek olursak, Şam’daki siyasi düzene, yeniden yapılandırma çalışmalarına öncülük etmesi konusunda güvenilebilir mi? Ya da ekonomik olarak gelişmiş bir Suriye, Esad’a sadık olanların durumdan faydalandığı ve ona sadık olmayanların yoksullaştığı bir yer mi olacak? 

JL: Esad rejimi ayrmcıydı. Eş-dost kapitalizminin hüküm sürdüğü bir yerdi, her zaman böyle oldu. Sadık olanları ödüllendiren, olmayanları cezalandıran bir yerdi. Bu değişmeyecek - savaşı kaybetmekteki sorun da bu.

İsyancı gruplar Şam’ı ele geçirmediler. Eğer ele geçirmiş olsalardı, müttefiklerine ve kendilerine ekonomik çıkarları paylaştıracaklardı. Ancak yenildiler ve Esad da en karlı sözleşmeleri yapıp; yalnızca ülke için iyi olan değil, aynı zamanda gücünü korumasına yardım edecek projeler için, hükümetin kesesinde kalan paraları kullanacak. 

Yani, kesinlikle haklısın. Esad’ın yolsuzluğu sorununu, ekonomik olarak büyümesiyle çözemezsin. Ancak argümanımız şu; büyümeyle beraber, bu iç savaşta zarara uğrayan birçok insan - daha iyi bir hayatı hak eden insanlar - katılımcı olmaya başlayabilirler. 

Washington’da yeniden yapılanmaya izin vermeyen kişilerin temel argümanı, Esad hükümetinin yozlaşmış olması ve eğer büyürse, insanları ezeceği, bu paranın çalınacağı vs. Ancak Batı bu paranın bir kuruşunu bile harcamıyor olacak. Suriyelilerin parası var ve yatırım yapabilirler. Eğer ticaret kapıları açılırsa ve ABD bankalara yaptırım uygulamazsa, bölge insanları yatırım yapabilirler. 

Bu, Suriye’de mümkün. Teorik olarak, insanlar işe gidecek, para kazanacak ve bu paralarla evlerini yeniden inşa edecek. Araba alacaklar, buzdolabı alacaklar ve bunlar piyasayı canlandıracak.

Tabii ki rejim, geliri ABD’nin istediği kişilere dağıtmayacak. Esad hala başta olacak ve geliri, ABD’nin suçlu ve yoz olduğunu düşündüğü, kendi adamlarına dağıtacak. Batı için ahlaki çelişki de bundan kaynaklanıyor. 

Batı, Esad’ın devrileceğini umarak Suriye’yi zorlamaya devam etmek istiyor. Yaptırımların arkasında da bu mantık var: Eğer ticareti durdurabilirsen, eğer tüm yolları kapar ve petrol ve gazı durdurursan, Esad önümüzdeki dört-beş yılda zayıflar ve halk ayaklanması onu devirir. Sanırım bu da bir ihtimal. Ancak sorun şu ki, Esad’ı devirmek uğruna yarım milyon insanın ölümünü izledik ve devirme planı da başarısızlığa uğradı.

Altı yıl daha ekonomik sefaletin, devrilmesine sebep olacağı kanaatine nereden varıyorlar? Bir noktada politikanı değiştirmen gerek.

 

afrin

 

JC: Washington’daki bazı yetkililer Tahran ve Beyrut arasında oluşacak bir Şii Hilali’ne izin vermenin, ABD’nin terörist olarak gördüğü birçok grubun destek görmesine neden olacağını söylüyor. 

Örneğin Hizbullah ve İran Devrim Muhafızları gibi İran tarafından fonlanan gruplar, daha çok paraya sahip olacaklar ve bu parayla bölgeyi istikrarsızlaştıracaklar. Bu görüşe ne dersiniz? 

JL: Kesin olarak haklısın, derim. Olacak olan bu.

Şiiler Irak’ta kazandılar. Daha çok silaha ve paraya sahip olacaklar çünkü oradaki petrolün sahibi onlar. 

Eğer ABD Suriye’de Esad’la savaşması için daha çok Sünni isyancıyı fonlar ve teşvik ederse, ya da müttefiklerinin bunu yapmasına izin verirse, bu yalnızca daha çok Sünni’nin ölmesi demek olacak. Sünniler bugün kazanacak durumda değiller. Paramparça oldular. 

ABD’nin hükümetleri devirerek ve İran’ı zayıflatarak, Şii gücü ve Hizbullah’ı yok etmeye çalışması, tam ters sonuca sebep oldu: Sünni cemaati yıkıma uğradı, Hizbullah Lübnan’da her zamankinden daha güçlü ve Esad, Suriye’de hala hakim güç olmakla kalmıyor, aynı zamanda ülked isyancıların elinde olan son bölgeleri de onlardan temizlemek üzere. Kürtler haricinde tabii. ABD belli ki Kürtlere steroid içirecek.

Irak’taki Sünni cemaatinin durumuna bak. Her bir Sünni mahallesi ve şehri, köküne kadar bombalandı ve bu bombaları atan ABD’ydi. Tikrit, Ramadi, Felluce veya Musul, fark etmez, bu şehirlerin bir bölümü, ABD silahları taşıyan Şiiler tarafından ve ABD jetleri ve helikopterleri tarafından yok edildi.

ABD, Bağdat’ta yaptığını Şam’da da yapıyor. Yani Şii Hilali’nin (İran’ın müttefiki olan Şii güçler) önünde, hava kuvvetlerini uçuruyor ve Sünni cemaatini tamamen kırmalarına yardım ediyor. 

Sünniler bu bölgede on yıllar boyunca yeniden yapılanmaya giremeyecek ve gücü ellerine alamayacak. Cemaatleri tamamen karıştı. Büyük şehirleri, Halep, Humus, Musul gitti.

İhtiyacımız olan, yeniden yapılanma. Evet bu Şii gücü ve İran etkisini birleştirecek. Ama Irak ve Beyrut arasında yaşayan nüfusa bakacak olursak, Şii Arapların sayısı Sünni Arapların sayısından fazla. Bu bölgedeki çoğunluk Arabı, Sünnilerin siyasi gücü yok diye mi cezalandırmak istiyorsunuz? 

ABD’nin müttefikleri, Sünni isyancılar, uluslararası cihat çağrısı yaptılar ve dünyanın her bir yanından 40 bin insanı, gelip kendileriyle beraber savaşmak için ikna etmeyi başardılar. Sünniler isyancıların davasını desteklemek için geldiler ve anında Esad hükümeti ve İran, dünyanın her yerindeki Şiileri de aynısı yapmaya çağırdı.

Şiilerin kazanmasının bir sebebi de, Hizbullah gibi daha iyi milislerinin olmasıydı. Çünkü İran, bu konuda daha iyi ve Rusya bunu, ABD ve Türkiye’den daha fazla istedi. Bir sebep de, Sünni cihatçıların dünyayı tehdit etmesi ve Şiilerin etmemesi.

ABD ve Suudi Arabistan kendi isyancı davalarına sırtlarını döndüler ve Sünni isyancıları bombalamaya başladılar. Çünkü bunların inşa ettikleri şeyi beğenmediler. Bu da, isyancı davanın altından halıyı tamamen kaydırdı. Şiiler bugün hakim güç ama bu, ticareti bastırmakla değişmeyecek.

Ticari bastırmanın Sünni gücü geri getirme şansı yok. Sünni gücü geri getirecek tek şey, bu bölgenin yeniden yapılanmasına, (şu an inanılmaz derecede yüksek bir noktada olan) mezhepsel düşmanlığın azalmasına ve insanların yeniden dostluk ve yaşam kurmalarına izin vermek.

Esad rejimi sonsuza kadar devam edemez. Eğitim, büyüme ve yükselen gelirle, insanlar - bir şekilde Orta Doğu’yu ele geçirmiş ve şu an zirve yapmış olan - bu dar ulusalcı ve mezhepçi bağnazlıktan kurtulacak.

http://syriadirect.org/news/joshua-landis-%E2%80%98the-war-is-coming-to-an-end-and-the-us-should-let-it-end%E2%80%99/&nbsp