Tem 13 2018

Suriye'de Türkiye'yi bekleyen tehlikeleri yazdı

20 Temmuz'da başlayan ve Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) unsurlarının Afrin'e yerleşmesiyle son bulan Suriye'deki operasyonun ardından, Türkiye medyasında Suriye'ye dair olup bitenlere dair pek az haber yer aldı.

24 Haziran seçimlerinin geride kalmasının ardından, yeniden Suriye'de olup bitenlere odaklanan yazılar ve haberler yayınlanmaya başladı.

Birikim Dergisi'nde 13 Temmuz Cuma günü Mete Çubukçu tarafından yayınlanan makalede, Suriye'de yaşanan gelişmelerin hem ülkenin haritasını hem de geleceğini belirleme etkisine sahip olduğu belirtildi.

Çubukçu, muhaliflerin karşılaştığı cephelerle ilgili, "Halep-Kilis-Antep hattı, Lübnan ve Ürdün sınırı ile Suriye ordusunun çekilmesiyle birlikte Cizire-Kobani hattı. Bir de Irak da denetimin kaybolmasıyla birlikte Suriye Irak sınırı bölgesinde" bilgisini verdikten sonra savaşın iniş çıkışlarını Türkiye, Lübnan ve Ürdün sınırları ile bu sınırlardaki “serbest geçişler”in belirlediğine dikkat çekti.

Suriye'de son durum ve Türkiye'yi bekleyenlerle ilgili Çubukçu şu bilgileri verdi:

"Savaşın başından bu yana Deraa Türkiye’ye en uzak ama Suriye iç savaşı açısından en önemli bölgelerden biri oldu. Deraa Suriye ayaklanması ya da iç savaşının fitilinin ateşlendiği yerdi. Deraa ile başlayan süreç, barışçıl gösterilerin çok sert bastırılması sonucu ayaklanmanın silahlı bir kalkışmaya dönüşmesi kadar, ayaklanmayı daha önceden planlayarak silah yığan, finansman sağlayan bölge ülkeleri ve istihbarat teşkilatlarının eseriydi.

Bu uzun girizgâhın nedeni 2011’de iç savaşın başladığı yer olan Deraa’nın yaklaşık 7 yıl sonra Suriye yönetimi ve ordusunun kontrolüne geçmesi. Deraa Suriye savaşının psikolojik bir dönüm noktası olması açısından önemli. Ayrıca, daha önce farklı yerlerden İdlib’e gitmek zorunda kalan cihatçı örgütlerin elinde kalan ceplerden biri olması. Bu ceplerin de kaybedilmesiyle birlikte Suriye’de artık geri dönüşü olmayan bir noktaya gelindi.

Güneyde Ürdün sınırı belli noktalarda Suriye yönetiminin denetimine geçerken, özellikle Suriye-Ürdün-Lübnan üçgenindeki kalan küçük gruplar da yakında burayı terk etmek zorunda kalacaklar. Oysa Rusya, ABD ve Ürdün arasında 2017’de varılan anlaşma sonrası buralarda “Gerilimi Azaltma Bölgeleri” ilan edilmişti. Rusya-ABD ve Ürdün’ün ortaklaşa oluşturduğu bu bölgeler muhtemelen Rusya ve ABD’nin ortak kararı sonrası Suriye yönetimine bırakılıyor."

İsrail'in bu bölgede cihatçı gruplar yerine Esad rejimini tercih ettiğini ifade eden Çubukçu, Netanyahu’nun Moskova ziyareti sonrası “Esad’la sorunumuz yok” açıklamasının, Rusya’nın İsrail’e, İran ve uzantılı güçlerin bölgeden uzaklaştırılması garantisi anlamına geldiğini aktardı.

Çubukçu, Suriye’deki genel gidişata dair gözlemlerini şu satırlarla paylaştı:

"...bundan böyle, daha net biçimde, Rusya ile ABD’nin alanda yapacakları pazarlıklarla belirleneceği ortada. ABD’nin dikkatini İran’a çevirmesi sonrasında, Rusya-ABD’nin, İran’ın Suriye’den uzaklaştırılması konusunda anlaşması, Suriye yönetiminin elinin güçlenmesi ile sonuçlanacak gibi görünüyor.

Diğer yandan Rusya-ABD kararı Suriye’de cihatçı örgütlerin belli yerlerde toplanması/sıkıştırılması ile sonuçlanacak. Rusya’nın Suriye yönetimine verdiği askeri destek sonucunda bu strateji önceden denendi ve sonuç alındı: Doğu Halep, Doğu Guta ve şimdilerde Deraa’da. 

Rusya-Suriye ikilisinin ılımlı cihatçı ayrımını yapabilmesi çok kolay görünmüyor. Çünkü Rusya, özellikle El Kaide bağlantılı grupların, isim değiştirmiş olsalar bile, bu değişiklikle ılımlı olmayacağını biliyor. 

Deraa’dan ayrılacak gruplar önce olduğu gibi İdlib’e yönelecekler. Bu durum da Rusya ve Suriye’nin bir sonraki adımda İdlib’e yükleneceklerinin ipuçlarını veriyor. İdlib mevcut “çatışmasızlık bölgeleri”nden birisi ve Türkiye’nin kontrolünde. Türkiye’nin dikkat ve enerjisi ise daha çok Fırat’ın doğusu denilen bölgeye yoğunlaştı. Çünkü mevcut gelişmeler ve harita Fırat’ın doğusu olarak adlandırılan ancak ülkenin kuzey-güney hattını oluşturan; Türkiye sınırından Rakka ve Deyri Zor ve Ürdün sınırına kadar inen önemli bir bölge. Bu bölgenin geleceği sanki İdlib’deki gelişmelerden sonra netleşecek. Kuzey’de, PYD/YPG’nin denetimindeki Haseke’de yönetimin Suriye ordusuna bırakılacağı haberleri gelirken, özellikle Kürtlerin bu sıkışmayı nasıl aşacakları, ABD-Suriye yönetimi ikileminde kiminle birlikte yol alacakları da yakın zamanın en önemli konularından olacak.

Ancak asıl önemlisi İdlib ve Fırat’ın doğusundaki sıcak gelişmelerin Rusya-ABD ile birlikte en çok Türkiye’yi ilgilendirdiği ve Türkiye için önemli sorunlardan biri olacağını söylemek gerek."