Taştekin: Batı’nın silahlarıyla kendi ortak evimizi havaya uçuruyoruz

Suudi Aramco tesislerine yönelik saldırıyı Evrensel gazetesine yorumlayan Ortadoğu uzmanı gazeteci Fehim Taştekin, “Saldırı Körfez’de çıkacak bir savaşın nerelere ulaşacağını göstermesi açısından bir ön atış olarak da değerlendirilebilir” dedi.

İran’la silah üreticileri ve tüccarları hariç kimsenin savaş istemediğini belirten Taştekin; “Kriz ve savaş asırlardır barutçuların başını döndürüyor. İran tehdidiyle Amerikan silah sanayisinin cebi şişirildi. Suudi Arabistan bölgenin en fazla silaha para akıtan ülkesi. Bu lanet döngünün kırılması gerekiyor. Batı’nın silahlarıyla kendi ortak evimizi havaya uçuruyoruz” yorumunu yaptı.

Taştekin; Evrensel’in “ABD’nin İran üzerinden bölgede yapmaya çalıştığı nedir?” sorusunu ise şöyle yanıtladı:

“Bu kavganın miladı 1979 İran İslam Devrimi’dir. İran’da rejim değişimiyle ABD, Orta Doğu’daki en önemli üssünü kaybetmiş oldu. İsrail’i güvenceye alan Camp David Anlaşması’yla Amerikan kampına geçen Mısır, Washington açısından İran’dan boşalan boşluğa oturdu ve ABD’nin Ortadoğu’da oturtmaya çalıştığı en önemli kolon haline geldi. Golan’ı işgal eden İsrail’le teknik olarak savaşta olan Suriye ise Amerikan düzenine direnme anlamında İran’la aynı çizgide olan yegane Arap ülkesiydi. Haliyle Orta Doğu’da ABD açısından çözülmesi gereken iki baş ağrısı vardı: İran ve Suriye. İran, Amerikan düzenine karşı direnç noktalarına çalıştı ve nihayetinde hem Arap dünyasında kendi nüfuz kanallarını açtı hem de Amerikan düzenine çomak sokma yetenekleri kazandı.”

Suriye’nin İran için nüfuz savaşında dönüm noktası olduğunu vurgulayan Taştekin şöyle devam etti:

“İran, Suriye devletine omuz verirken oluşturduğu milis yapılanmalar ve askeri-teknik destek güçleriyle Irak’tan Suriye’ye, oradan Lübnan ve Filistin’e uzanan hatlarda operasyonel kapasite kazandı. Hizbullah Suriye savaşıyla daha da güçlendi. Beri tarafta Yemen’de İran’la çok farklı siyasal süreçlerden gelen Husilerin kurduğu Ensarullah hareketi perspektif olarak İran’ın etkisine açık bir yönelim kazandı. Husilerin uzlaşı hükümeti ve ortak anayasa planlarının çökmesinin ardından başkent Sana’yı ele geçirmesi İran karşıtı Körfez bloku ve Batılı müttefikleri için istenmeyen bir neticeydi. 2011 sonrası müdahaleler Suriye’yi dize getirme hedefine ulaşamayınca oyunun kurgusu bir kez daha değişti ve bu kez İsrail’i tehdit eder hale gelen unsurları bertaraf etmek için İran ve bağlantılı yapılar mücadelenin ana hedefi oluverdi. Yemen, Suriye, Irak ve Lübnan bu anlamda aleni ve gizli bir dizi müdahaleye sahne oldu. Özetle ABD ve Körfez’deki ortakları İran’ın kollarını kesmek için kapsamlı bir strateji geliştirdi. Bu strateji işe yararsa sıra İran’ın içine gelecek.”

Taştekin Aramco tesislerine yönelik saldırıya dair ise şu yorumları yaptı:

“Bu saldırı, failiyle ilgili tartışmalar bir kenara, özünde İran merkezli krizler paketinin ürettiği bir sonuçtur. Saldırıyı, daha önce Yemen’de dört yıldır sürdürülen yıkıcı ve yok edici savaşa son vermesi için Suudi Arabistan’daki çok sayıda hedefi roketlerle vurmuş olan Husiler üslendi. Ancak Suudi liderliğindeki koalisyon, silah tedarikçisi ABD, Britanya, Fransa ve Almanya İran’ı sorumlu tutuyor. Tarafsız duran bazı taraflar da İran’ın şöyle ya da böyle parmağının olduğuna inanıyor. Husilerin roket-füze kapasitesini İran’ın desteği olmadan bu kadar geliştirebileceğine inanan yok. Fakat Husi direnişi İran’a mal edilemez. Çok farklı tarihi süreçlere ve iç dinamiklere sahip. İnsansız uçaklar ve füzelerin menşei ister İran ister Yemen olsun, Aramco tesislerinin bu şekilde vurulması ne Yemen’deki savaştan ne de İran’ı çökertmeye odaklı stratejiden ayrı değerlendirilebilir.”

Aramco’ya yönelik saldırıdan sonra gelişen siyasi süreç hakkında da şu değerlendirmelerde bulundu:

“Saldırı Körfez’de çıkacak bir savaşın nerelere ulaşacağını göstermesi açısından bir ön atış olarak da değerlendirilebilir. Bu bakımdan yarattığı etki ilk günler İran etrafında suların köpürmesine yol açsa da siyaseten hedefini vuran bir saldırı olarak etkisini göstermeye başladı.”

İran’da yakılacak bir ateşin geniş bir coğrafyayı etkileyeceğini belirten Taştekin “İran’a müdahale Suriye, Irak, Lübnan, Filistin, Yemen, Pakistan ve Afganistan’da ABD ve müttefiklerinin çıkar ve varlığına yönelik asimetrik bir savaşı tetikleyebilir… Yemen’deki savaş doğrudan Suudi Arabistan ve BAE içlerine taşınabilir” diyor.


Söyleşinin tamamına buradan ulaşabilirsiniz