Maaz
Ara 02 2017

Türkiye’deki Suriye: Şam Pazarı

Türkiye’deki Suriyeliler artık herkesin kabul ettiği bir gerçek. Suriye’deki savaştan kaçıp canını kurtarmak için gelen milyonlarca Suriyeli bugün Türkiye’de hayatını sürdürme çabası veriyor.

Türk medyası da pek çok yönüyle Suriyelileri konu edinmeye devam ediyor. Kimisi “Suriyeliler evine!” diye twittter’da hastaglar açarken kimisi de bütün adli suçların sebebi Suriyelilermişçesine aşağılayıcı ve dışlayıcı bir dil kullanmaya devam ediyor.

Hastanelerde derdini anlatamayan, sigortasız ve karın tokluğuna çalıştırılmak durumunda bırakılan, bodrumlarda yaşamasına rağmen çok yüksek fiyatlarda kira ödemek zorunda kalan Suriyelilerden bahseden ise pek yok…

İstanbul’da Suriyelilerin yoğun olarak yaşadığı yerlerin başında Esenyurt geliyor. Esenyurt’ta bulunan Suriyelilerin yoğun olarak yaşadığı yer ise “Şam Pazarı”.

Şam Pazarı

Suriyeliler Esenyurt Meydanı’nın hemen girişinde birbirine bitişik üç sokağın hepsine “Şam Pazarı” diyor. Ancak söz konusu pazarın iki sokağında Şamlı Arapların yoğunluğu göze çarparken diğer sokakta Haleplilerin yoğunluğu söz konusu.

Şam Pazarı’nda ne ararsak bulmamız mümkün. Restoranlar, mağazalar, berberler, nargileciler, kozmetik dükkânları, pastaneler, tatlıcılar, dönerciler, lokantalar, Arapça müzik kursları, kahveciler başta olmak üzere her çeşit meslek grubunun meskenini görmek mümkün.

Çoğunluğu Türkçe bilmediği için bizimle konuşmakta zorlanıyor. O yüzden tercüman aracılığıyla anlaşmaya çalışıyoruz.

Öncelikle Şehbân isimli kot satıcısı bize bu  pasajın hikâyesini anlatıyor. Kendisi pek çok Arap ülkesini de gezmiş biri ve Türkçesi, Arapçası çok iyi.

Şam Pazarı üç yıl önce kurulmaya başlanmış. O zamana kadar bu dükkânların büyük çoğunluğunu Türkler işletiyormuş. Buraya birkaç Arap gelip dükkân açtıktan sonra Arap müşterilerin yoğun talebini fark edince birkaç dükkân daha açmaya başlamışlar.

Bir süre sonra hangi alanda dükkân eksikliği varsa o yöne yönelimler gerçekleşmiş. Mesela döner dükkânının yanına telefoncu, berber dükkânın yanına kafe, pastanenin yanına mağaza açılmaya başlanmış.

Yusufpaşa’da bulunan Araplara da burası gittikçe cazip gelmeye başlamış. Binlerce Suriyeli oradan buraya gelmiş ve hatta tekstil ve sanayi sektörünün buradaki canlı profili nedeniyle Araplar burada rahatça iş imkânına kavuşmuş.

Üstelik ev kiraları Yusufpaşa ve Üsküdar gibi yerlere göre ucuz olduğu için kendilerine uygun kiralık daireleri daha kolay bulmaya başlamışlar.

Böylece sadece meydandaki Şam Pazarı yüzlerce Suriyelinin dükkân açtığı bir alana dönüşmüş. Garsonlar, komiler, ustalar ve dükkân sahiplerinin hemen hepsi de Suriyelilerden oluşmaya başlamış.

Şamlıların buradaki yükselişine tanık olan Halepliler bitişik sokaktaki dükkânları kiralamaya ve orada işletmeler açmaya başlamışlar. Derken Suriyelilerin deyişiyle burası “Küçük Suriye” olmuş.

Fakat iş burada bitmemiş. İnsanlar geldikçe dükkânlar iş yapmış, iş yapıldıkça da yeni dükkânlar açılmaya devam etmiş. Şam Pazarı’na sığmayan pek çok işletme bu sefer Şam Pazarı’nın aşağısında bir pasajın içine eklemlenmiş.

Ancak belirtmekte fayda var ki Suriyeliler burada gelişigüzel dükkân açmak yerine rağbet görecek markalar üzerinden dükkân açmayı ilke edinmişler. Nihayetinde bugün Ammar Manto, El Homsi, Dakka Kadim gibi Suriye’de ilgi bulan markaların dükkânları artık burada da çok rağbet görüyor.

İlk önce Paşa adlı kafeye giriyoruz. Naim isimli garsonla tanışıyoruz. Kendisi halen Suriye’ye gidip geldiği için fotoğraf çekmeyi kabul etmiyor çünkü Muhaberat’tan çekiniyor.

Esasen Naim Suriye’de iken üniversite okuyormuş ancak savaşın başlamasıyla üniversiteye yarıda bırakmış. Bir süre Şam’da kalmış fakat pek çok ailenin Türkiye’ye geldiğini görünce kendisi ve ailesi de bu mülteci kervanına katılmış.

Önce Gaziantep’e gelmişler fakat daha sonra yine Şam’a dönmeye karar vermiş. Çünkü âşık olduğu kızı Şam’da bırakmak istememiş. Naim sevgilisinden bahsederken “Beni aşk yaktı. Ben de aşk ve savaş arasında kaldım. Bu yüzden savaş bölgesine kendim gittim. Çünkü sevdiğim kadın başkentte ben ise Türkiye’de çok zor oluyordu” diyor.

Sevgilisinin çağrısıyla Şam yolunu tutan Naim, Şam’a vardığında evinin çoktan yıkıldığını görmüş. Gerisini Naim şöyle anlatıyor:

“Şam’a döndüm. Gördüm ki benim ev harabe olmuş. Gittim dayımlarda kaldım. Hatunun evine gidip babasından onu istedim. Vermedi. ‘Git babana söyle. O gelsin istesin’ dedi.

Gittim dayıma söyledim. İstedik. Ancak eşimin annesi izin vermedi Gaziantep için. Düğün yaptık. Beş ay orada kaldım. Çatışmalar bulunduğumuz mahalleye iyice yaklaştı.

Ben, ‘hanım ve ailesine Türkiye’ye gidelim’ önerisinde bulundum. Kabul ettiler, önce Urfa’ya geldik. Sonra Mersin’de bir süre çalıştım. En sonunda makyaj malzemelerini İstanbul’a getirip sattım ve burada kaldım ancak Şam’daki savaş bizim mahalleden çekilince ailem ile beraber Şam’a geri döndüm.

Şu an orada durumumuz kötü değil çok şükür iyi. Ben de buraya paramı almaya geldim. Para almam gereken üç yer vardı, ikisini aldım ve sonuncusu ise pazartesi alacağım.

O güne kadar da burada çalışacağım. Artık Suriye’den buraya bir şeyler getirip satıyorum ve ailemin yarısı Türkiye’deyken yarısı Şam’da...”
Naim’e burada dükkân açanlar geri Suriye’ye döner mi diye soruyorum. Naim, “eğer savaş biterse, Esad af çıkarırsa çoğunluk döner. Ama af çıkmazsa dönmez. Çünkü burada dükkân açanların bir kısmı Esad aleyhine konuştu, yüzlerini gördü Muhaberat. Onlar ceza almamak için dönmez” diyor.
Tatlıcı da çalışan Ehmed ise buraya yeni gelmiş. Suriye’de de kendisinin usta olduğunu, orada pasta ve tatlı yaptığını söylüyor. Bize Suriye kültüründeki tatlılardan bahseden Ehmed, iki ülkenin tatlı kültürü arasındaki farkı şöyle anlatıyor:

Suriye’de insanlar daha çok sütlü tatlı tercih ederdi. Ancak burada Türkler daha çok hamur tatlılarını seviyor. Şimdi buradaki Suriyeliler de artık ikisini eşit oranda tüketiyor.

Eskiden Suriye’de kadınlar çok fazla pastaneye ve dışarıya çıkmıyordu. Ancak burada artık herkes Türkler gibi. Önceden Esenyurt’ta tüm Suriyeliler parka giderdi ve dondurma alırdı.

Ancak Şam Pazarı duyulunca Suriyeliler buraya gelmeye başladı. Biz burayı geç saatlere kadar açık tutuyoruz. Kadınlar, erkekler, aileler bize geliyor. Çay, pasta, tatlı alıyor.

Ehmed’e Suriyelilerin sosyalleşme zemininde bir dönüşüm var mı diye soruyorum. Ehmed “tabiî ki” diye cevap veriyor ve devam ediyor:

Önceden Suriyeliler Türklerle temas kurmaktan, dışarıya açılmaktan çekiniyordu. Zaten Türklerin tatlılarının tadı da bizimkine göre biraz değişik.

Ancak Yusufpaşa’da, Antep’te, Urfa’da Suriyeler birbirini bulup yakınlaşınca ortak yerler oluştu. Diasporanın uğrak meskeni yeni açılan kahvehaneler ve onlara giden erkekler gidiyordu.

Fakat bir süre sonra Türk kadınlarının da erkekler gibi çalıştığını gören Suriyeliler de kadınların çalışmasına izin verdi. Ve böylece bugün artık kadınlar da rahatça dışarıya çıkıyor.

Suriyelilerin Türkiye’ye gelmesiyle hayatlarındaki değişime dikkat çeken Şaban ise bunun yer yer olumsuz durumlara da sebep olduğunu söylüyor:

“Suriye’de kadınlar bu kadar rahat değildi. Hatta erkekler de rahat değildi. Şimdi burada çalışan Suriyeli bir aileden üç fert çalışırsa 4-5 bin lira para kazanır. Suriye’de ise bu mümkün değildi.

Burada maddi anlamda rahatladılar. Şehir büyük olduğu için de rahatladılar. Halepliler ve Şamlılar dışarıda vakit geçirmeyi çok seviyor. Meydana bak, ne kadar kalabalık...

Önceden sadece ihtiyaçları için gelirlerdi. Şimdi ise artık vakit getirmek için ve sosyal ortam için de geliyorlar. Zaten evde oturmayı pek sevmiyorlar. Suriyelilerin giyim tarzının Türkleri de etkilediği kesin. Mesela eskiden boru paça kot pantolon vardı. Şimdi yok. Herkes dar kot pantolon giyiyor. Bu Suriyelilerin kültürünün etkisi biraz.”

Suriyelilerin kültürlerindeki değişimin sancılarına değinen Şaban, tanık olduğu bir olayı da şöyle dile getiriyor:

Geçen gün eşim çağırdı. Baktım bir kadın ağlıyor. Kendisi Halep’in bir ilçesinden idi. Niye ağladığını sordum. Bana, ‘ben hamileyim. Kocam çocuğu istemiyor. Kocam ilaç içmemi, çocuğu düşürmemi istiyor. Ben kabul etmedim. Beni evden attı’ dedi.

Ona ‘seninle kocanın yanına gidelim. Onu ikna ederiz. Perişan olma’ dedim.  Bu sefer şiddetle karşı çıktı. ‘Kocam yanımda başka bir erkek görürse beni boşar, öldürür’ dedi.

Sonrasında artık eşim ikna etme çalıştı. Yine bazı Suriyeli kadınlar yabancı erkeklerle konuşmuyor, muhafazakâr olanlarından bahsediyorum. Buradaki kültür onlara biraz ağır geliyor. Aileleri sarsıyor çünkü zaten yabancı bir yerde yaşarken bir de böylesi şeyler Suriyelileri şaşkına çeviriyor.

Nargileci

Şamlıların sokağından Haleplilerin sokağına geçiyoruz. Nargile dükkânın tabelası Arapça. Esenyurt’ta tüm Arap dükkanlarının tabelaları Arapçayken bir kısmının ise hem Arapça hem Türkçe. Nargile dükkânın sahibi ise Khiyas. Kendisi de Şamlı. Bu nargile dükkânın aynısının Şam’da da olduğunu söylüyor. Nargilenin Suriyeliler için ne anlama geldiğini anlatıyor:

Suriyeliler genelde rahat vakitlerinde, sohbetlerinde nargile içer. Çünkü hoşlarına gidiyor. Büyük ve küçük nargileler var. En küçük olanlar 20 TL, en büyük olanlar ise 260 TL para ediyor.

Suriye’de de daha çok nargile içiyorlardı. Hemen hemen herkesin evinde nargile var. Ama burada çok az içiyorlar. Bizden hem Türkler hem Araplar nargile alıyor fakat çoğunlukla Araplar alıyor. Kadınlar da nargile içiyor erkekler de içiyor.

Nargilenin esas önemli özelliğinin ise tütün kıvamından kaynaklandığını söylüyor. Bunun için de iyi tütünü kullanmanın gerekli olduğunu söylüyor Khiyas.

Kozmetik dükkanı sahibi Enis...

Nerma isimli kozmetik dükkânını işleten Enis ise bize Suriyelilerin makyaj malzemelerine ilgi gösterdiğini söylüyor. Erkeklerin sürme ve parfüm dışında pek bir şey kullanmadığını ancak kadınların rujdan rimele pek çok malzemeyi kullandığını ifade ediyor.

Enis’e göre Suriyeli kadınlar artık eskisi gibi makyaj yapmıyor:

On yıllar öncesinde sadece düğün ve nişanlarda makyaj yapılırdı. Sonra adet oldu. Kadınlar artık tüm yüzünü kapatan makyajlar yapmaya başladı. Bir süre sonra makyaj kadınların gündelik hayatına ilişkin bir alışkanlığa dönüştü.

Savaştan sonra Türkiye’ye gelen Suriyeliler Türklere benzeyerek artık eskisi kadar makyaj yapmıyorlar. Zaten Suriye’deki makyaj tarzı ile buradaki makyaj tarzı farklı. Pek çok Arap kadını artık Türk kadınları gibi makyaj yapıyor.

Enis Halep’teyken yine kozmetik işi yapıyormuş. Ancak savaş olunca işler bozulmuş. Kendisi bize yaşadığı garip bir hikâyeyi anlatıyor:

‘Halep’te çatışmalar çıkınca biz göç ettik. Arabalarla geldik. Bir yerde İslami Cephe grubu bizi esir aldı ve orada bir süre Kur’an dersleri verdiler.

Olayın ikinci günüydü. Bazı esirler isyan etti. Onları alıp dövdüler ve o gün makyajın da günah olduğunu söylediler. Bundan sonraki gün kadınlar da isyan etti. Bizim esir kadınlarımız değil; bizi esir alan militanların kadınları, kızları isyan etti.

O gün orada savaş ortasında bile kadınlar süslenmeye, rimel, parfüm, sürme kullanımına devam etti. Biz orada 12 gün kaldık. Sonrasında bizi serbest bıraktılar.

İstanbul’da ilk başlarda makyaj işi yapmadım. Sadece sokaklarda parfüm sattım. Yusufpaşa’dan buraya gelerek dükkân açtım. Çünkü savaşta bile insanların ihtiyacı olan şeylerden birinin iyi görünmek olduğunu gördüm.

Haleplilerin yoğun yaşadığı sokakta yine Suriyelilere ait bir iş hanı da var. Burada Arapların işlettiği bir müzik kursu da var. My Maestro isimli kursunu Lübnanlı bir Arap işletiyor fakat gelenler Suriyeliyken kurs Türklere de açık… Zaten Şam pazarının pek çok dükkânından da Arapça ezgiler yükseliyor.

Şam Pazarı’nın hemen dibindeki pasaja yöneliyoruz. Burada yaklaşık 30-40 kadar mağaza açılmış. Bir nevi küçük AVM olarak kabul ediliyor.

En baştaki dükkânda, Dimaşk Kapısı Kahve&Kuruyemiş isimli bir kahve dükkânında kahve içiyoruz. Satışların iyi olduğunu söylüyorlar.

Bu pasaj yeni açılmış ve elit Arapların ilgisi hayli yoğunmuş. Maddi durumu daha düşük olanlar Şam ve Halep sokaklarını tercih ediyormuş. Pasajın sonunda ise ünlü bir sabun markasına ait  sabun satış dükkanı var. İğna isimli kadın işletiyor. Kendisi burada sabun ve parfüm gibi malzemeler olduğu için kadınların en çok tercih ettiği dükkânın burası olduğunu söylüyor. İğna “Suriyeliler ve Araplar temizliğe önem veriyor. Bugün Arap sabunu tüm dünyada biliniyor. Satışını yaptığımız ürün sadece burada değil tüm dünyada kendini kanıtlamış bir marka” diyor.

İğne, ünlü bir markaya ait sabun satış yerinin işletmeciliğini yapıyor.
İğne, ünlü bir markaya ait sabun satış yerinin işletmeciliğini yapıyor.

Fatih’teki Arapça tabela yasaklama olayları Esenyurt’ta yok. Burada Suriyeliler tabelalarını rahatça asıyor. Hatta Türkler de artık Arapça-Türkçe tabelalar kullanıyor. Ancak buradaki Kürtler tabelalar konusunda ilginç bir taktik geliştirmişler.

Latin harfleri ile değil Arap harflerini kullanarak tabela yapmaya başlamışlar. Gerekçe olarak ise zaten Türklerin Arap alfabesini bilmemeleri olarak gösteriliyor.

Yine buraya Arapların gelmesiyle bazı Kürtlerin hoşuna gitmeyen kimi şeyler meydana çıkmış. Lojistik firmasında çalışan Yusuf isimli Kürt, “İlk sözüm Suriyelilerin başım üstünde yeri var. Ancak onlara Esenyurt’a gelince işsizlik arttı, kiralar arttı. Ucuza ve sigortasız çalışıyorlar. Tabii ki işveren onları tercih ediyor. Bu durum buradaki insanların hoşuna gitmiyor. Çünkü gelirimiz düştü, giderimiz ise arttı” diyor.