Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesi bölgesel rolünü olumsuz etkiliyor

Yaklaşık 10 yıl sonra bile Suriye'nin acısı hala artmaya devam ederken, karanlık tünelden çıkmanın yolu olabilecek bir çözümle ilgili fikir birliği şansı da yok oluyor

Suriye'deki krizin bu derece şiddetlenmesine yol açan ana faktörlerden biri, meselelerin gidişatına yön veren ve konuyu kendi çıkarları ve gündemlerine hizmet etmeye yönlendiren yabancı güçlerin müdahalesidir. 

Suriye'de değişim çağrısı yapan, Suriye güçlerini meşru bir şemsiye altında toplayarak hedef ve politikalarına ulaşabilmek için dünya çapında bir örnek oluşturan bu güçlere karşı çıkan yabancı ellerden biri Türkiye ve Türkiye’nin maşası haline gelen bazı Suriyelilerdir. 

Türkiye’nin müdahale ve akabinde Suriye'yi işgali, bazı kartlarla oynaması, dikkati ulusal çözümden uzaklaştırarak böl ve parçala yöntemi uygulamasının yanı sıra Suriye'nin birliğini tehdit etmeye, etkisini genişletmek için dayanaksız iddialar yaratmaya ve seküler demokratik deneyimin tohumlarını ortadan kaldırmaya çalıştı. Büyük demografik değişim ve köktendinci gruplara, paralı askerlere verdiği desteğin yanısıra bunları Suriye halkına karşı kullandı. Ancak bu durum artık Türkiye'nin istediği şekilde devam etmeyecek.

Bu değişimlerin sonuçları ve yansımaları olacak ancak bu gelecekte Türkiye’nin lehine olmayacak, Ayrıca bu eylemlerin sonuçları da Türkiye'ye, özellikle de Erdoğan'ın vizyonu ve bölgeye yönelik yıkıcı politikasına fayda vermeyecektir.

Erdoğan'ın kuzey, güney, doğu ve batıdaki hamleleri,  müdahaleleri, bölgedeki hegemonya ve nüfuz arayışları, buradaki çatışmaları kışkırtma girişimleri, uçurumun kenarında durmak gibidir ve bir ateş çukuruna doğru kayıyor.

Tüm bu eylemler, Türkiye'nin iç durumunun kötüleşme olasılığını güçlendiriyor. Ve bu gelişmeler nedeniyle Erdoğan ve rejiminin boynundaki ilmik sıkılaşacak, böylece Esed rejimini değiştirip alaşağı etmek için daha önce dile getirdiği sloganlar Esed rejiminden önce kendi rejimi için bir gerçekliğe dönüşecektir. 

Erdoğan'ın bugün tarihi kazanç olarak adlandırdığı şey, aslında birkaç partiyle yapılan anlaşmaların sonucudur ve net bir siyasi vizyona veya kesin bir stratejiye dayanmamaktadır. Dolayısıyla Türkiye ve Erdoğan'ın anlaşma yaptığı partilerle çıkarları çatışmaya başladığında kesinlikle büyük bir olumsuz etki yaratacaktır. Türkiye ve rejiminin izolasyonuna yönelik Arap ve Avrupalıların ​​tutumlarında açık işaretler görülmektedir ve bu ülkelerin Türkiye’ye bakışı AKP’nin iktidara geldiği milenyumun başlarına göre çok farklılaşmaktadır. 

Erdoğan, Suriye'yi bölge için bir atılım merkezi haline getirdi. Avrupa'ya karşı Suriyeli mülteci kartını oynayarak, kendilerini "Suriye muhalefeti" olarak nitelendiren güçleri hedefinden saptırarak onları Türkiye'nin bölgedeki savaşlarında kullandığı bir öncü kuvvet haline getirerek bölgeyi sürekli tehdit etti. Erdoğan'ın olumsuz çabaları, rolü ve etkisi azaldıkça bu rejiminin çöküşüne açılan bir kapı olacaktır.

Erdoğan'ın Türkiye'yi yönettiği dönem sadece savaşlar, ülkeyi ve kurumlarını Türkiye'nin rolünü kaybetmesine neden olan çatışmalara karıştırmakla hatırlanacak. 

“Türk milli güvenliğini korumak” gibi sloganlar kullanmak yerine şiddet, soykırım ve yıkıma hizmet etmeseydi, Türkiye’nin alacağı bir rol daha kabul edilebilir olurdu. 

Erdoğan'ın politikaları bölgede ve dünyada sadece olumsuz tepkilere yol açtı. Ülkesindeki kamuoyu tepkilerini başka noktalara çevirme girişimleri dengeyi kaybettiğinin göstergeleridir. 

Erdoğan'ın Suriye, Irak, Yemen, Körfez, Libya, Afrika, son zamanlardaki Yunanistan, Azerbaycan-Ermenistan, Akdeniz Havzası ve Avrupa'daki eylemleri ile Fransa’ya karşı tutumunun mantıklı ve makul bir gerekçesi yoktur ve bu Türkiye içindeki baskıları hafifletme arzusunun bir parçasıdır. Bunda ise uzun süre başarılı olamayacaktır.


*Aldar Khalil, Suriyeli Kürt politikacı. Demokratik Birlik Partisi (PYD) eş başkanlığı üyesi.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.