Burak Tuygan
Eyl 17 2019

Üçlü zirve sonrası: Suriye cephesinde yeni bir gelişme yok!

Ankara, dün sekiz yıldır devam eden Suriye'deki iç savaşın sona erdirilmesi için, bu ülkede vekalet savaşı yürüten üç ülke liderine ev sahipliği yaptı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rus Lider Vladimir Putin ve İran Lideri Hasan Ruhani'nin katıldığı üçlü zirvede çatışmaların tamamen durması yönünde herhangi bir anlaşmaya varılamadı. 

Rus Lider Putin, terör tehdidi olan noktaları vurmayı sürdüren Suriye ordusunu desteklemeyi planladıklarının altını çizdi. Putin, 'IŞİD'in uyuyan hücrelerinin yeniden ortaya çıktığı Suriye'nin kuzeybatısındaki durum hakkında tabi ki endişeliyiz.' diyerek önceliklerinin El Kaide bağlantılı terör örgütleri olduğunu vurguladı.

Buna karşın Erdoğan'ın ise 'Suriye'nin kuzeyinde PKK bağlantılı terör örgütleri tehlikesi'nden öncelikli olarak bahsetmesi dikkat çekti. 

Stratejik Han Şeyhun kasabasının düşmesi ve Rusya destekli Suriye rejim güçlerinin hızla muhaliflerin kontrolündeki pek çok bölgeyi ele geçirmesi üzerine geçtiğimiz ay sonunda Moskova'yı acilen ziyaret eden Erdoğan'la Putin, bölgede ateşkes sağlamıştı. 

Ancak ateşkese rağmen Rusya ve Suriye, muhalif mevzilerini sık sık bombalıyor. 

Ortak basın toplantısında dikkat çeken diğer önemli bir konu ise Türkiye ve ABD arasında yürürlüğe giren 'güvenli bölge' konusundaki anlaşmazlık oldu. Erdoğan, Türkiye'nin güvenli bölgeyi, topraklarında barınan 3 milyondan fazla mülteciyi buralara yerleştirmek istediğini öne sürerken, Rus ve İranlı liderler konuyla ilgili herhangi bir yorumda bulunmadı.

Her iki ülke de ABD'nin Suriye topraklarında bulunmasından, Türkiye'nin bölgedeki faaliyetlerinden rahatsızlık duyuyor. 

İdlib konusunda daha çok geri planda kalmayı tercih eden İran, ağırlıklı olarak Suriye'nin güneyinde etkin olmak istiyor. 

Ancak Rusya ise, İdlib'de üslenen terör unsurlarının başta Hmeimim Deniz Üssü olmak üzere, bu ülkedeki varlığı için tehdit unsuru olduğunu belirtiyor. Putin, başta Heyet Tahrir Şam (HTŞ) olmak üzere tüm örgütlerin Türkiye tarafından pasifize edilmesini istiyor. 

İdlib'in geleceği kadar HTŞ'nin nasıl yok edileceği de Suriye konusundaki görüşmelerin kilit noktasını oluşturuyor. 

Aylardır yoğun bombardıman altında bulunan İdlib'in kaderi biraz da gizemli örgüt Heyet Tahrir Şam'ın (HTŞ) akıbetiyle ilgili. Türkiye ve Rusya arasında süren gizli ve açık görüşmelerin ana gündemini oluşturduğu tahmin edilen HTŞ son günlerde kendi içinde büyük tartışma ve suçlamalara sahne oluyor. 

Örgüt içi çatışmanın en önemli sebepleri olarak son günlerde yaşanan mağlubiyetler ve ABD'nin örgütün üst düzey yöneticilerine yönelik geçtiğimiz ay gerçekleştirdiği saldırı öne plana çıkıyor. Öldürülen lider kadrosunun daha çok örgüt lideri Ebu Muhammed el Golani muhalifi isimler olduğu, toplantı yerinin ise bizzat Golani ya da Türkiye tarafından verildiği iddiası ortaya atılmıştı. 

Pragmatik kişiliğiyle ön plana çıkan el Golani, Türkiye'nin de direkt muhatap kabul ettiği, Rusya ile görüşmeler konusunda bilgilendirdiği bir isim. 

Kendisine yönelik örgüt içi eleştirilerden dolayı karar alma mekanizmasını sadık kişilerle sınırlayan el Golani, Türkiye ile sürdürdüğü görüşmeler hakkında militanlarına bilgi vermemekle suçlanıyor. 

Golani ve ekibine yönelik en büyük eleştiri örgüt içi yönetimsel ve mali yolsuzluklar olduğunu öne süren Ebu el Abd Aşda'dan gelmişti. 

Örgütün Halep güçleri lideri ve Ömer bin Hattap Ordusu'nun komutanı olan Aşda, örgüt içi yolsuzlukları ortaya çıkarmakla kalmamış, aynı zamanda örgütün Suriye ordusuna karşı çözülmesinin nedenlerini de örgüt liderliğine bağlayan açıklama ve paylaşımlar yapmıştı. 

Bunun üzerine tutuklanan ve Cebel el Zavye'deki El İkab hapishanesine konan Aşda'nın işkence altında olduğu, paylaşımlarını yayan iki gazetecinin de bundan dolayı tutuklandığı belirtiliyor. 

Aşda'nın iddialarının Golani yönetimini ciddi bir şekilde sarstığı, ancak onu devirecek şiddette olmadığı belirtiliyor.

Konuyla ilgili bir değerlendirme yazısında Londra merkezli El Kuds el Arabi gazetesi ise Golani ve dar ekibinin şimdilik örgüte hakim olduğunu, İdlib'in kontrolünü Rusya ya da Suriye rejimine bırakmayı veya Türkiye'nin tüm taleplerini yerine getirmeyi düşünmediğini belirtiyor.

Yazıda HTŞ bünyesindeki militanların da liderler arasında yaşananlardan ve önemli konularda neler düşündüklerinden bihaber oldukları da ifade ediliyor. 

Gözlemcilere göre tüm olumsuzluklara rağmen örgüt hala İdlib'in en güçlü milis gücü niteliğinde ve yaklaşık 600 kontrol noktasını elinde bulunduruyor. 

Bir yandan İdlib'de yaşanabilecek muhtemel bir göç tehdidine karşı mücadele eden Türkiye, diğer yandan da güvenli bölge konusunda istediğini elde edememenin sıkıntısını yaşıyor. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirve sırasında da, ABD'nin Türkiye'nin planlarını kabul etmemesi durumunda, kendi yol haritalarını yürürlüğe koyma tehdidini tekrarladı. 

Erdoğan daha önce, ABD'ye Eylül ayı sonuna kadar süre vermişti.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.