Ertuğrul Günay
Kas 30 2017

Yanlış hesap Şam'dan dönerken..


Türkiye, yakın tarihinin en zor dönemlerinden birini yaşıyor.

İçeride ve dışarıda birer krize dönüşen olaylar, hemen tümüyle, iktidarın -özellikle 2011 sonrası sergilediği- öngörüsüz ve 'dediğim dedik' tutumundan kaynaklanıyor.

2012'de, kısa sürede (6 ayda) sona ereceği umuduyla girilen Suriye girdabından, hayalci beklentiler ve nice boş söylemin ardından şimdi çar'naçar çıkmaya çalışılıyor. 

Suriye iç savaşına müdahil olunurken Türkiye'nin müttefikleri başta ABD olmak üzere bazı Avrupalılar, Suudi'ler ve Katar Emirliği idi. 

Rusya ve İran açıkça ve eylemli olarak Suriye yönetiminin yanında yer aldılar.

Şimdi, bunca acı, ölüm, kıyım ve yıkımdan sonra, Suriye'de ABD ile zaman zaman karşıt durumlara giriyor, Rusya ve İran'la işbirliği yaparak bu cangıldan kurtulmaya çalışıyoruz.

Frenkler ortada yok. 

Suudi'ler her zaman ABD ile birlikte; Katar kendi derdine düşmüş. 

Bu kirli savaşa müdahil olurken Suriye'de daha yakın işbirliği içinde olacağımız bir yönetimin hayaline kapılmıştık. 

İktidarın vaadi, yarattığı umut buydu.

Böyle bir yönetim olasılığının ufukta görülmediği bir yana, bu yıkımdan kıyıcı yeni örgütler çıktı. Şimdi bütün dünya işbirliği içinde onlardan kurtulmaya çalışıyor. 

Görünen o ki, Suriye'de kurulacak yeni düzende bizim selam verebileceğimiz bir muhatabımız bile olmayacak. 

Doğu kültürünün ünlü deyişlerinden biridir: 'Yanlış hesap Bağdat'tan döner' derler. Bu kez yanlış hesap -Bağdat'a varmadan- Şam'dan dönmüş görünüyor.

Geride nice gözyaşı bırakarak..

***

Türkiye'nin son yıllarda başını ağrıtan olaylar sadece dış politika ile ilgili değil. Yolsuzluk ve güvenlik konularında da büyük yanlışlar yapıldı ve bu yolun 'çıkmaz' olduğu görülmesine karşın, ısrarla yapılmaya da devam ediliyor. 

2013 Sonunda ortaya atılan yolsuzluk iddiaları karşısında AKP, 10 yıldır iktidar olmanın sorumluluğunu taşıyarak bu iddiaların üzerine gitmesi gerekirken, tam tersini yaptı.

İddiaları düzmece olarak nitelemeye, toptan red etmeye, doğruyu yanlışı araştırmadan tümünü yok saymaya kalktı ve bunu da başardı.

Toplumda -muhalefetin de katkısı ve öngörüsüzlüğüyle- öyle bir algı inşa edildi ki, yolsuzlukla suçlananlar mağdur, iddiaları soruşturmaya kalkanlar sanık ve suçlu oldular.

Ama, gerçeğin eninde sonunda ortaya çıkmak gibi önemli bir özelliği vardır.

ABD'de başlayan ambargo ihlali davasının ilk duruşmasında, Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısı Atilla'nın -ücreti Türkiye tarafından ödenen- avukatları, 2013'teki Genel Müdür S. Aslan'ın Zarrab'dan 'defalarca utanmazca' rüşvet aldığını söylediler.

17 Aralık 2013'te S.Aslan'ın evinde yapılan aramada ayakkabı kutularına saklanmış milyonlarca dolar bulunmuş, ancak bu para daha sonra faiziyle birlikte iade edilmiş ve Genel Müdür takipsizlik kararıyla suçlamalardan kurtulmuştu.

Bu satırları yazarken Zarrab ifadesine yeni başlıyor olduğu için onun neler söyleyeceğini henüz bilmiyorum.

Ama ABD'deki duruşmada ilk gün yaşananlar, 4 yıl önce Türkiye'de üzeri kapatılan iddiaların bu kez çok daha yoğun ve kapsamlı biçimde geri döneceğini ve bu dönüşün Türkiye'nin uluslararası kamuoyunda zaten sarsılmış bulunan itibarını daha da sarsacağını gösteriyor. 

***
Şimdi, ana muhalefet genel başkanının son açıkladığı, yurt dışında (Man Ada'sında) bir hesaba usulsüz aktarılan dövizlere ilişkin banka kayıtları konusunda da, iktidar aynı yanlışı yapıyor. 

Bu belgeler asılsızsa, ana muhalefet başkanı -bilerek bilmeyerek- iftira ediyor demektir. Bu durumda muhataplarının yargıya başvurması ve 'iftira' suçlamasıyla şikayet etmesi gerekir. 

Bu başvuru karşısında yargı, bu banka kayıtlarının gerçek olup olmadığını soruşturur, gerekirse uluslararası bilirkişiler eliyle gerçeği ortaya çıkarır.

Aksi halde, bu iddialar da öncekiler gibi kumpas/ kurgu/ komplo gibi savunmalarla geçiştirilmeye çalışılırsa, toplumun aklında hep soru işareti kalır. Zarrab Davasının geldiği nokta göz önünde tutulursa, bu konular iktidarın başının üzerinde hep bir kılıç gibi sallanıp duracaktır.

Bu arada, Zarrab Davasını Türkiye'ye karşı asılsız bir komplo olarak görenlere, Zarrab'ın ortaklarının İran'da yargılanıp ağır cezalar aldığını hatırlatmak, işin ciddiyetini anlamalarına belki yardımcı olur.

***
Çağımızda demokrasi, sadece birkaç yılda bir sandık başına gitmek ve oy kullanmaktan ibaret değildir. 

Kamu yönetiminde saydamlık ve hesap verebilirlik de artık demokrasilerin 'olmazsa olmaz' kurallarından biri, belki birincisidir.

O nedenle AKP iktidarı, her eleştiri ve suçlamayı hemen bir tertip ve 'dış güçlerin oyunu' diye karalamaya, karartmaya kalkışmaktan artık vazgeçmeli, evrensel kurallara uygun biçimde hukuku işletmeye ve hesap vermeye hazır olmalıdır.

Bugünün dünyasında, hukuktan kaçınan ve toplumu baskıyla yönetmeye çalışan bir iktidarın ülkesine de, kendisine de yarar sağlayamayacağı bir yana, varlığını sürdürmesi zordur.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar