ilhan Tanir
Şub 12 2018

Washington için Kürtler, Türkiye-ABD ilişkilerinin değil, bölgesel politika meselesi

Washington- Şu anki duruma Ankara'dan bakıldığında ABD sanki birkaç milyonluk devleti dahi olmayan Suriyeli Kürtleri, 70 yıllık NATO müttefiği Türkiye'ye tercih ediyormuş bir hava ortaya çıkıyor.

Washington'dan bakıldığında ise Suriyeli Kürtlerle ittifak bir ABD-Türkiye meselesi değil. Bu ittifak, ABD'nin Ortadoğu'daki bir sonraki büyük mücadele oyunun önemli bir yapıtaşı.

Washington, NATO kampında olmasını beklediği Ankara'nın 'ortak rakip' İran'a karşı başlamak üzere olan mücadelede yanına gelmediğine kızıyor.

Bu bölgesel rekabette kendisinin çıkarını görmeyen Ankara, ABD'nin karşısındaki kampa tehlikeli şekilde yakınlaşıyor. Bu gidişat, yakın zamanda çözüleceğe benzemiyor.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Başdanışmanı HR McMaster hafta sonu İstanbul'da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sözcüsü İbrahim Kalın ile görüşmeler yaptı ve görüşmeler sonucunda birkaç satırlık bir açıklama yapılarak, iki ülke arasındaki uzun dönemli stratejik ortaklığın teyit edildiği vurgulandı.

Muhtemelen kısa ve orta dönemde iki ülkenin birbiri ile kavgalı halinin devam edeceği ama ikilinin 'boşanmalarının' gerçekleşmeyeceği yolunda ince, uzun bir mesajdı da bu.

Bu hafta içinde ise ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson Türkiye'yi ziyaret edecek.

Mayıs ayının ilk haftasında yine o sıralar halen çok yeni olan Trump yönetimini Suriyeli Kürtlere silah ve destek vermeme konusunda ikna için gelmeye hazırlanan Hulusi Akar, Hakan Fidan ve İbrahim Kalın üçlüsü, henüz Washington'a inmeden ama havada iken ABD'nin 'yardım ve silah verilecek' kararı ile sarsılmıştı.

Bu hafta da Tillerson'ın beklenen Türkiye ziyareti öncesi Pentagon bütçesi açıklandı ve ABD'nin çoğunluğu Suriyeli Kürtlerden oluşan ve Türkiye'ye göre YPG ile pek de farkı olmayan Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDF) 550 milyon doları bulan miktarda yardım yapılacağı açıklandı.

Dahası, bunun 200 milyon dolarının ise, daha 2 hafta önce Tillerson'ın 'yok öyle birşey' dediği sınır gücünü eğitimine ve kurulmasına ayrılacağı ortaya çıktı.

80 milyonluk Türkiye'nin iç-dış bütün güvenlik harcamalarının 10 milyar dolar civarında olduğunu düşündüğümüzde, sadece Suriyeli Kürtlere ABD tarafından harcanacak yarım milyar doların çok da küçümsenmemesi gerektiğini düşünmek lazım.

Bu açıklama ile birlikte ABD ayrıca Suriyeli Kürtlerle olan ilişkisinin de uzun dönemli olacağını bir kez daha teyit etmiş oldu.

Peki Ankara'ya gelecek Tillerson bu saatten sonra ne mesajlar verecek?

Öncelikle Menbiç'teki kırmızı çizgiyi ABD'nin bölgedeki en üst dereceli komutanları geçen hafta çizmiş ve bu bölgeden ayrılmayacaklarını açıklamıştı.

Bu hafta ise en resmi kanaldan ABD'nin nasıl da Suriyeli Kürtleri desteklemeye devam edeceği bütçe rakamları ile açıklanmış oldu.

Peki ABD neden Kürtlerden vazgeçemiyor?

Bu konuda JİNSA'nın (Amerika'nın Ulusal Güvenliği için Yahudi Kurumu) Kasım ayının sonunda yazdığı bir rapor oldukça açıklayıcı.

Raporun başkanlığını kendisi de ABD'nin Türkiye eski Büyükelçisi Eric Edelman ve Bipartisan Policy Center'da uzmanlık da yapan emekli General Charles Wald yapmış.

Raporun hazırlanışında da emeği olan diğer önemli askeri ve sizil uzmanlar göze çarpıyor: Johns Hopkins’den Eliot Cohen, GMF’den Jamie Fly, CFR’den Ray Takeyh, FDD’den John Hannah ve başkaları.

Bana raporun içeriğini ve taşıdığı önemi, yani bu yazının ana temasını veren ise Washington’da ABD yönetimini yakından bilen, tanıyan ve iletişim halindeki tecrübeli bir düşünce kuruluşu uzmanı.

JINSA öyle gelişi güzel bir kurum değil. 1976'da kurulmuş olan enstitü, Washington'da ciddiliği ve ağırlığı ile biliniyor. Trump yönetimi üzerindeki ağırlığı ise bir başka.

Trump'ın damadının Yahudi kurumları ile yakınlığı, sık yaptığı toplantılar ve JİNSA'nın bu Beyaz Saray üzerindeki etkisi de biliniyor.

15 sayfalık raporun başlığı ''İran'ın Suriye'deki genişlemesini karşı koymak' olarak seçilmiş ve ABD yönetimine, Suriye içinde Suriyeli Kürtlere yaklaşarak ve destekleyerek İran'ın ülke içindeki ağırlığının ve etkisinin kırılmasını kuvvetle tavsiye eden bir rapor bu.

Raporun giriş özetinin ikinci paragrafı adeta şu anki ABD yönetiminin Suriye politikasını özetliyor (yayınlanma tarihi Kasım 2017):

En öncelikle ve Trump yönetiminin açıklanmış olan niyeti ile uygun bir şekilde İran'ın zararlı politikalarını bölgede püskürtmek için ABD muhakkak şekilde Esad rejiminin Suriye'de tam bir zafer kazanmasının önüne ciddi engeller kurmalıdır.

Zaman önemli, İran destekli güçler ABD öncülüğündeki koalisyonun IŞİD'den kurtardığı topraklar hariç hemen bütün ülkeyi geri aldı. Bunlar, Tahran'ın savaş sonrası Suriye'de hakem olarak güçlendirecek ve İran'ı doğrudan Lübnan ve Hizbullah'a sahadan da doğrudan bağlayacak gelişmelere götürebilir.

Raporun son sayfasında ise Suriye Demokratik Güçleri’nin ABD için değerini anlatan şu paragraf yer alıyor:

ABD ve SDF -- Esad, İran, Rusya, Hizbullah veya Türkiye değil, -- IŞİD'e karşı Suriye'de savaşı kazandı. Bu misyonu bitirmek için.. ABD öncülüğündeki Koalisyon ve İran destekli militanlara karşı olacağını açıklamış SDF başta olmak üzere hayati etki yapacak yardım sağlanmalı...

Aynı zamanda ABD güçleri Suriye'de kendi görünürlüklerini ve eğitim, danışma ve techizatlandırma girişimlerini artırmalı. Bu adımlar SDF'nin kapasitelerinin bozulmaması için gerekli adımlardır ve ABD'nin Esad müttefiği güçlere karşı temel olarak açıklanmış politikası olmalıdır.

Bu rapor Tillerson'ın Washington'da Ocak ayı sonunda açıkladığı Suriye politikasının ana hatlarını 2 ay önce tavsiye etmesi ile dikkatleri çekiyor.

Peki bu rapor bize ne anlatıyor?

Bu rapor bize, ABD'nin Suriyeli Kürtler politikasının bir ABD-Türkiye ilişkisi sorunu olarak görülmediğini anlatıyor.

ABD, Suriyeli Kürtlere bölgesel bir müttefik olarak bakıyor.

Önümüzdeki yıllarda, belki on yıllarda, hem bölgede tutunabilmek ama özellikle İran'ın etkisini kırabilmek için Suriyeli Kürtler hayati bir müttefik olarak görülüyor.

Pazartesi günü açıklanan 2019 yılı bütçe raporunda Suriyeli Kürtlere ayrılan yarım milyar doları aşan bütçeye de bu gözle bakmak gerekir. ABD’nin Suriyeli Kürtlere bu bütçede yer alan desteğin yanında örtülü olarak da ciddi bir yardım edeceğini tahmin etmek yerinde olacaktır.

ABD'nin en azından önümüzdeki üç yıl (Trump yönetiminin 2020'deki seçimlere kadar kalacağı düşünüldüğünde) veya yeniden seçilirse 7 yıl boyunca İran'a karşı başlattığı vekil savaşları ve baskının en önemli aktörü, 2014 yılından beri ABD ile birlikte IŞİD'e karşı savaşmış ve Amerikalı generallerin güvenini kazanmış olan Suriyeli Kürtler olacak.

Bunun yanında ise 2013 yılından beri sürekli kendisini zorlayan, aşağılayan, hakaret eden, vatandaşını, din adamını tutuklayan ve 80 milyonun önemli bir bölümünün anti-Amerikancı olmasında büyük rolü gördüğü Erdoğan hükümetine karşı ise güvenin eridiği anlaşılmaktadır.

Tillerson ile Ankara'da yapılacak görüşmede de, eğer büyük bir süpriz olmaz ve iki taraftan biri büyük bir U dönüşü yapmazsa, ikili arasındaki ilişkilerin yokuş aşağı gitmeye devam etmesi beklenebilir.

Geçmişte birçok kez bölgedeki Kürtleri 'satan' ABD, Obama döneminde başlattığı işbirliğini devam ettirmek niyetinde bu kez, zira karşısında mücadeleye hazırlandıkları İran bulunuyor.

Bölgesel bir mücadeleye girişmeye başladığı şu dönemde Türkiye’nin ulusal hassasiyetlerini düşünmüyor, kendi ulusal çıkarlarına ve hedeflerine odaklanıyor Trump yönetimi. Tabi bunda 2014 yılından beri IŞİD mücadelesine büyük ölçüde sırtını dönmüş olarak gördüğü, sürekli ABD'nin Suriye'deki varlığını hedef almış Ankara'nın bunu 'hakettiğini' düşünmesinin büyük etkisi var. 2014'den beri benim hassasiyetlerime gerekli katkıda bulunmamış ülke liderinin hassasiyetlerine şimdi ben kaale almıyorum diyor adeta.

Suriyeli Kürtler konusunu ikili ilişkiler ve müttefikliğe ihanet olarak gören Ankara'ya karşı, Washington Kürtleri bölgedeki önemli bir yardımcısı ve bölgesel politikasının temel taşı olarak görüyor.

İsrail'den S.Arabistan'a, Ürdün'den Mısır'a, İran karşıtı bir rüzgarı ve hareketlenmeyi kurmayı planlayan Washington, bu yolda Ankara’yı ikna etmeye çalışıyor ama anlaşılan o ki eğer Ankara, Washington’ın orta ve belki de uzun dönemli bu İran mücadele koalisyonuna katılmayı reddederse, diğer bölge müttefikleri ile yoluna devam edecek. Ve bu da Ankara ile Washington çatışmasının bir süre daha devam edeceğini gösteriyor.

Beraberce bu beklentilerin doğru çıkıp, çıkmadığını göreceğiz.