Suriyelilere sınırdışı adı altında sürgün: ‘Korkudan evlerimizden çıkamıyoruz’

Türkiye’nin Suriye ve Suriyeli sığınmacılarla ilgili politikası gündemden düşmüyor. Son günlerdeyse sınır dışı edilen Suriyeliler gündem olmaya başladı. Söz konusu rakamlara göre şu ana kadar yaklaşık 400 kişi sınır dışı edildi. Sınır dışı edilenlerin bazılarının kimliği bile var.

Peki, bu uygulamanın sebebi nedir? Suriyelileri sınır dışı etmek sığınmacı ve mülteci hukukuna uygun mu? Suriyeliler bu konuda neler düşünüyorlar? Herhangi bir tedbirleri var mı?

Konuyu öğrenir öğrenmez Suriyelilerin en yoğun yaşadığı Esenyurt ilçesine geçiyorum. Bilindiği üzere ilçedeki Halep Çarşısı ve Şam Pazarı Suriyeli sığınmacıların en yoğun yaşadığı yerlerin başında geliyor. Daha önce defalarca Esenyurt Meydanı’na gelmeme rağmen ilk kez bu kadar az insanın meydanda olduğunu görüyorum. Meydanda Kürtler, Suriyeliler ve Türklerin yanı sıra siyahi vatandaşlar da gözüme çarpıyor. Ancak meydandaki diğer insanlar da önceki haftalara nazaran meydandaki kalabalığın yarı yarıya azaldığını söylüyor.

İlk önce Suriyelilerin dükkânlarına geçiyorum. Kozmetik dükkânı işleten W. K. İle konuşuyorum. Kendisine işlerin nasıl gittiğini sorduğumda “Eskiden iyiydi. Şimdi kötü” diye başlıyor sebepleri sıralamaya:

“Önceden burada Suriyeliler rahatça çalışıyordu ve geziyordu. Şimdi polis sürekli kimlik kontrolü yapıyor. Kafelere sürekli gelen müşteriler polise kimlik gösteriyor. Polis oturma izni olmayanları kelepçeliyor ve götürüyor. Bazılarını İdlib’e, bazılarını Hatay’a gönderdi. Ancak bu hepimiz için gerçekten çok kötü bir sorun oldu. Tanıdığım Muharrağ isimli biri vardı. Eşi ve çocukları burada kimsesiz kaldı. Ama onu tutup İdlib’e götürmüşler. Çok kötü... İdlib’te savaş var ve Muharrağ, İdlibli bile değildi. Dimeşkliydi. Yani Şamlıydı.”

W. K.’nın anlattığına göre buna neden olan birkaç olay oldu. Bunlardan birincisi Türkiye’deki Suriye karşıtlarının sürekli şikâyetleri... Halk sürekli şikâyet edince devlet vatandaşı ikna etmek için Suriyelileri sınır dışı kararı almış. Böyle olunca Suriyeliler şu anda köşe bucak saklanmaya başlamış. W. K. “Eskiden meydanda her Suriyeli aile çocuklarıyla olurdu. Şimdi burada çok az Suriyeli var. Genelde Türkler var. Ancak Suriyeliler kötü insanlar değiller. Her milletin kötüsü de var iyisi de. Ama bu, Suriyelileri hedef yapması nedeniyle kötü bir propaganda” diyerek sitemini dile getiriyor.

Fakat bir süre sonra dükkâna gelen iki Suriyeli benim elimde W.K.’nın kimliğini görünce tedirgin olup geri gidiyorlar. W.K. onlara benim dost olduğumu söyleyince ikna olup dönüyorlar. Adı Musa olan Suriyeli “Ben seni denetim polisi sandım. Korktum. Çünkü elinde kimlik kartı vardı” diyor. Kendisi de kimliğini çıkarıp bana gösteriyor. Kimliğinde Konya yazıyor.

Musa, “Konya yazdığı için polis beni alıp sınır dışına ya da Konya’ya göndermek istiyor. Ancak benim hanımın ve iki çocuğun kimliğinde İstanbul yazıyor. Ben düzeltmelerini söyledim. Ama yapmadılar. Şimdi benim İstanbul’da bulunmamın yasal olmadığını söyleyip beni Suriye’ye yollasalar ne yapacağım? Hanıma ve çocuğa kim bakacak? Ekrem İmamoğlu ve Recep Tayyip Erdoğan biz Suriyelilere yardım etmelidir. İnsanlar bizi ihbar ediyor. Evlerimize polis baskınından korkuyoruz. Kafede rahatça bir bardak çay bile içemiyoruz çünkü kafede de bizi ihbar edebilirler. İşe rahatça gidemiyoruz çünkü iş yerinde de bizi ihbar edebilirler. Parkta rahatça gezemiyoruz çünkü polis bizi görüp gönderebilir” diyerek hayatlarının adeta felç olduğunu söylüyor.

Hem W. K. hem Musa ve diğer arkadaşı İdlib’e gönderilenlerden haberdarlar. İkisi de bana Amjad Tabliya isimli gencin videosunu gösteriyor. Amjad’ın başına gelenlere çok üzüldüklerini söylüyorlar ve sonlarının öyle olmasından korkuyorlar.

Ardından kozmetik dükkânından çıkıp Amjad Tabliya’nın çalıştığı restorana gidiyorum. Hem patronu hem de diğer çalışma arkadaşları Amjad’ın burada çalıştığını, Türkçeyi çok iyi bildiğini, oturma izninin yani geçici kimlik kartının İstanbul ikametli olduğunu söylüyorlar. Patronu Muhammed, Aksaray semtinden alındığını ve o sırada kimliğinin üstünde olmadığını söylüyor. Polisin ve diğer görevlilerin Amjad’a yeterince bilgi vermediğini ve zorla bir kâğıt imzalattığını belirtiyorlar.

Kafenin sahibi ve Türkiye vatandaşı Muhammed bana restoranı göstererek, “Bak neredeyse hiç müşteri yok. Suriyeliler gündüz çalışır. Akşam sosyal ortam ve muhabbet olsun diye kafeye ve parka giderler. Nargile içerler, kahve içerler. Ancak son bir aydır herkes korkuyor. Kimse sokağa çıkamıyor. İşe dahi gitmeyen bir sürü Suriyeli var. Mesela kafeye çay içmeye gelen iki kişi vardı. Onları polis aldı. Sordum polise ne yapacaksınız diye. Bana dedi ki ‘onları Ankara’ya yollayacağız. Çünkü kimliklerinde Ankara yazıyor.’ Sonra ne oldu bilmiyorum. Daha iki yıl evvel kimlik uygulaması bile yoktu. Şimdi kimliği olan bazılarının bile deport edildiğini duyuyoruz. Mesela Amjad’ın kimliği vardı. Ailesi burada yani İstanbul’da yaşamak için izin almıştı. Kimlik onu İstanbul’da gösteriyor ama o şu an İdlib’te. Kimliğini unuttuğu için onu geri gönderdiler” diyerek üzüntülerini belirtiyor.

Amjad’ın çalışma arkadaşlarından biri olan H. ise bu olayın kendilerini çok sarstığını ve korktuklarını söylüyor. H.,”Amjad Şamlı idi ama onu İdlib’e gönderdiler. Orada savaş var. Şimdi ben Halepliyim ama beni de oraya verirlerse ne yapacağım? Tayyip Erdoğan’ı seviyoruz. Bize yardım etsin. Suriyeliler kötü insanlar değiller. İnsanlar bizi ihbar eder diye işe gelmekten bile korkuyoruz” şeklinde konuşuyor.

Ardından Amjad’ı arıyorum. Kendisi İdlib’te olduğunu ve bu şehri daha önce hiç görmediğini söylüyor. Amjad, Aksaray’da akrabasını ziyarete giderken kimliğini evde unutmuş ve polis aramasına takılmış. Ancak kimliğinin gelmesini beklemeyenler ona kâğıtlar imzalatıp onu İdlib’e sürmüşler. Bize karakolda saatlerce aç ve susuz kaldığını söylüyor. Telefonun kendisinden zorla alındığını bu yüzden de kimliğini polislere gösteremediğini belirtiyor. Polislerin onu Hatay’a götüreceğini söylediğini ancak kendisini Suriye sınırında bulduğunu belirtiyor.

Ahval’in sorularını yanıtlayan Amjad ilk çağrısını Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yaparak, “Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Beyefendiyi çok seviyorum. Benim kimliğim var. Polis beni Aksaray’da tuttu. Kimlik istedi. Evde unutmuştum. Ailemi aradım. Abim 15 dakikaya kimliğimi getirecekti. Ama o kadarcık bile beklemeden bir sürü şeyi bana zorla imzalattılar. Her şeyi zorla yaptırdılar. Sonra Tuzla Karakolu’na gönderdiler. Ondan sonra jandarmaya verdiler.  Önce Hatay’a, sonra İdlib’e getirdiler. Babam kalp hastası zaten. Abim tek çalışıyor. Ben de okula gidiyorum. Okul yoksa çalışıyorum. Benim annem zaten Türk. Soyadı Çerkes. Ben İdlib’e neden geldiğimi bilmiyorum. Benim kimliğim gerçek. Sahte değil. Türkiye çok iyi. Erdoğan’ı çok seviyorum. Burası benim şehrim değil. Ben Şamlıyım. Kaç kişinin getirildiğini bilmiyorum.  Fakat getirilenler arasında sadece Suriyeliler yoktu. Şu an burada benle beraber gelen Afganlar da var” diyor. Birçok kimlikli Suriyelinin de sınır dışı edildiğini belirten Amjad, bazı Suriyelilerin ise kimliğinin olmadığını ifade ediyor. Amjad hem Türkiye’deki her vatandaştan hem de Erdoğan’dan yardım taleplerini ileterek sözlerini bitiriyor.

Ardından tekrar Suriyelilerin dükkanlarına giriyorum. Nargile kafenin sahibi Salih Bey, yaz olmasına rağmen pek müşterinin olmadığını söylüyor. Suriyelilere yönelik kimlik denetimleri ve sınır dışı edilme korkularının Suriyelileri evlerine hapsettiğini belirtiyor. Bazı ev sahiplerinin bunu fırsat bildiğini ve Suriyeli kiracılarını ‘sizi polise ihbar ederim’ şeklinde korkuttuklarını söylüyor. Salih Bey, “Suriyeliler yardıma muhtaç. Bin liralık dükkânı bize iki bine veriyorlar. Türk işçiye 2 bin 500 lira bize bin 600 lira veriyorlar. Kimlik kartımız olmasına rağmen sürekli korkuyoruz. Seçimi Ekrem İmamoğlu kazandı. Onun Suriyelilere yardımcı olması gerekiyordu. Daha bir kez bir Suriyeli dükkânını ziyaret etmedi. Eğer İmamoğlu Suriyelileri sevdiğini söylerse ve ziyaret ederse ona oy verenler de bize iyi davranacak. Bizi sınır dışı edilme korkusundan uzak tutmalılar” diyerek sözlerini noktalıyor.

Kimliği olduğu halde Suriye’nin İdlib kentine gönderilen Amjad Tablieh isimli 18 yaşındaki gencin ailesi Ahval’e konuştu. Her şeylerinin yasal olduğunu ve çocuklarının geri getirilmesini isteyen anne Wefa Muhammed Çerkes, başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere yetkililere yardım çağrısında bulundu. Amjad’ın annesinin Ahval’e yaptığı açıklamalar şöyle:

“Benim adım Vefa Muhammed Jarkes, Amjad’ın annesiyim. Perşembe günü saat 13.00’te, yasal bir kimliği ve geçerli bir pasaportu olmasına, legal yollardan ülkeye girmiş olmasına rağmen oğlum Suriye’ye geri gönderildi. Kimliğini ibra etmek üzere Tuzla’da bulunan, sığınmacıların gözaltında tutulduğu bir karakola gitti ve buradan sınır dışı edildi. “Kimliği aldınız, Amjad’ı bırakın” dedik ama bize ‘buradan gidin’ dediler.

Saat 18.00’de sınır dışı edilmesine rağmen sürpriz bir şekilde saat 19.00’da oğlumuzun Beyazıt’a nakledildiğini öğrendik. Ardından Beyazıt’a gittik ama Amjad’ın burada olmadığını söylediler. Aynı dakikada Amjad’tan bir telefon aldık. Hatay’a götürüldüğünü ve burada kendisine zorla bir kağıt imzalatıldığını söyledi. Neden imzaladın dedim, “beni salacaklarını zannettim” dedi. Sonra param yok, Anne ne yapayım dedi ve ağlamaya başladı.

Suriyelilerin baş tacı, bizlere her zaman sahip çıkan Erdoğan’a sesleniyorum. Amjad’a bunu neden yaptınız? Lütfen ona acıyın. O bir çocuk. Bana ve babasına bakıyor. Hiçbir şey yapmadı ama onu gönderdiler. Amjad saygılı bir insan. Türkler onu sever, o da Türkleri sever. Türk komşularımız Amjad’ın sınır dışı edildiğini öğrenince ağladılar.

Başkan Erdoğan lütfen onu geri getirin. Orada kimsemiz yok, Amjad sokaklarda yaşıyor. Sınıra yakın boş bir binada yatıp kalkıyor. Başına bir şey gelecek diye çok korkuyorum. O sadece bir çocuk. Allah’ım ne yapacağız lütfen bize yardım et. Bir Allah’ımız var, bir de Allah’ın yardımcısı olan Tayyip’imiz var. Babası kalp hastası, raporu var. Mısır’dan legal yollarla Türkiye’ye giriş yaptık, pasaportumuzdaki mührü gösterebiliriz. Suriye’den kaçak yollarla gelmedik."


© Ahval Türkçe