Barış Pınarı Operasyonu ve ekonomik yaptırımların kıskacında Türkiye

AKP hükümeti, Washington’un IŞİD'e karşı savaşında müttefiki olan Kürt milislerine karşı yapacağı harekâta “operasyon” diyor, ancak Türkiye'nin kuzeydoğu Suriye sınırında olanlara karşılık gelen gerçek kelime “savaş”. Ve savaş, insanlık için asla iyi değildir, genç hayatların kaybı, daha fazla Suriyelinin mülteci konumuna düşmesi, Türkiye’nin Suriye sınırının içinde ve dışında daha fazla bomba patlaması söz konusu olacaktır; yaratacağı ekonomik dalgalanmaların yanı sıra, Türkiye'nin büyük şehirlerine yönelik büyük terör saldırı tehditlerini de unutmamak gerekir.

Şu anda bu tür istenmeyen bir savaşın ayak sesleri yaklaşırken, Türkiye'nin askeri saldırısının başlama şeklini ayırmak gerekiyor; çünkü “Barış Pınarı Operasyonu”, Türk ordusunun Suriye'nin kuzeyine daha önce yaptığı iki manevradan tamamen farklı.

Beklenmedik bir şekilde, ABD Başkanı Trump, pazar gecesi itibariyle Türk ordusunun kuzeydoğu Suriye'ye girmesine yeşil ışık yaktı. Pentagon, Demokratlar ve çok sayıda Cumhuriyetçiden gelen yoğun eleştirilere rağmen; Trump yönetimi, Suriye-Türkiye sınırından yaklaşık bin ABD askerini geri çekerek Ankara’nın yolundan çekildi. Tam da bu anda, Pentagon, Türkiye'yi IŞİD karşıtı koalisyonun hava görev gücünden uzaklaştırarak ve Türkiye'nin gözetim sistemi bilgilerine erişimini durdurdu; yani ABD ordusu, Türkiye’yi kuzeydoğu Suriye’deki hava sahasından uzaklaştırarak Türk ordusunu bir nevi kör bıraktı.

ABD Başkanı’nın iç politikadaki yankıları hala süren benzersiz çark edişi, sorunlu Orta Doğu arenasında rol oynamaktan ziyade, kendi politik varlığını devam ettirmek gibi daha büyük bir amaç peşinde olan Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı pek de etkilemedi.

Erdoğan, yurtiçinde Türkiye'de Kürt HDP'nin desteğiyle beraber yükselişte olan muhalefeti besleyen çok sıkıntılı bir ekonomiyle başlayan ciddi varoluşsal tehditlerle karşı karşıya. Siyasi sistemin cumhurbaşkanlığına dönüşmesiyle birlikte, Erdoğan’ın 2023 başkanlık seçimlerine girerken yüzde 50 desteğe elinde tutması şart. Oysa kamuoyu yoklamaları, yaşanan ekonomik daralma döneminde desteğinin yüzde 30-35'lere düştüğünü gösteriyor. Türkiye'de yaşayan ve Türk hükümeti tarafından beslenen kabaca dört milyon Suriyeli sığınmacının varlığı, AKP’nin bu yıl belediye seçimlerinde neredeyse tüm büyük şehirlerin kaybetmesinin nedenlerinden de biri. Bu kayıplar Erdoğan'ın son 25 yılda inşa ettiği sponsorluk sistemine muazzam bir darbe oldu. AKP saflarındaki başkaldırma, eski AKP ağır topları Abdullah Gül ve Ali Babacan liderliğindeki ciddi bir merkez sağ partinin oluşumu; hiç bitmeyen erken seçim lafları ve ciddi derecede hasta olan aşırı sağ koalisyon ortağı, önümüzdeki aylarda Erdoğan'a sıkıntı verecek konu başlıklarının birkaçı sadece. Bu nedenle, vatandaşlarını ve belki de diğer siyasi partileri de milliyetçi bir nedenle arkasına almak, Erdoğan’ın tek kişilik siyasal sistemini ayakta tutabilmesi için son çaresi gibi görünüyor.

Türk ordusunun bölgede baskın olan ABD ve/veya Rus devletlerinin açıkça "izin verdiği", önceki "operasyonlarından" farklı olarak, Erdoğan’ın bu seferinde böyle bir desteği bulunmuyor. Bu kadar ciddi askeri ve ekonomik deneyler önümüzdeki dönemde ters teperek çok zorlayıcı bir hale dönüşebilir. Yine de, bir şekilde bir onay alınmışken, Erdoğan, “Barış Pınarı Operasyonu” ile önündeki tüm zorlukları ortadan kaldırmak amacıyla, daha önce gidilmemiş yollardan gitmekte kararlı görünüyor.

ABD tarafında, Trump karşıtı koalisyon, Demokrat ve Cumhuriyetçi milletvekilleri güçlerini birleştirerek, Trump’ı denizaşırı savaşlarında müttefiklerini, Suriye savaşı bağlamında Kürt YPG’ sini terk ederek, Amerika’yı küçük düşürmekten vazgeçirmeye çalışıyor. Bir zamanlar IŞİD şiddetine gözlerini kapatan Ankara’ya, Trump tarafından şimdilerde esasen Suriyeli Kürtler tarafından ele geçirilen IŞİD mahkûmlarının koruyuculuğu da verilmekte.  Dolayısıyla, IŞİD terörünün canlanması da korkuların merkezinde.

Trump’ın en güçlü savunucularından olan Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, Türk ordusu Suriye’ye girdiği takdirde Türk hükümetini yaptırımlarla vurmakla tehdit etti. ABD Kongresi’nde, daha önce Erdoğan Türkiye’sinin Rus yapımı S-400 füze sistemleri satın alımı sırasında gündeme gelene benzer, ekonomik yaptırımları canlandıran bir tasarı hızla hazırlandı. Erdoğan’ın operasyonu tamamlamasının ardından oluşturmak istediği tampon bölge; Türkiye kontrolünde, Kuzeydoğu Suriye’de Kürtlerin temizlendiği, 300 mil uzunluğunda ve 20-30 mil derinliğinde ve şu anda Türkiye’de yaşayan iki milyondan fazla mülteciyi barındıracak bir yapı olacaktı.

AKP hükümeti, Türk inşaat firmaları tarafından 200 bin konut, hastaneler, camiler, okullar ve futbol sahaları inşa edileceğini açıklamaya çoktan başlamıştı. AKP hükümeti, Erdoğan’a milliyetçi bir dokunuşla yurtiçinde oy kazandıracak ve aynı zamanda AKP taraftarı olan ve borç yükü altındaki inşaat firmaları için yeni projeleri güvence altına alabilecek, ABD izinli “güvenli bölge” kurulmasını içeren “kazan-kazan rüya senaryosu” nu hedefliyor. ABD yönetimi, Türkiye'deki Suriyeli mültecileri “güvenli bir bölge” rüyasına zorlamanın olanaksızlığını bilerek ayak sürüdüğünden, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye'nin kuzeyinde kendi işini kendi görme amacıyla altı gün önce askeri operasyonu başlattı.  Gelinen aşamada da, ABD-AB-Arap Birliği ve Rusya dâhil tüm bölge güçleri bu operasyona karşı bir konumda sıralanmakta.  Hatta Esad’a bağlı Suriye ordusu, ABD’li askerlerin çekildiği önemli Kürt kasabalarına doğru ilerlemeye başladı ve Türk Ordusu ve uzantılarıyla karşılaşma riski yükselmiş bulunuyor.  

Bu yazı yazıldığı sırada, ABD Senatörü Chris Van Hollen, Suriye operasyonuna cevap olarak Türkiye'ye karşı kapsamlı önlemler öneren yaptırım taslaklarını kamuoyuna açıkladı. Tasarıda, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve üst düzey bakanların mal varlığına yaptırımlar da içerecek şekilde önceki CAATSA yaptırımlarından daha fazlası yer alıyor.

Yaptırımlar, geçtiğimiz yılın kur krizi ile beraber Türk lirasında yüzde 30’luk erime ardından yüksek enflasyon ve yüksek faiz şokuyla sert daralan Türkiye ekonomisi için daha fazla sıkıntı anlamına gelecek. Şimdiyse, daha güçlü ekonomik yaptırımlar gündeme gelecek ise, Türkiye ekonomisinde benzer bir darbe daha beklenebilir. Fed-ECB parasal genişleme süreçleri şimdilerde Türkiye ekonomisinin büyümeye dönme yönündeki çabalarını desteklerken, yaşanan ağır politik belirsizlikler, dış fonların Türkiye'den uzak kalmaya devam etmelerine neden olabilir.  

Kısa vadede Türk lirasındaki zayıflık, Merkez Bankasını Temmuz ayından bu yana 750 baz puan seviyesine ulaşmış olan faiz indirimlerini durduracak. TL’deki zayıflık önümüzdeki günlerde yüzde 10-15'in üzerine çıkarsa, Türkiye Merkez Bankası parasal sıkılaştırmayı göz önünde bulundurmak zorunda kalacak, bu da bütçe açığının artışı gibi yüksek bir maliyetle elde edilen ekonomik toparlanmanın yeniden daralma döngüsüne gömülmesine neden olacak. Tüketici fiyatları enflasyonu şimdilerde yüzde 9,3’e gerilemiş olsa da, genel beklenti zaten sene sonunda enflasyonun yeniden çift hanelerde olacağı. Mevcut ekonomik şartlar altında ulaşılmazlığı nedeniyle zaten ekonomistlerin eleştirilerine maruz kalan; Erdoğan’ın, önümüzdeki üç yıl içinde Türkiye’nin GSYİH büyümesini yüzde 5’te tutma isteği ise olası yaptırımların gerçekleşmesinin yaratacağı ekonomik şokla iyice ulaşılamaz hale dönüşür.  Türkiye’nin geçtiğimiz yıl ikiye katlanarak GSYİH’nın yüzde 3’üne erişen mali açığının, hâlihazırda yüksek risk primini daha da yükselterek genişlemesi de beklenebilir.

Hal bu iken, böyle bir kıyamet günü senaryosundan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ekonomi cephesinde elde ettiği kazanım ne olabilir? Suriye askeri saldırısı ile Erdoğan, Türkiye'deki ekonomik büyüme için yaptığı bütün çalışmaları riske atıyor gibi görünüyor.

Elbette bunun cevabı, bütün kamu harcamalarına rağmen, ekonomik toparlanmanın hiçbir zaman Erdoğan'ın işsizlik oranındaki yükselişi tersine çevirecek yüzde beşe ulaşamayacak oluşu.  Erdoğan’ın damadı ve Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak’ca geçen hafta açıklanan 2020-2022 Yeni Ekonomi Programı oldukça pembe resmedilmesine rağmen, büyüme yüzde 5’e ulaşmasa da beklenen ekonomik toparlanmanın muhalif partilere kaçan seçmenleri geri kazanmaya yetmeyeceğini biliyor. 

Ekonomi tarafında cazibe merkezi olmaktan giderek uzaklaşan bir AKP veri iken, Suriye saldırısına geliyoruz.

Milliyetçi damarı ağır basan bir Türk nüfusu ile Türk vatandaşlarının çoğunluğu, Türk askerleri tehlikedeyken Erdoğan'ı destekleyecektir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde hızla onaylanan Suriye'ye Türk birlikleri kararını reddeden yalnızca HDP milletvekilleriydi. Ekonomik yaptırımlar Türkiye ekonomisini sarstığında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın “Türkiye güçlendiği için bütün uluslar Türkiye'ye karşı” kurmacasına taraf toplaması daha da kolaylaşarak seçmen sempatisini artıracaktır.

Senaryo, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, erken seçim tehditlerini bertaraf edeceği, kendisinin önderlik ettiği bir “ulusal birlik hükümeti” kurma çabalarına kadar ilerletilebilir. Bu, Türkiye'nin ana ticaret ortakları ve ana finansörleri olan Batılı müttefiklerinden kopmayı da hızlandıracaktır.

Barış Pınarı’nın başlamasından bu yana geçen yaklaşık bir haftada yaşananlara bakarak bu operasyonun belirsizliklerle dolu olduğunu ve bu belirsizliklerin şimdi Esad’ın ordusunun kuzeydoğu Suriye’ye ilerlemesiyle daha da arttığını söylemek mümkün.  ABD’den beklenen yaptırımlar, Rusya’nın satranç oynar gibi bölgeye Esad’ı destekleyici müdahaleleri işlerin çok da zorlu aşamalara taşınabileceğinin habercisi.   Barış Pınarı askeri operasyonunun derinleşerek Türkiye’de siyasi kargaşaya neden olması, CAATSA’dan daha büyük ekonomik yaptırımların hayata geçirilmesi, yeni bir ekonomik şok dalgasının ortaya çıkması ve Erdoğan’ın savaşı kaldıraç olarak kullanarak Türkiye'de çok karanlık bir siyasal dönüşüme yol açması olası riskler olarak dikkatle izlenmekte.   Söz konusu felaketlerden hiçbirisinin olmamasını dileyelim. 


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.