Haz 27 2018

Tanıklar Suruç’u anlattı: Kürtçe ‘öldürdük, öldürdük!’ diye bağırdılar

İnsan Hakları Derneği, Şenyaşar ailesinin üç ferdinin öldürüldüğü Suruç'taki olayla ilgili raporunda, iki kişinin hastanede katledildiğini doğruladı ve delillerin yok edildiği sonucuna vardı.

Urfa’nın Suruç İlçesi’nde 14 Haziran’da AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın korumaları ve akrabalarının esnaf olan Adil ve Celal Şenyaşar kardeşlere saldırması sonucu dört kişinin yaşamını yitirmesine ilişkin İHD Urfa Şubesi hazırladığı raporu tamamladı.

Raporda yer alan verilerin bir kısmının iddia olduğu ancak, ilgili kurum veya kişilerden, iddiaların aksini ispatlayacak beyan ve açıklamalar yapılmadıkça, iddiaların doğru ve gerçek olarak kabul edileceğine dikkat çekildi. Olaya tanık olan dört kişi isimlerini İHD heyetine dahi açıklamaya korktu. Bazı tanıkların tanık koruma kanuna kapsamında ifade verebileceği belirtildi.

24 Haziran seçimleri hazırlıkları kapsamında esnaf ziyaretinde bulunan AKP Urfa Milletvekili İbrahim Halil Yıldız ile ziyarette bulunduğu Şenyaşar ailesinden esnaflar arasında gerginlik yaşandığı ve yaşanan gerginliğin daha sonra silahlı çatışmaya dönüştüğü bilgisi belirtilerek, yaralıların hastaneye kaldırılmasının ardından Celal Şenyaşar, Adil Şenyaşar ve Esvet Şenyaşar isimli yurttaşların hastanede Yıldız’ın yakınlarının saldırısı sonucu yaşamlarını yitirdikleri bilgisi edindiğinin altı çizildi.

İHD raporuna göre, söz konusu olaylarda ruhsatsız tabancalar ve uzun namlulu silahlar kullanıldı, yaralıların taşındığı hastanede yaralılara yönelik yine bu silahlar ve başkaca delici-kesici aletler kullanılmak suretiyle oldukça kalabalık bir grup tarafından saldırı gerçekleştirildi.

Tanıkların ifadesine göre, yaralılar bu saldırılar sonucunda yaşamını yitirdi, saldırıya dair delil oluşturan hastane güvenlik kamerası görüntüleri saldırgan grup tarafından tahrip edildi, hastanede güvenlik amacıyla bulunan polisler saldırı anında müdahalede bulunmadı ve seyirci kaldı.

 

Suruç

 

Raporda olaya ilişkin Urfa Valiliğinin, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün yaptığı açıklamalara yer verildi.

Olaydan üç gün sonra Suruç’a gidebilen heyet, şehrin birçok noktasında oldukça yoğun güvenlik önlemlerinin alındığını ve kontrol noktalarının kurulduğunu tespit etti.

Raporun dikkat çektiği bir diğer husus da, yaşanan olayla ilgili tanık anlatımlarına başvurulmaya çalışılsa da; birçok tanık beyanda bulunmasına rağmen güvenlik gerekçesi ile ismini açıklamak istemedi.

İHD'nin tespitleri şöyle sıralandı:

"Olay yeri güvenlik nedeniyle kontrol altına alınmış ve etrafta zırhlı araçlar konuşlanmış  vaziyette ancak güvenlik nedeniyle olayın yaşandığı Suruç hastanesine ve Suruç merkezdeki Bir Milyoncular Caddes’inde bulunan “İstanbul Ucuzluk Merkezi” adlı işyerine geçişe izin verilmedi.

Olayın hemen ardından Suruç Devlet Hastanesi’ni ziyaret eden Urfa Tabip Odası’nın herhangi bir güvenlik önlemi alınmadığı yönündeki tespitleri rapora eklendi. Savcılıkça soruşturmaya konu edilen olayla ilgili olarak deliller sağlıklı bir şekilde toplanmadı.

Hastanenin içi savaş alanına dönerken, olaydan sonra her yer temizlendi ve delillerin korunması için önlem alınmadı. Güvenlik kameraları tahrip edildi, doktor ve sağlıkçılar ile yapılan görüşmelerde ciddi bir güvenlik zafiyetinin altı çizildi.

Hastaneye yaralılar getirildikten sonra, 100-150 kişilik bir grup hastaneye gelip yaralılara saldırdı, kimi yaralıların kesici aletlerle boğazları kesildi, kimi yaralıların kafaları oksijen ve yangın tüpü ile ezildi. Ayrıca yaralılar kurşunlandı."

Raporda aynı zamanda, iki oğlu ve eşi katledilen Emine Şenyaşar’ın beyanlarına yer verildi. Esvet Şenyaşar’ın hastane önünde eşi Emine Şenyaşar’ın gözü önünde linç edilerek katledildiği, burada bulanan polislerin saldırıya müdahale etmediğinin altı çizildi.

İki ağabeyinin katledilmesine tanıklık eden Mehmet Şenyaşar'ın şu beyanlarına yer verildi:

"Ambulans gecikince arabayla götürmek istedik ama polis izin vermedi. Ambulansta ağabeyimin yanında Suruç Devlet Hastanesi’ne gittik. Hastanede sedyenin üzerindeki ağabeyime saldırdılar, oradaki kalabalık onu paramparça edecek gibi vuruyordu. O esnada bir grup bana saldırdı, ellerinden kurtulmaya çalışsam da beni yakaladılar. Kadın ve erkekler beni öldüresiye dövmeye başladılar. Yarı baygındım, darbelerin nerden geldiğini artık göremiyordum, o esnada bir kadın “durun, bu onlardan değil” deyince durdular, yarı baygındım bayılmıştım.

Sonrasında gözlerimi açtığımda kendimi hastane içinde sedye üzerinde buldum. Karşımda başka bir sedyenin üzerinde uzanmış diğer ağabeyim vardı. Bir anda içeriye 5-6 kişi girdi ve sedye üzerindeki ağabeyime saldırmaya başladılar. O esnada biri tabancayla bana ateş etti ve ben sedyenin üzerinden düştüm. Öldüğümü zannetmiş olmalı ki daha da ateş etmedi.

Kurşun bacağıma gelmişti. Gözlerim kapalıydı, yarı baygındım. Sadece sesleri duyabiliyordum artık. İçeriye bir sağlık ekibi geldi, beni ve ağabeyimi başka bir odaya götürdüler. İçerde sağlık ekibi korku içindeydi. Kendi aralarında ‘ne yapacağız, çabuk çıkartalım buradan, hepsini öldürecekler’ diye konuşuyorlardı.

Ambulansla bizi çıkardılar, ancak dışarıda ambulansa saldırıp durdurdular. Ambulansın tekerlerine ateş açıp bütün camlarını kırdılar. Orada artık öleceğimi düşündüm. Ambulans personeli ağlamaya başladı, diğer personel onu sakinleştirmeye çalıştı. Bir süre sonra oradan çıkıp ambulansla bizi emniyete götürdüler.

Sağlıkçılar kendi arasında ‘bizi vali bey kurtardı, o müdahale etmiş, yoksa bırakmayacaklardı’ diye konuşuyordu. Emniyetin içine gittik, tekerler patlamış ve camlar kırık olduğundan başka bir ambulans bizi alıp Gaziantep’teki hastaneye götürdü. Gaziantep’e vardığımızda polis diye bağırdım, ‘hepimizi öldürecekler’ dedim.

Oradaki doktor ‘korkma burada kimse sana bir şey yapamaz’ dedi. Anladığım kadarıyla biz oradan kurtulduysak vali beyin sayesinde kurtulduk. Aldığımız duyum; valinin polislere yönelik ‘gerekirse ölün ama o yaralıları oradan çıkartın’ dediği yönündedir."

Suruç

 

Adını vermek istemeyen 4 tanığın anlattıkları rapora şöyle yansıdı:

“Bir yakınımı hastaneye ziyaret etmek amacıyla gitmiştim. Tam o saatte hastaneye yaralıların getirildiğini öğrendim, hastanenin içi ve dışı çok kalabalıktı.

Suruç’ta herkes birbirini tanıdığı için bir anda hastanenin içinde AKP Milletvekili adayı ‘Şeyis’ köyünden olan İbrahim Halil Yıldız’ın akrabaları hastaneye birden doldu ve hastanenin içine girmeye başladılar. Milletvekili adayının yakınları hastaneye giriş yaptıklarında kapıda birçok çevik kuvvet polisi vardı.

Ancak, polisler, bu kişilerin içeri girmelerine engel olmadılar. O sırada korktuğum için hastane içerisine girmedim. İçeriden dışarıya bağırış çağırış ve silah sesleri geliyordu. Sonra dışarı çıkıp Kürtçe ‘öldürdük öldürdük’ diye bağırdılar ve alkış tuttular.  Havaya ateş edildikten sonra polisler, bu grubu ikaz edip dağılın dediler. Grup dağılmayınca polisler havaya ateş açtılar. Polisler o anda kimseyi gözaltına almadılar.”

İkinci tanık ise tanıklık ettiklerini şöyle anlattı:

“Olay sonrasında soyadı Yıldız olan bir yaralıyı Suruç Devlet Hastanesi’ne getirdik. Hastaneye geldiğimizde AKP milletvekili adayı İbrahim Halil Yıldız hastanedeydi, yani hastane içinde ve bahçesinde polisler vardı. Akabinde 16.00 sıralarında ise durumu nispeten hafif olan başka bir yaralıyı Urfa merkeze hastaneye götürdük.

Ben Suruç’a döndükten sonra öldüğünü sonradan öğrendiğim Celal, Adıl ve yaralı olan Esvet’in başka hastanelere sevk edilmiş ancak hastane bahçesinde toplanan Yıldız ailesine mensup taraftarlarca izin verilmedi.

Ambulansların anahtarlarına el konuldu, tekerlerine ateş açılarak patlatıldı. Ambulansın ön ve arka camları kırıldı ve şoför arkadaşlarımız bu grup tarafından ölümle tehdit edildi ve darp edildi. Yanı sıra olay yerinde bu grup tarafından bir askerin burnu kırılarak darp edildi. Bütün bunları yatıştırmak amacıyla milletvekili Ahmet Eşref Fakıbaba taraftarı sakinleştirmeye çalışsa da başarısız oldu.

Esvet Şenyaşar yürüyerek hastaneye gelmesine rağmen Yıldız ailesi taraftarlarınca acil servisin sarı alanında kafasına oksijen tüpüyle vurularak linç edildi. Esvet Şenyaşar’ın başının ezilmesiyle fışkıran kan acil servisin sarı alanındaki duvarına fışkırmıştır. Gece geç saatlerde ise kan izlerinin olduğu bu alan yıkandıktan sonra boyanmıştır.
Acil servis bölümündeki kameraların ise tahrip edildiğini gördüm, ayrıca olayın yaşandığı acil servise saat gece 2 sularında savcının geldiğinin gördüm.”

İsmini vermek istemeyen üçüncü tanık da yaşadıklarını şu sözlerle özetledi:

“Aslında son 3 gündür dükkânlarımızın bulunduğu yere geliyorlardı. 13 Haziran’da da geldiler, biz de esnaf olarak size oy yok dedik. Bir gün sonra daha kalabalık geldiler, hazırlık yapmış gibilerdi. 30’a yakın adamla geldiler. Esnafın sattığı sarı kırmız yeşil toka ve pili ve aksesuarları toplamamızı istediler. Bu sırada sözlü bir tartışma yaşandı. AKP’li vekil adayının adamları arkadaşımıza tokat attı. Sonra tartışma daha da büyüdü. Esnafta silah yoktu ama onlar silah sıktı, Celal ve Adıl kendilerini sopa ve bıçakla korumaya çalıştı. Bu olaylar polislerin gözü önünde yaşandı, sivil polisler izliyordu. Yaralıları dahi hastaneye doğru dürüst kaldıramadık.”

Yine ismini saklı tutan dördüncü tanığın anlatımıyla o gün yaşananlar şöyle:

“Bu hastane yeni kamu hizmetine geçmiş vaziyette, yaklaşık 10 aydır faaliyette. Üzerinde kurulan hastanenin arsası Yıldız ailesi tarafından tahsis edildi. Hastanede çalışanlarının çoğunluğu ‘Şehis’ köyünden yani Yıldız ailesine mensup olmaları vekil taraftarların hastaneyi kolayca basmalarına neden oldu.

Hastane, milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın akrabaları tarafından kuşatılmasına rağmen yaralıların olay yerinden alınıp Suruç Devlet Hastanesi’ne getirilmesi Hasta Transfer Koordinasyonu’nun büyük ihmalinden kaynaklanmakta.

Yanı sıra Suruç Devlet Hastanesi’ne getirilmeyip Urfa merkeze götürülen bir yaralı (Fadıl Şenşayar) şu an hayatta. Ayrıca 112 komuta merkezi de olayın büyümesine engel olabilirdi.

Hastanede hiçbir şekilde güvenlik önlemi alınmamıştır, hastanede olay günü olan çalışanlar yardım için acil servise inip gelen yaralılara yardım etmeye çalışırken asker ve polise rağmen içerde silahlar ateşlendi ve bunun sonucunda sağlık personeli arkadaşlar da can güvenliklerinden ötürü acil servisi terk etmek zorunda kaldılar.

Hastanede çalışan sağlık personeli olay gününden bu yana çok ciddi travma yaşamakta olup bir çok arkadaşımız uyuyamadığını ifade etmişleridir. Birçok sağlık çalışanı olaydan sonra tayinini istemektedir.”

Heyetin araştırma, inceleme ve tanık beyanlarını doğrultusunda tespit ve kanaatleri şöyle:

  • Yaşanan olayla ilgili en ufak bir araştırma ve soruşturma yapılmadan daha ilk saatlerden itibaren yetkili ağızlardan çok ciddi bir bilgi kirliliği oluşturulmuştur.
  • Cumhurbaşkanı ve hükümet yetkililerinin yaptıkları açıklamaların, soruşturmanın gizliliği kuralına aykırı olduğu, adil yargılamayı etkilemeye dönük olduğu, yaşanan elim olayı siyasi rekabete malzeme yapmak istedikleri, sivil toplum örgütlerinin olayın araştırılıp kamuoyuna bilgi vermesini önlemeye dönük olduğu, dolayısıyla bu açıklamaların bir hukuk devletinde asla kabul edilemeyeceğini belirtmek isteriz.
  • Şanlıurfa Valiliği’nden yapılan açıklama olayın kimler arasında yapıldığına ilişkin bir veri sunsa da ana akım medya ve hükümet yetkilileri tarafından görmezden gelinmiştir.
  • Olayın aydınlatılmasına katkı sunacak hastanede bulunan güvenlik kameralarının tahrip edilerek söküldüğü tespit edilmiştir. Kameraların sökülmesinin adli işlemler nedeniyle değil Halil İbrahim Yıldız’ın yakınları tarafından yapıldığı kanaati görgü tanıklarının ortak kanaatidir.
  • Şenyaşar ailesinden yaşamını yitirenlerin otopsi işlemi Gaziantep Adli Tıp Kurumu’nda yapılmış, ancak taleplere rağmen otopsi raporları aile ile paylaşılmamıştır.
  • Yıldız ailesine ve bu ailenin köyü olarak bilinen Şehis köyüne mensup çok sayıda kişinin Suruç Hastanesi’nde çalıştığı tespit edilmiştir. Saldırganların bu kişilerden cesaret ve yardım alarak hastanede yaralı olarak bulunan oğul Adıl Şenyaşar ve Celal Şenşayar’a saldırarak burada infaz ettikleri yönünde güçlü deliller bulunmaktadır. Ayrıca bu saldırganlar, oğullarının durumunu merak ettiği için hastaneye gelen baba Esvet Şenyaşar’a  eşinin gözü önünde saldırmış ve ölümüne sebep olacak derecede ağır bir şekilde yaralamışlardır. Baba Esvet Şenyaşar, kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirmiştir.
  • Şanlıurfa’da seçim çalışmaları genel olarak milletvekili adaylarının silahlı korumaları ve silahlı korucular eşliğinde yapılmakta, zaman zaman bu kişilerden kaynaklı vatandaşın tehdit edildiğine dair şikayetler söylenmektedir. Bu durumun bu olaydan önce bilinen örnekleri de vardır. Örneğin, Gıda Tarım Ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba’nın 2009 yılında Belediye Başkanı olduğu Urfa’da korumaları ile sokakta yürüdüğü esnada ,elinde kamerası ile yanına gelen ve “Korumalarınızın silah çektiği iddiası var?” diyen gazeteciye tokat attığı anın videosu mevcuttur. Bir videoda ,gazetecinin “görevimi yapıyorum ben” demesi üzerine Fakıbaba’nın yanındakiler “Görevine başlarım” diyerek gazeteciyi uzaklaştırmaya çalıştığı görülmektedir.​
  • Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın akrabaları son yıllarda korucu olmuşlardır. Korucuların korucu oldukları görev yeri dışında silahlarıyla dolaşmalarının ne kadar tehlikeli olduğu bu olayda ortaya çıkmıştır. Ayrıca, bireysel silahlanmanın ulaştığı boyutun vahim sonuçları bu olayda görülmüştür.
  • Suruç’ta hâlihazırda esnafların büyük çoğunluğu kapalıdır. İlçede her tarafta zırhlı araçlar ve güvenlik güçleri mevcuttur.