Haluk Özdalga
Kas 13 2017

Suudi Arabistan 2030’a kadar yaşar mı?

Dünyanın en koyu baskı rejimlerinden birinin hüküm sürdüğü Suudi Arabistan, iki ayaklı bir ittifak üzerine kuruludur: Suud hanedanı ve Vehhabilik. Devlet yönetimi Suud ailesinin, din Vehhabi zihniyetin tekelindedir.

Temeli 18. yüzyılda atılan bu ittifak, Arap Yarımadası’nda üç Suud devleti doğurdu. Birincisine Osmanlı son verdi. Aile içi çatışmalar nedeniyle zayıf düşen ikinci Suud devleti, büyük rakipleri Raşidiler tarafından yıkıldı.

1932’de Abdülaziz veya daha çok bilinen adıyla İbni Suud tarafından kurulan bugünkü üçüncü Suud devleti en uzun ömürlüsü oldu.

Vehhabilik İslam’ın en katı yorumlarından biridir. Suudi-Vehhabi ittifakının hayati sonuçlarından biri, İslam tarihinde hep dışlanmış ve etkisiz kalmış aşırı din yorumlarından birinin, ilk kez bir devletin koruması altına girmesi ve o devletin resmi ideolojisi olmasıdır.

Suudi devleti ikinci dünya savaşından sonra, nihai stratejik korunma amacıyla Amerika’ya bağlanmayı seçti. 1970’lerde petrol fiyatlarının sıçramasından sonra Vehhabi ideolojiyi tüm dünyaya ihraç etmek için büyük kaynaklar ayırmaya başladılar.

1953’te vefat eden İbni Suud çocuklarına, hanedan içindeki birliğin asla bozulmamasını vasiyet etmişti. Sırayla tahta çıkan oğullar bu vasiyete büyük ölçüde bağlı kaldı. Yaşadığı sorunları dışarıya fazla sızdırmadan ve uzlaşma sağlayarak çözen hanedan, kendine has bir istikrar görüntüsü veriyordu.

Bu üslup dış ilişkilere de yansıdı. Suudi Arabistan’ın dış siyaseti genellikle temkinli adımlarla ve saldırganlıktan uzak bir şekilde yürütüldü.

İbni Suud’un 22 eşinden 45 oğlu olmuştu. Bunlardan hayatta kalanlar artık iyice yaşlandı. 2015’te tahta çıkan Kral Selman 82 yaşında ve ciddi sağlık sorunları var. Sıra torunlara gelmiş görünüyor.

Tahta çıkacak ilk torun kim olacak ve kuşak değişimi istikrar içinde başarılacak mı soruları uzun süredir değişik spekülasyonlara konu oluyordu.

Selman tahta çıktıktan sonra art arda yaptığı hamlelerle, daha şanslı görülen başka prensleri ekarte ederek 32 yaşındaki oğlu Muhammed bin Selman’ı en öne çıkardı.

Onu önce ikinci veliaht, ardından veliaht yaptı. Savunma, içişleri, ekonomi dahil bütün hayati alanları Muhammed’e bağladı. Daha önce böylesi hiç görülmemişti.

Son haftalarda Suudi Arabistan’dan gelen duyumlar, hanedan üyelerinin büyük çoğunluğunun Veliaht Muhammed’e karşı olduğu, başka bir isim aradıkları, hatta o ismi belirledikleri, gerekirse bir saray darbesi dahi yapabilecekleri şeklindeydi.

Bir başka memnuniyetsizlik konusu, kamu ihalelerinin çoğunu Muhammed’in kendi şirketine veya hanedan dışındaki yakın arkadaşlarına vermesiydi. Bu şikayetler Kral Selman’a da sunulmuştu.

Veliaht Prens geçtiğimiz günlerde aniden, kendisine tam biat etmeyen veya muhalefet etme potansiyeline sahip kişilere dönük geniş bir tutuklama furyası başlattı.

Çok sayıda etkili prens, bakan ve ülkenin en zengin iş adamlarına dönük operasyon, Muhammed’in ne kadar derin bir endişe içinde olduğunu gösteriyordu. Mal varlıklarına el kondu. İleri sürülen gerekçe yolsuzlukla mücadeleydi. Ancak tutuklananların listesi ve somut suç iddiaları açıklanmadı. Bu kişilerin mal varlıklarıyla ilgili yüksek rakamlar ortalıkta dolaşmaya başladı.

Suudi Arabistan sadece baskı rejimi olarak değil, kamu kaynaklarının israfı açısından da dünya sıralamasında en önlerde yer alır. Neyin yolsuzluk olduğuyla ilgili başka pek çok yerde kabul gören standartlar orada geçerli değildir. Bu konuda ne yerleşmiş hukuk kuralları, ne de denetim yapacak bağımsız mahkemeler vardır.

Dünyanın en zengin petrol kaynaklarına sahip ülkede kamu harcamalarıyla ilgili karar yetkisi, devleti yöneten Suudi hanedanının elindedir. Büyük ihaleleri de hep kendileri kazanırlar! Bunu, ya kendilerinin sahip olduğu, ya da yüksek komisyonlar aldıkları yerli ve yabancı şirketlere işleri dağıtarak yaparlar.

Böyle bir işleyişin adı dünyanın pek çok yerinde açık yolsuzluktur. Veliaht Prens şimdi yeni kurallar getirirse, yolsuzluğa bulaşmamış hanedan mensubu bulmak çok zor olacaktır.

Muhammed bin Selman
Kral Selman'ın 32 yaşındaki oğlu Muhammed bin Selman...

Veliaht Muhammed kısa süre önce Fransa’ya tatile gitmişti. Akdeniz sahilinde demir atmış 135 metre uzunluğunda bir yat gözüne ilişti, çok beğendi ve hemen satın alınması talimatı verdi. Teknenin sahibi yeni Rus zenginlerinden biriydi ve 500 milyon dolar istedi. Muhammed kabul etti ve Rus oligark yatı hemen devretti.

Şimdi hanedan mensuplarının servetleriyle ilgili hesap vermesi istenirse, 32 yaşındaki Muhammed’in 500 milyon doların hesabını vermesiyle işe başlamak uygun olabilir.

Veliaht Muhammed’in bir başka çıkışı, Suudi Arabistan’ın ılımlı İslam’a geri döneceğini açıklaması oldu. Muhamed’e göre ülkedeki aşırı İslami eğilimler 1979 İran Devrimi’nin etkisiyle ortaya çıkmıştı. Ülkenin kaybedecek zamanı yoktu; şimdi ve hemen ılımlı İslam’a dönüş başlayacaktı. Bu çerçevede kadınlara araba kullanma hakkı verildi.

Ancak Suudi Arabistan’da hiç bir zaman ılımlı İslam olmadı. Bunu şimdi Veliaht emriyle başarmak mümkün değildir. Suudi okullarında on yıllardır eğitimi verilen Vehhabi anlayışa göre, genç prensin sözleri dinden çıkma anlamına gelmektedir. Cezası ölümdür.

Bu noktada, IŞİD’in bir dönem yönettiği Rakka, Musul gibi yerlerde verdiği ve halen Suudi okullarda verilen din eğitiminin tamamen aynı olduğuna işaret edebiliriz.

Veliaht Prens yaşanmış tarihe aykırı bu yorumları herhalde, kendine Batı dünyasında kısa yoldan yandaş bulmak için yapıyor. Gerçekten ılımlı bir İslam uygulamasına geçmeyi denemek isteseydi, öncelikle daha özgür bir ortam sağlaması ve bu ortam içinde İslam’ın muazzam klasik kaynaklarından ilham alan düşünce tartışmamalarının önünü açması daha isabetli olurdu.

Veliaht Muhammed, Suudi Arabistan için Vizyon 2030 adı altında bir plan hazırlattı. Amerikalı uzmanların hazırladığı reformların hedefi, 2030’a kadar ülkenin petrol gelirlerine bağımlı olmadan ayakta kalabilmesini sağlamak. Bu arada petrol şirketi Aramco’nun hisseleri yüzde 5 oranından başlayarak özelleşecek.

Ancak Muhammed’i uyguladığı siyaset sonunda, Suudi Arabistan’ı ayakta tutan iki temel direk de derinden çatlamış durumda. Bir taraftan hanedan içinde daha önce görülmemiş bir parçalanma, diğer taraftan Vehhabi çevrelerin ve kuşaklar boyu onların eğittiği kitlelerin kabul edemeyeceği uygulamalar var.

Suudi Arabistan’ın 2030’a kadar varlığını sürdürebilmesi, daha önce hiç olmadığı kadar ciddi risk altında.

Hiç şüphe yok Muhammed bu ağır riskin farkında. Görünen o ki, dış politikada bazı gözü kara girişimler sonunda elde edeceği zaferlerle işin içinden çıkmayı hesaplıyor.

Trump yönetimi ve İsrail ile uyum sağlamış durumda. Hatta bazı hedefler üzerinde anlaşmış gibi görünüyorlar. Eğer öyle olursa, bölgemizde Suriye savaşını gölgede bırakacak korkunç gelişmeler yaşanabilir.

Suudi Arabistan’daki kriz hepimizi yakından ilgilendiriyor. Bu krizin stratejik açıdan bölge ve Türkiye için neler ima ettiğini bir başka yazıda ele alacağız.