ilhan Tanir
Kas 10 2017

Washington'dan Binali Yıldırım Geçti

ABD başkentine bir başbakan geldiğini sosyal medya daha çok Binali Yıldırım'ın Lincoln anıtmezarı, Martin Luther King anıtı ve Washington'ın yeşillikleri arasında çektirdiği fotoğraflardan öğrendi. Binali Yıldırım, Washington'a kendisinin çözmesi mümkün olmayan dağ gibi sorunların arasında gelmiş, üstüne de ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence'in cenaze töreni için Teksas'a gitmesi ile bir de 24 saat daha beklemeye alınmıştı. 

Şehre ayak bastığında aslında bazı iyi haberler geliyor ümidi de doğmuştu. ABD, vize yasağını 'sınırlı hizmete' dönüştürüyordu. Ne var ki, bu iyimser hava fazla sürmedi. ABD açıklamasından 3 saat sonra Türkiye Büyüelçiliği ABD'nin gerçekleri "doğruları yansıtmayan," "garip" bir açıklama yaptığını, kendilerinin "güvence vermediğini" kaydediyordu. Yıldırım'ın gezisi iyimserlik yerine bir kriz ile başlıyordu.

Şehre Salı günü ayak basan Yıldırım, görüşmenin Çarşamba değil Perşembe gününe kaydırıldığını öğrendi. Büyükelçilikte yaptığı ve düşünce kuruluşları temsilcilerini davet ettiği toplantıya sayıca kalabalık bir topluluk katıldı. Amerikalı gazetecilerle de toplantı yaptı Yıldırım. Amerikalı gazeteciler, "Neden bazı Amerikalı düşünce kuruluşlarındakier ve ABD'li yetkililer darbeye katılmakla suçlandılar?" diye sorunca, Yıldırım "Türkiye'de hemen herkes Fethullah'ı Gülen'in darbenin arkasında olduğunu düşünüyor, ABD'nin Gülen'i iade etmemesi ise ABD devletini de bu darbenin arkasında gösteriyor" dedi. "Bazen görüntü gerçeğin yerine geçer" diye ekledi.

Binali Yıldırım Amerikalı gazetecilere ilişkilerin iyileştirilmesinden yana olduğunu söylerken, aynı günlerde Erdoğan ise ABD'ye aynı sertlikte yüklenmeye devam ediyordu Ankara'dan.

Pence ile görüşmesi 70 dakika kadar sürdü Yıldırım'ın. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada görüşmenin "yeni bir dönem açmaya vesile olmasına ilişkin umutlarını" dile getirdi ve "ikili ilişkilerde yapıcı bir diyalog ihtiyacının üzerinde anlaştılar" dendi.

Bundan önceki dönemde ne kadar yıkıcı bir diyalog olduğunun unutulmadığını söylercesine. 

Açıklamanın hiç şüphesiz en önemli kısmı ise, Türkiye'deki tutuklamalara karşı yapılan vurguydu. "Türkiye’de olağanüstü hal altında tutuklu olan ABD vatandaşlarının, konsolosluk personelinin, sivil toplum temsilcilerinin ve gazetecilerin durumuna ilişkin derin kaygılarını" paylaştı ABD tarafı ve "bu davaların şeffaf bir biçimde çözüme kavuşturulmasını talep etti." 

Yıldırım'a karşı yabancı bir konuğa söylenebilecek en sert söylemler, kelimeler kullanıldı. Sadece Amerikan Konsolosluk yetkilileri değil; gazetecilerin, STK üyelerinin tutuklanmalarının, OHAL altında ve şeffaf olmadığı hatırlatıldı.

Ahval'in Amerikan kaynaklarından aldığı bilgiye göre, Türkiye'de bir yılı aşkındır tutuklu bulunan Amerikalı Papaz Andrew Brunson da görüşmede hatırlatıldı. Muhafazakarlığı ve dindarlığı ile bilinen Mike Pence, geçtiğimiz mayıs ayında da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı görüşmede Brunson'ı dile getirdiğini söylemişti. Ne var ki, o zamanda beri, Brunson'ın hakkında Türkiye hükümetini devirmek ve parlemantoyu ortadan kaldırmaya çalışmak suçlamaları getirildi.

Buna karşılık, Başbakanlıktan yapılan açıklamada ise, "YPG terör örgütüne silah verilmesi konusunda duyduğumuz rahatsızlık ve desteğin sona erdirilmesi yönündeki beklentilerimiz hatırlatılmıştır. FETÖ elebaşının tutuklanarak ülkemize iadesi, faaliyetlerinin sonlandırılması talebimiz yinelenmiştir. New York'da görülen ve ilişkilere zarar veren davalardaki sözde delillerin sahte olduğu, yasalara uygun olmayan yöntemlerle toplandığı hatırlatılmıştır" dendi. Amerikan tarafı YPG'den bahsetmezken, Türk tarafının bu vurguyu yapması gözlerden kaçmadı. Mayıs ayında da Erdoğan, Beyaz Saray ziyaretinde YPG'den bahsetmiş, Trump bahsetmemişti.

Türk tarafının Zarrab konusunda ise, halen ABD yargısına hakaret eden sözlerinin devam ettiği görüldü. Zarrab davasının sahte deliller ile yapıldığı iddia edildi açıklamada. Bu, şüphesiz bu dava üzerinde 2010 yılından beri çalışan Amerikan kolluk kuvvetleri, savcıları, soruşturma görevlilerine bir başka hakaret anlamına geliyordu.

Görüldüğü gibi Binali Yıldırım, ne Gülen iadesi, ne Zarrab'ın serbest bırakılması, ne de ABD -YPG ilişkilerinde bir çözüm getirmesi mümkün olmayan bir ziyaret gerçekleştirdi. Üstüne, giderek Türk hükümetine yaklaşan bir başka dava olan Trump'ın Ulusal Güvenlik eski başdanışmanı Mike Flynn davasının da, Flynn'in AKP hükümeti ile ilişkilerinin beklendiğinden daha derin olması ihtimali de, ABD bsınında her geçen gün çıkan yazılarda vurgulanıyor. Yıldırım, bu şartlarda Washington'a geldi ama kendisinin Ankara'da sadece Erdoğan'ın ekibi içinde bir oyuncu olduğunun farkında olarak, oldukça düşük profilli bir ziyareti sonuçlandırdı. 

Binalı Yıldırım Washington'da kapalı ortamlarda konuştu. Türk hükümetinin sözcülüğünü yapan Seta isimli "düşünce kuruluşunun" toplantısına katıldı. AKP hükümetine yakın bir başka kurum tarafından yapılan davette Büyükelçilikte konuştu. Bir Amerikan düşünce kuruluşunda konuşma yapamadı, vizyonunu anlatamadı. Amerikan ana akım medya kurumlarında haber olamadı. Türkiye-ABD ilişkilerini izleyenler dışında gelişinden haberdar olan olmadı. Neden geldiği tam olarak anlaşılamadı. Ne gibi çözüm önerileri getirdiği öğrenilemedi. Bölge ile ilgili şaşırtan bir cümle kurmadı. ABD ilişkileri ile ilgili kayda değer bir cümle söylemedi. Pence ile hangi sorunu halledebileceklerine dair bir açıklama yapamadı. Muhtemelen bütün bunları yapamamasının nedeni, bir tarafta batı eğitimi almamış olması iken, diğer tarafta Saray'dan izin almamış olmasıydı.

Washington'dan sonra ise, New York'a geçti. New York'ta artık Türk yetkililerin adeti haline gelmiş şekilde, Amerikan Yahudi liderlerle görüşecek olan Yıldırım; yatırımcılarla da buluşarak, onları Türkiye'ye yatırım için, olmazsa Varlık Fonu'na borç vermeleri için ikna etmeye çalışacak.

Yıldırım ayrıca New York'da hem Reza Zarrab'ın hem de Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla'nın avukatlarına yakın olacak. Washington'da iki ülke arasındaki ilişkilerdeki sorunları çözmesinin imkansız olduğu açıkça görülen Yıldırım'ın belki de New York gezisi ve burada yapacağı dava görüşmeleri ABD gezisinin asıl ayağı da olabilir. Zarrab'ın davada konuşacağına herkesin inandığı bir dönemde Atilla'nın Halkbank'tan gelen bir yetkili olarak davada ne yapacağı herkesin ilgisini çekiyor. Zira Zarrab Atilla'nın aleyhine döndüğü takdirde Atilla'nın savunmasının çok zorlanacağı, hatta konuşmak zorunda kalacağının pek çok kişi tahmin ediyor.