Müvekkillerinin gözünden Tahir Elçi: Faili meçhullerde yetim kalan bütün çocukların babasıydı

Sur içinde bulunan Dört Ayaklı Minare’nin korunması ve çatışmaların sivil alanlardan uzak tutulması için basın açıklaması yaptıktan sonra öldürülen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin ardından tam üç yıl geçti… Bu yıl onu en yakından tanıyan, onu en yakınında hissedenlerle, müvekkilleriyle Tahir Elçi’yi konuşalım istedik.

Yaşça kendisinden küçük veya büyük fark etmeden ‘Tahir abi’ diye başlıyor sözlerine Elçi’nin müvekkilleri. Kimi müvekkil, avukat olarak değil, ‘Abisi, babası’ olarak gördüğünü söylüyor, kimi ise ‘insanlar ölmesin diye o öldü’ diye yorumluyor katledilmesini.

Kimi de Elçi bugün yaşasaydı, davaların seyrinin çok başka olacağına inanıyor.

Diyarbakır Barosu’nun katledilen başkanı Av. Tahir Elçi Türkiye’deki mahkemelerde adalete ulaşamayan tüm mağdurların savunucusu gibiydi. Özellikle 90’lı yıllarda Avrupa’ya giden hangi dava varsa, dosyasında avukat olarak onun adı yazılıydı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı başvurularda birçok dava kazandı.

Faili meçhul cinayetler, yargısız infazlar, gözaltında işkenceler, mayın patlamaları gibi birçok hak ihlalinde mağdurlar ve aileleri için adalet mücadelesi verdi.

Tahir Elçi’nin en önemli davalarından biri de Roboski’den daha vahim olan Şırnak’ın Kuşkonar ve Koçağılı köylerinin 1994 yılında savaş uçaklarıyla bombalanması davasıydı. Bombalamada 38 kişi hayatını kaybetmiş, evler yıkılıp hayvanlar telef olmuştu. Köylüler, Tahir Elçi’ye başvurdu.

Elçi, yaşam hakkı ihlali gerekçesiyle dava açtı. Savcılık, zaman aşımı nedeniyle, ‘Kovuşturmaya yer yok’ kararı verdi. Elçi ise, 20 yıl boyunca usanmadan gerekli ve yeterli soruşturma yapılmadığını, faillerin kimliklerinin bile tespit edilmediğini ifade ederek, 2006 yılında köylüler adına AİHM’e başvuruda bulundu.

AİHM, 2013 yılında Türkiye’yi, 38 başvurucuya toplam 2 milyon 305 bin Euro manevi, 5 bin 700 Euro maddi tazminat ödemeye mahkûm etti. 30 köylünün ölümü ile ilgili olarak ise askeri savcılık, ‘Menşei belirlenemeyen patlamalar’ olarak değerlendirerek görevsizlik kararı verdi.

Kuşkonar Köyünden Abdullah Bozan, Tahir Elçi’den bahsederken, ‘Çok özlüyorum’ diye sözlerine başlıyor ve onu şöyle anlatıyor:

“Köyümüz bombalanmıştı. O dönemlerde böyle bir davaya girmek kolay değildi. Ama o bizim davayı gönüllü olarak üstlendi. Ve bize sonuna kadar sahip çıktı. Davayı sonuna kadar takip eden biriydi, peşini bırakmıyordu. Dünya güzeli bir insandı. Evet, köylülerimizi kaybettik, ama onun sayesinde maddi manevi destek gördük. O bize güç verdi. Davamızı Avrupa’ya taşıyarak kazandık. Onu şimdi özlüyoruz. O avukat değil, abi gibiydi.”

 

Şırnak’ın İdil ilçesinin eski Belediye Başkanı Resul Sadak, Elçi’nin hakkında açılan 83 dosyaya baktığını ifade ederek, 2002 genel seçimlerinde Şırnak’tan aday olduğunu ancak yüzde 10 barajı nedeniyle seçilemediğini hatırlatıyor. Tahir Elçi’nin yüzde 10 barajını AİHM’e taşıdığını, ancak davanın ret edildiğini söylüyor.

Sadak, Elçi’nin kendi alanında uzman bir hukukçu olduğunu dosyalara bakıp öngörüde bulanabildiğini belirterek şunları anlatıyor:

“Hukuk dilini ustaca kullanan bir avukattı. Çok ikna edici bir dili vardı. İmkânı olmayan birçok öğrencinin dosyasına gönüllü olarak bakıyordu. Parti gözetmeksizin insanı seviyordu. Her ne pahasına olursa olsun o dosyanın takipçisiydi. Avukatı olmasa bile insanlara hukuki danışmanlık yapıyordu.  Kardeşimden öte biriydi.”

Sadak ile röportajımız sürerken, bir an duraksayarak, ‘Tahir Elçi’yi anlatırken nefesim kesiliyor’ cümleleri dökülüyor dilinden, duraksayarak da olsa devam ediyor:

“Onun o büyük cesareti olmasaydı çatışmaların yaşandığı Dört Ayaklı Minare’ye gitmezdi.  Faili meçhul cinayetleri ortaya çıkaran Tahir Elçi’ydi. O 1990’larda da, 2 binli yıllarda da halkın hukukunu savunuyordu.”

 

 

Sadak, Elçi’nin öldürüldüğü haberini araç kullanırken almış ve o anda aracını bir köşeye çekip gözlerinden yaşlar boşalmış. Elçi’nin sık sık tehdit telefonları ve mektupları aldığını da söyleyen Resul Sadak, buna rağmen hiç geri adım atmayı düşünmediğini belirtiyor ve “Tahir herkesin avukatıydı” diyor.

Mustafa Akyol, Cizre’de 1995 tarihinde evinin 150 metre ötesinde faili meçhul cinayetle katledilen Abdurrahman Akyol’un oğlu. Tahir Elçi’den bahsederken, “Kelimelere nasıl dökeyim. Duygularımı nasıl tercüme edebilirim ki” diyerek sözlerine başlıyor ve devam ediyor:

“Çok klişe bir laf olacak ama ‘adam gibi adamdı’ derler ya. Bırakın avukat-müvekkil ilişkisini herkese öz evladıymış gibi davranırdı. Sorunları yakından hisseden biriydi. Tahir Abi, mağdur olan insanların mağduriyetini kendi sıkıntısı gibi görüyordu.”

Akyol, Tahir Elçi’nin sadece Kürtler için değil, Ortadoğu için de bir şans olduğunu ifade ediyor:

“Ona ‘barış elçisi’ ifadesi o kadar yakışıyor ki. Savaştan başka çıkar yol olduğuna da inanıyordu. İnsanlar ölmesin diye mücadele verirken o öldü.  Babamın da öldürüldüğü, Temizöz davasında mağdurlarını avukatlığını üstlenmek cesaretti. O cesaretinin bedelini ödedi.”

Mustafa Akyol, Tahir Elçi ile anılarını şöyle anlatıyor:

“Ne olursa olsun, umudunu yitirme diyordu. Gerçekten çok inançlıydı. Mütevazı, alçakgönüllü bir insandı. Tahir Elçi gibi insanlar kolay kolay yetişmiyor. O hepimizin abisiydi. Bu ülke onun kıymetini anlayamadı. Hiçbir zaman kendini düşünmedi, insanlara nasıl faydalı olabilirim düşüncesiyle yaşadı. Karşılıksız olarak insan için ne yapılır, onu öğretti bana. Yol masrafıma kadar soruyor, sahipsiz bırakmıyordu. Kolay bir insan değildi, ama basit bir mermi ile katledildi.”

Tahir Elçi, Kürtlerin ‘Apê Musa’sı, Musa Anter davasının da avukatıydı. Anter’in oğlu Dicle Anter, ölüm haberini evde aldığını belirterek, “Şok oldum, yere yıkıldım” diyerek sözlerine başlıyor:

“Elçi, faili meçhul cinayetlerle ilgilenen bir avukattı. Diyarbakır Baro başkanı iken davaya müdahil oldu. Musa Anter davası onur davasıydı onun için. Selim Okçuoğlu’nun da katkıları çoktur, ama Tahir ile birlikte başka olabilirdi. Çünkü JİTEM konusunda bilgiliydi. Elçi’nin ölümünden sonra Roboski de yarıda kaldı.”

 

Dicle Anter, Tahir Elçi’nin cesaretini ise şöyle anlatıyor:

“Tahir korkusuzdu. Haksızlığı dile getiren biriydi. Bedelini canıyla ödedi. Kasıtlı ölüm diye düşünüyorum. Tahir Elçi, aydın olmanın gereği olarak kendisinde halkı savunmanın sorumluluğunu hissetti. Bu yüzden cesurdu.  Lafını esirgemeyen biriydi. Hukuku, toplumu, Türkiye’yi tanıyor ve biliyordu.”

Silopi’nin Görümlü beldesinde faili meçhul cinayette babası M. Salih Demirhan’ı kaybeden Nurettin Demirhan, “Tahir Elçi, avukatım değil, sanki abim- babam gibiydi” diye kuruyor ilk cümlelerini:

“Öz abimi kaybetmiş gibi sarsıldım. 1990’lı yıllarda Silopi’de, Cizre’de, Şırnak’ta avukat bulamadım. Tahir abi vekâletimin parasını dahi cebinden ödeyerek ‘dosyaya bakarım’ dedi. Babam öldürüldüğünde 12 yaşındaydım. Tahir abi, faili meçhul cinayetlere uğrayan babaların yetim kalan çocuklarının babası gibiydi.  Hakkı, hukuku arayan insanların yanındaydı. Gerçek bildiğini dobra, dobra söylerdi. Yıllar boyunca davalar için herhangi bir ücret ödemedim. 12 yıl avukatlığımızı yaptı. Yol masrafını dahi kendi cebinden karşılardı. Gözümde gerçek bir insan hakları savunucusuydu. Doğu ve güneydoğunun yetiştirdiği en akıllı en vicdanlı insandı. Ölümü beni eksiltti.”

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.