Tahir Elçi için anma: Beş yıl geçti, 13 saniyelik görüntü kayıp, polisler görevde...

Tarih 28 Kasım, yıl 2015’ti. Diyarbakır Sur’da sokak çatışmaları vardı. Dönemin Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi, Sur'daki Dört Ayaklı Minare’nin önünde basın açıklaması yapıyordu, çatışmaların durmasını, insanların ölmemesini, tarihi yapıların zarar görmemesini dile getiriyordu. 

O esnada silahlar patladı ve Tahir Elçi vurularak öldürüldü. Aradan beş yıl geçti ancak Elçi cinayeti hala aydınlatılamadı.

Cinayetle ilgili dava açıldı ama hem polisler, hem de PKK’liler sanık yapıldı. Olay anıyla ilgili 13 saniyelik görüntüler hala kayıp, olay yerindeki şüpheli polisler ise hala görevlerinin başında. 

Tahir Elçi için Diyarbakır’da bugün anma vardı. İlk olarak Diyarbakır Barosu, Tahir Elçi’nin katledilişinin yıl dönümünde yürüyüş gerçekleştirdi. Baro Başkanı Cihan Aydın, 5 yıldır kalın bir cezasızlık zırhıyla korunan failleri aradıklarını söyledi.

Diyarbakır Adliyesi önünde, aralarında Elçi’in eşi Türkan Elçi, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Berdan Öztürk, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz, Diyarbakır Barosu Başkanı Cihan Aydın ve yöneticileri, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Eşbaşkanı Bünyamin Şeker, İHD, Diyarbakır Tabip Odası, TMMOB ve KESK, Urfa, Van, Şırnak barosundan temsilcilerin bulunduğu çok sayıda kişi bir araya geldi.

Grup, üzerinde Elçi’nin fotoğrafının bulunduğu Kürtçe ve Türkçe “Seni unutmayacağız” yazılı pankart eşliğinde Elçi’nin öldürüldüğü Dört Ayaklı Minare’ye kadar yürüyüş düzenledi. Yürüyüş ve ardından yapılan açıklama esnasında polis yoğunluğu vardı. Alkış eşliğinde yapılan yürüyüşte, “Tahir Elçi ölümsüzdür” ve “hepimiz Tahir Elçi’yiz” lolipopları taşındı. 

Elazığ ve Gazi caddeleri boyunca yapılan yürüyüşün ardından Dört Ayaklı Minare’nin önüne gelen kitle, Ahmet Kaya’nın Diyarbakır Türküsü eşliğinde karşılandı. Açıklama sırasında çevredeki iş makinalarının çalıştırılıp ses çıkarması dikkat çekti. Burada grup adına açıklama yapan Diyarbakır Baro Başkanı Cihan Aydın, şöyle dedi: 

“Beş yıldır kalın bir cezasızlık zırhıyla korunan Tahir Elçi’nin faillerini arıyoruz.  218 hafta boyunca Diyarbakır Adliyesi önündeki adalet arayışımıza, dava açıldıktan sonra ara verdik. Bundan sonra gerçeği arayış çabalarımızı, mahkeme salonlarında sürdürmeye karar verdik. Ancak yapılan ilk duruşma gösterdi ki, soruşturma sürecindeki cezasızlık politikası aynı şekilde mahkemeye de sirayet etmiş durumda. Diyarbakır Barosu, meslektaşlarımızın da destek ve dayanışmasıyla bu cezasızlık politikasına, gerçeği perdeleme çabasına karşı mücadele etmeye devam edecektir. Tahir Elçi’nin aramızdan koparılışından sonra ne değişti derseniz, ‘şark cephesinde değişen bir şey yok.’ Toplum olarak hapsedilmeye çalışıldığımız karanlık, daha da zifirileşti. Bu ülkede artık hiçbir yurttaşın hukuk güvenliği yok. Seksen milyon insan olağan şüpheli, her sabah kırılan ya da çalınan kapılar, gözaltına alınan onlarca kişi haberiyle güne başlamak rutin bir hale geldi. İşkence, yasadışı öldürmeler, kadın cinayetleri, çocuk istismarları, çevre katliamları konusunda yargının sağır edici sessizliğine tanıklık ediyoruz.” 

Kürt meselesinin barışçıl çözümü konusunda Tahir Elçi’nin bıraktığının çok gerisinde olduklarını kaydeden Aydın, şunları söyledi:

“Mesele tümüyle güvenlik bürokrasisine terk edilmiş durumda. Çözümsüzlük politikası, can almaya ve can yakmaya devam ediyor. İfade özgürlüğü ve basın özgürlüğü ağır bir tehdit altında. Binlerce insan sosyal medya ve diğer iletişim araçlarından fikirlerini paylaştıkları için soruşturma ve kovuşturma tehdidi altında. Aynı şekilde meslek etiğine uygun bir şekilde görevlerini yapan onlarca gazeteci hapiste. Hapishaneler; fikirlerinden dolayı tutuklanan siyasetçiler, sivil toplum temsilcileri, gazeteciler için kalıcı bir ikametgaha dönüşmüş durumda.  Her yıl tedavisi yapılmayan onlarca hasta mahpusun cenazeleri çıkıyor cezaevlerinden.”

Açıklamanın ardından grup, Tahir Elçi’nin öldürüldüğü Dört Ayaklı Minare’nin önüne karanfil bıraktı.

Kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi'nin her hafta düzenlediği  "Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” eyleminin 616'ncısı internet üzerinden online gerçekleştirildi. Her hafta bir kayıp öyküsünün hatırlatıldığı eylemin bu haftaki gündemi Tahir Elçi’ydi.

Kayıp yakınları adına Tahir Elçi’nin hayat hikayesini paylaşan İHD Diyarbakır Şubesi Başkanı Abdullah Zeytun, aynı zamanda dernekleri üyesi olan Elçi’nin 1990’lı yıllarda yargısız infaz, faili meçhul ve köy yakma davalarında mağdurların avukatlığını üstlendiğini belirtti. 

Tahir Elçi

Zeytun “Elçi, 1994 yılında 26 kişinin ölümüne neden olan Kuşkonar ve Koçağılı köylerinin bombalanması, Lice Davası, Temizöz Davası, Roboski Katliamı gibi pek davanın avukatlığını yaptı” hatırlatmasında bulundu. 

Zeytun, Tahir Elçi cinayetine ilişkin yürütülen soruşturma süreci ve ilk duruşması 21 Ekim’de görülen dava yargılaması üzerinde de durdu. Zeytun, “Olaya ilişkin Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma 4,5 yıl sonra TMK ile yetkilendirilmiş ihtisas mahkemesi olan Diyarbakır 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesinde kabul edilen iddianame ile davaya dönüşmüştür. Hazırlanan iddianamenin sevk maddesinde Tahir Elçi’nin öldürülmesi olayı hakkında taksirle insan öldürme suçunun oluştuğu değerlendirilmesi yapılmıştır” dedi.

Görülen ilk duruşmaya izleyici kısıtlaması getirilerek kamuoyunun ilgisinin kırılmaya çalışıldığını ifade eden Zeytun, duruşmada söz almak isteyen müşteki ve vekillerin ise salondan çıkarılmak istendiğini kaydetti.

Karşılaşılan bu yaklaşımdan ötürü mahkeme heyetinin adil ve usule uygun yargılama yapamayacağı kanaatinin oluştuğunu söyleyen Zeytun, bunun üzerine aile avukatlarını ‘reddi hakim’ talebinde bulunduğunu belirtti.

Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin 28 Kasım 2015 günü, o dönem çatışmalara sahne olan kentin Sur ilçesindeki Dört Ayaklı Minare önünde açıklama yaptığı sırada öldürülmesinin üzerinden beş koca yıl geçti.

İşlenen bu cinayetle ilgili açılan davanın ilk duruşması geçtiğimiz 21 Ekim’de, Diyarbakır 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Elçi ailesi ve hukukçu meslektaşlarının yanı sıra kamuoyunun tüm sorumluların açığa çıkarılıp, hesap sorulması beklentisi ile gözünü diktiği yargılamaya mahkeme heyetinin uzlaşmaz tutumu damga vurdu. 

Daha ilk duruşmada, yargılama usulüne dair taleplerini dile getirmeleri engellenmeye çalışılan avukatlar, Türkan Elçi’nin da salondan dışarı çıkarılmakla uyarılması üzerine ‘reddi hakim’ talebinde bulundu. Talebin 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nce değerlendirmesine karar veren mahkeme, bir sonraki duruşmayı 3 Mart 2021 tarihine erteledi.

Duruşmada yaşananlar, sanık koltuğunda kolluk birimleri olan benzer davalarda karşılaşıldığı gibi Elçi cinayetinin de “cezasız” bırakılmak istendiği algısı ve kaygısını güçlendirdi. Bu hissiyatı besleyen ise, Elçi’nin hedef haline getirilmesi ve katledilmesi sonrası başlatılan soruşturma sürecinde karşılaşılan skandallar oldu.

Tahir Elçi, 15 Ekim 2015 tarihinde CNN Türk’te katıldığı Ahmet Hakan’ın sunduğu bir programda sarf ettiği sözler sonrası hedef tahtasına konuldu. O programda “PKK terör örgütü değildir” demesi üzerine havuz medyasının kendisine yönelik linç kampanyasının fitilini ateşlediği Elçi hakkında hemen soruşturma başlatılıp, yakalama kararı çıkarıldı. 20 Kasım günü Baro binasında gözaltına alınıp, İstanbul’a götürülen Elçi, Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkarıldı. İfadesi alındıktan sonra adli kontrol ve yurtdışına çıkış yasağı ile serbest bırakılan Elçi hakkında yöneltilen “örgüt propagandası” suçlamasıyla 5 yıla yıla kadar hapis istemi ile iddianame hazırlandı. Yayınına çıktığı TV kanalına ise 700 bin TL para cezası kesildi. Diyarbakır’a dönen Elçi, kentte o dönem yaşanan silahlı çatışmalarda zarar gören Sur ilçesindeki Dört Ayaklı Minare önünde 28 Kasım 2015’te basın açıklaması yaptığı sırada ensesinden giren bir kurşunla katledildi. 

Açıklamayı takip eden basın mensupları, öncesi ve sonrasında yaşananları kamaraları ile kayıt altına alsa da, yaşanan panik havası içerisinde Elçi’nin vurulma anını yakalayamadı. Olay anında kayıtta olan polis kamerasında, cinayetin işlendiği ana ait 13’lik saniye görüntünün kayıp olduğu öne sürüldü. Bu polis kamerasına ait hafıza kartı da bulunamadı. Kuşkuları büyüten ise, aynı sokakta bulunan PTT Şubesi’ne ait 5 no'lu güvenlik kamerası kayıtlarına ait 17 dakikalık görüntü kesintisi bulunması ila bir başka işyerine ait dört kameradan üçü çalışırken, cinayet mahallini gören dördüncü kameranın çalışmaması oldu.

Yine Elçi’nin öldürüldüğü sokakta bulunan 30’u aşkın polisin silahlarına dair kriminal inceleme yapılmadı. Olay yeri incelemesi ise, cinayetten ancak 4 ay sonra yapılabildi. Tespit edilen 83 delilden sadece 43’ü toplanabildi, bunlar arasında Elçi'yi öldüren mermi çekirdeği yoktu.

İşlenen cinayete dair başlatılan soruşturmada dört yıl süre zarfında hiçbir şüpheli yer almadı. Olay anı kayıtlarında Elçi’ye doğru ateş açtıkları görülen üç polis ise ‘tanık’ olarak yer aldı. Ağırdan alınan soruşturma sürecini hızlandıran Diyarbakır Barosu’nun Londra Üniversitesi Gold Smith Koleji bünyesindeki Forensic Architecture'a (Adli Mimarlık) hazırlattığı rapor oldu. Bu raporda cinayetin kamera kayıtlarında ateş ettikleri görülen 3 polisten birinin silahıyla işlendiği tespitinde bulunuldu.

Bu rapor üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 3 polisin bu kez ‘şüpheli’ olarak ifadelerine başvurdu. 3 başsavcı ile 5 savcının değiştiği 4 buçuk yıllık soruşturma sürecinden sonra iddianame 26 Mart 2020’de hazırlanabildi. Sunulduğu 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nce 3 Nisan 2020’de kabul edilen iddianame ile sanık polisler M.S., F T. ile S.T. hakkında “bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermek”ten 2 yıldan 6 yıla kadar hapis isteniyor. 

Hazırlanan bu iddianame, Elçi’nin vurulduğu noktanın 100 metre ötesinde polislerce takip edildikleri taksiden inen Uğur Yakışır ve Mahsum Gürkan’ın açtıkları ateşle polis memurları Ahmet Çiftaslan ve Cengiz Erdur’un yaşamını yitirdiği olayla birleştirildi. Hakkında yakalama kararı çıkarılan dosya sanığı olan Uğur Yakışır’a ilişkin “kasten öldürme, olası kast ile öldürme, 6136 sayılı yasaya muhalefet, devletin birliğini ve ülkenin bütünlüğünü bozma, mala zarar vermek”ten ağırlaştırılmış müebbet hapis talebi söz konusu. 

Elçi ailesi avukatlarından Nahit Eren, öncesi süreçle birlikte Tahir Elçi cinayetini, soruşturma sürecinde karanlıkta bırakılan noktalar, hazırlanan iddianame ile mahkeme yaşananları Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirdi.

Elçi’ye daha sonra “örgüt propagandası yapmak”tan dava açıldığını anımsatan Eren, “Yargı bir şekilde o dönemde oluşan linç kampanyasına taraf oldu, daha doğrusu dahil oldu. Biz bu cinayetin çok yönlü bir cinayet olduğunu belirtiliyoruz. Sadece o güne sığdırılmaması gerektiğini ifade ederek, cinayetin daha geniş bir şekilde ele alınması gerektiği kanaatinde olduklarını” dile getirdi.

Av. Eren, Elçi cinayetinin sadece sanık 3 polis üzerinden yürütülmesine gerektiği de kaydetti. Dosyada şüpheli sıfatıyla yer alan polislerden ikisinin görevlerinden alınmayıp, hala görevlerinin başında olduğunu, diğerinin ise darbe girişiminden sonra açığa alındığına dikkat çeken Eren, yürütülen soruşturma süreci üzerinde durdu.

Eren, işlenen cinayet sonrasında Mardin Kapı Kebapevi’nin olay yerini gören kameraları görüntülerine “arızalı olduğu” gerekçesiyle ulaşılamadığını, yine PTT Şubesi’nin olay mahallini gören 5 No’lu kamerasına ait görüntü kayıtlarında 17 saniyelik, Emniyet Müdürlüğü Foto-Filim Şube ekibinin görüntülerinde ise 13 saniyelik görüntü kesintisi olmasına dikkat çekti.

Tüm bunların olay anına ait kayıtların mevcut olduğu şüphesini güçlendirdiğini ifade eden Eren, şöyle konuştu:

“Yani bu kameralar Dört Ayaklı Minare’ye yönelik kayıt yapan kameralar. Bunların bir tarafa bırakalım, Foto-Film şubesindeki görevli polis memurunun tam da cinayet anına denk gelecek kısma yönelik video kaydındaki 13 saniyelik kesintiyi nereye koyacağız. Şimdi bu şahıs aslında orada olay mahallinden çekim yapan biri. Kendi beyanlarına göre, o an için yere eğildiğini ve kayıttan çıktığını söylüyor. Bunun tespiti mümkün değil mi? Mümkün. Silindi mi yoksa o an gerçekten kayıt mı yapılmadı, bunlar tespit edilebilen hususlar. Biz o dönemde soruşturma aşamasında talepte bulunduk; söz konusu kaydın orijinaliyle Adli Tıp’a gitmesi durumda, Adli Tıp, kesinti mi yoksa gerçekten çekimden mi çıktığını tespit edebilirdi. Ama maalesef kolluk bütün yazışmalara rağmen o kaydın orijinalinin, yani asli kaydın, ellerinde olmadığını söyledi. Tabi kopyası üzerinden Adli Tıp Kurumu o tespiti yapamayacağını bize iletti. Şimdi bunların hepsini yan yana koyduğumuz zaman, işlenen cinayetin kim tarafından, nasıl icra edildiğini aslında bize gösteren olgular. Video kaydında kesintiler gerçekten kasıtlı yapılmışsa -ki biz bu kanaatteyiz- aslında cinayetin faili belli. Ama bir şekilde saklanıyor, korunmaya çalışılıyor.”

Av. Eren, böylesi bir soruşturma süreci akabinde hazırlanan iddianamenin de kendileri açısından kabul edilecek içerikte olmadığını ifade etti. Eren, iddianameye dair şunları söyledi:

“Çok vasat hazırlanmış bir iddianameydi. İddianame gerçek anlamda cinayetin bütün yönleriyle ortaya çıkaracak nitelikte bir iddianame değildi. Tahir Elçi cinayetine giden yolu çok iyi biliyoruz. Tahir Elçi’nin özellikle bir şekilde çıkmış olduğu bir TV programında sarf etmiş olduğu sözler üzerinden gelişen bir süreç söz konusuydu. Tahir Elçi’nin iktidara yakın basın tarafından ne şekilde hedefe oturtulduğu, almış olduğu ölüm tehditleri, herkesin malumuydu. Ama nedense soruşturma aşamasında o süreçler hiçbir şekilde irdelenmedi. Diyarbakır Barosu soruşturmanın ilk aşamasından itibaren etkin bir soruşturma yürütülmesi için ciddi çalışmalar icra etti. Düşünün 3-4 yıl boyunca dosyada tek bir şüpheli yoktu. Bugün hakkında iddianame düzenlenen polis memurları da görevlerinin başında, görevlerini idame ettiriyorlar. Hiçbir şekilde açığa alınmadılar. Dosyaya şüpheli olarak yansıtılmadılar. Hatta tanık olarak ifadeye davet edilmiştiler.” 

Avukat Gamze Yalçın, Diyarbakır Barosu'nda soruşturmayı takip etmek için kurulan komisyonda görev yapıyor. Yalçın'a göre, ihmaller zinciri olay yerinde inceleme yapılamaması ve delillerin toplanmaması ile başladı. 83 parça delilin çoğunun toplanamadığını belirten Yalçın, Elçi'yi vuran mermi bulunsaydı büyük aşama kaydedilebileceğini düşünüyor.

DW Türkçe'ye konuşan Yalçın, "Üç kez olay yeri incelemesine gidilmek istendi, güvenli olmadığı gerekçesiyle geri dönüldü. Güvenlik sağlansaydı deliller toplanabilirdi. Belki Tahir Elçi'yi vuran mermiyi de bulmuş olurduk" diyor.

Cinayetin karanlıkta kalan noktalarından biri kamera görüntüleriydi. Çünkü onlarca kamera olmasına rağmen vurulma anı görüntüsü bulunamadı. Ayrıca polis kamerası kaydında Elçi'nin vurulma anına denk gelen 13 saniye, PTT güvenlik kamerasında da 17 dakika kesinti yapıldığı tespit edildi. Dosyadaki belgeyi inceleyen avukatlar, ardışık şekilde numaralandırılan görüntülerin bir kısmının silindiğini belirledi.

Dosyanın en önemli delili kabul edilen bir lokantaya ait güvenlik kamera görüntüsü ise bugüne kadar açılamadı. Elçi'nin durduğu noktayı gören bu kameranın açılmaması şüpheleri artırdı. Bu görüntünün en önemli delil olduğunu belirten Yalçın, "Elçi'nin vurulduğu alanı gören tek kamera buydu. İç mekânı gören üç kamera çalışırken, dış mekânı gören kamera mavi ekran olarak karşımıza çıktı. Bu da deliller mi karartılıyor, delillerde oynama mı yapılıyor şüphesini doğurdu" değerlendirmesini yapıyor.

Elçi'nin vurulduğu yerde olay yeri incelemesi dört ay sonra yapılabildi. Hazırlanan raporda Elçi'yi vuran atışın nereden ve kimden geldiğinin tespitinin tıbben ve fiziken mümkün olmadığı belirtildi. Ancak, raporu hazırlayan heyetin içinde fizik uzmanı olmadığı ortaya çıktı.

Olaydan sonra İçişleri Bakanlığı, araştırma için Mülkiye Başmüfettişi görevlendirdi. Müfettiş raporu ise halen avukatlara verilmedi. Savcılık, her talep edildiğinde raporun kendilerine ulaşmadığını bildirdi. Bunun üzerine durum bakanlığa bildirildi. Bakanlık, raporun savcılığa ulaştığına dair kargonun barkot bilgisini avukatlara iletti. Savcılık buna rağmen raporun kendilerinde olmadığını bildirdi. Halen rapora ulaşamadıklarını söyleyen Gamze Yalçın, "Raporun savcılığa kadar izini sürdük ama sonrası yok" diyor.​​​​

Olaydaki en karanlık nokta ise iki PKK’linin bindiği taksinin, istihbarat ekiplerince sekiz kilometre takip edilip, risksiz noktada durdurulması mümkünken Elçi'nin bulunduğu sokağın başına kadar gelmeleri.

Yolda birçok güvenlik kamerasına takılan takipte, istihbaratçılar iki PKK’liyi yakın mesafeden izliyor. Aracın durdurulduğu nokta itibariyle ilk kaçılacak, en yakın sokağın Elçi'nin açıklama yaptığı sokak olduğunu belirten Yalçın, "Emniyet, Diyarbakır Barosu'nun basın açıklaması yaptığını biliyor. O kişilerin oraya kadar gelmesine müsaade edilmesi bile başka bir ihmal" diyor.

PKK’lileri taşıyan aracın Sur'a girdiğine dair polislerin telsiz konuşmaları olduğunu kaydeden Yalçın, ilginç bir noktaya dikkat çekiyor. Polislerin telsizde "uzun hattan görüşelim" dediğini belirten Yalçın, "Uzun hattan ne konuştular bilmiyoruz. 'Arabayı alırsanız iyi olacak, kontrol ederseniz iyi olacak' şeklinde anons yapılıyor. Oysa ihbar tutanağında iki gün önce eylem yapan şahsın takibinin yapıldığı yazıyor. Bunlar çok çelişkili şeyler. Orada basın açıklaması yapıldığı, Elçi'ye yoğun tehdit olduğu biliniyor. Bunlar Tahir Elçi'nin yaşam hakkına yönelik ihmaller silsilesi" ifadelerini kullanıyor.

Tanınmış hukukçunun ölüm yıl dönümü nedeniyle bir mesaj yayınlayan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Tahir Elçi, davanın etkili bir şekilde ilerlemesini istedi. 

Ali Babacan sosyal medya hesabından yaptığı "Ömrünü insan hakları mücadelesine adamış değerli hukukçu Tahir Elçi’yi vefatının beşinci senesinde saygıyla anıyorum.Bu vesileyle Elçi’nin öldürülmesiyle ilgili açılan davanın etkili bir şekilde ilerlemesini ve sorumluların açığa çıkartılmasını temenni ediyorum” ifadelerini kullandı. 

Diyarbakır Barosu, Sur İlçesi’ndeki tarihi Dört Ayaklı Minare önünde basın açıklaması yaptığı sırada öldürülen Başkanları Tahir Elçi ölüm yıldönümünde çeşitli etkinliklerle anılacak. 

Kardeş Türküler, Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki Dört Ayaklı Minare’nin tahrip edilmesine ilişkin 28 Kasım 2015’te düzenlediği basın açıklamasının ardından öldürülen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi için bir şarkı besteledi. Grup bestelediği Hewar adlı Kürtçe parçayı sosyal medya hesaplarından "Tahir Elçi için, Faili 'belli' kayıplarımız için. Unutmayacaklarımız için. Hepimiz için bir ağıt, bir çığlık, Hewar" notu ile paylaştı. İlgi gören şarkı sosyal medyada kısa sürede yayıldı.  

Şarkının Diyarbakır'ın Sur ilçesinden görüntüler de içeren videosu da gazeteci Ümit Kıvanç tarafından hazırlandı. 

Sözleri ve müziği Türkan Elçi 'ye ait olan Hewar şarkısının sözleri ise şöyle: "Yağmur yağar göğsün sis ve buluttur/ Heyhat (imdat) / Kapalı gözler kar altınoda fersiz/ Heyhat (imdat)/ Evlerin önündeki topluluk çok sessiz/ Heyhat (imdat)/ Karlar yağdı dağ başına, şubattır/ Heyhat (imdat)