Kas 28 2018

Tahir Elçi, JİTEM, MGK ve Özel Kuvvetler Komutanlığı hakkında neler söylemişti?

İnsan hakları avukatı Tahir Elçi'nin öldürülüşünün ve cinayetin aydınlatılmamasının üzerinden üç yıl geçti.

Kamera kayıtlarına rağmen katil ya da katiller bir türlü bulunamadı. Tam da bu nedenden ötürü Elçi'nin kim tarafından hangi amaçla öldürüldüğü konusu bir soru işareti olmaya devam ediyor.

28 Kasım tarihli Artıgerçek'teki yazısını Elçi cinayetine ayıran İnci Hekimoğlu, Elçi ile 2009 yılında Taraf Gazetesi için yaptığı bir röportajı alıntıladı ve Elçi'nin devletin 'derin' yanına nasıl hassasiyetle temas ettiğini hatırlattı.

Elçi'nin, "Bu yapı çok korunaklı. Jandarma gibi, güvenlik bürokrasisi gibi son derece ulaşılmaz bir yerden geliyorlar" sözlerini hatırlatan Hekimoğlu, o günleri, "AKP’nin hukuk devleti vaat ettiği, Ergenekon davasının açıldığı, Gladio yapılanmasının temizleneceğini söylediği günlerdi henüz" sözleriyle anlattı. 

Kürtler'in bu vaatlere inanıp, Kürt illerindeki yargısız infazların ve faili meçhullerin ortaya çıkarılması için savcılıklara dilekçe yağdırdığını anımsatan Hekimoğlu, Elçi'nin ise, gidişata dair sarf ettiği, "Özel Kuvvetler Komutanlığı’na, MGK’ya dokunulmadan bu mümkün değil" sözlerine dikkat çekti.

Elçi'yi, "JİTEM’in, Levent Ersöz’ün, Cemal Temizöz’ün, Mete Sayar’ın karşısına dikilip adalet için savaşmış yürekli adam" olarak niteleyen Hekimoğlu, Taraf'ta 2009 yılında yayımlanan röportajı köşesine taşıyarak o günden bugüne Elçi'yi ölüme götüren sürecin bir resmini çıkardı:

"Bazıları hâlâ ‘Ergenekon soruşturmasını bekleyen en büyük tehlike JİTEM’dir’ diye yazıyor. Çünkü biliyorlar ki 'Muvazzaf Devlet’ buna izin vermeyecek. O zaman da iktidarın samimiyeti kuşku doğuruyor.'

“Bu yapı çok korunaklı. Jandarma gibi, güvenlik bürokrasisi gibi son derece ulaşılmaz bir yerden geliyorlar. 1990’larda oluşturulmuş bu yapı, itirafçılar, sivil unsurlar, sivil haber elemanları, korucu ağaları halen bölgede aktif. Halen çoğu jandarma içinde resmi bir pozisyona sahiptir. Yani bunların hâlâ askerî personel olduklarına dair elimizde belgeler var."

Elçi'nin, 'devrimizde bir tek faili meçhul yoktur' diyenlerin iktidarında ensesinden vurulduğuna değinen Hekimoğlu, "Aradan koskoca üç yıl geçti ama hâlâ dosyayla ilgili tek bir somut adım atılmış değil. Nedeni belli. Elçi’nin polis kurşunuyla vurulduğuna ilişkin şüphe kalmamış durumda" yorumunu yaptı.

Hekimoğlu yazısını şöyle sürdürdü:

"Diyarbakır Barosu eski Başkanı Mehmet Emin Aktar arkadaşı, meslektaşı Tahir Elçi’nin polisler tarafından vurulduğunu hukukçu kimliğiyle net olarak ifade ediyor.

'Yalnız sizin medyadan gördüğünüz kamera kayıtları değil, onlarca MOBESE, güvenlik şube, istihbarat şube, çevredeki güvenlik kameraları kare kare incelendi. Görgü tanıklarının ifadeleri de dahil hepsi birbirine paraleldi. Kesin olan Tahir Elçi’nin, olay günü iki militanla yaşanan çatışmadan sonra vurulduğudur. Militanlar geçip gittikten sonra vuruluyor. Kurşunların geliş yönü de, o sırada polislerden başka ateş eden kimsenin olmayışı da net olarak görüntülerden tespit ediliyor. Biz de Tahir’in polisler tarafından öldürülmüş olduğunu biliyoruz, savcı da.'

‘Neden Tahir Elçi’ sorusuna Aktar’ın verdiği yanıt ise, yeni rejimin son üç yılda çok daha iyi kavradığımız niteliğiyle bir kez daha yüzleştiriyor.

'Hendekler kazılmış, çatışmalı bir ortam var. Devlet bir operasyona hazırlanıyor. Barışçı bir isme yönelik suikast aradığı meşru zemini yaratabilir. Yalnız kendi kamuoyu açısından değil, özellikle de Kürt kamuoyu açısından.'

Aktar hukuken Elçi dosyasında ilerleme sağlayabilmek için yapabilecek bir şey kalmadığını söylüyor ve ekliyor:

'Bu konjonktürde siyasi irade istemediği sürece hiç bir yargı mensubu bu dosyanın aydınlatılması için çaba sarf etmeyecek, dava açmayacak.'

Meselenin özeti bu."

Cinayetin üstünün örtüleceğini dile getiren Hekimoğlu, Taraf'taki röportajı da köşesinde yayımladı:

Avukat Tahir Elçi, JİTEM’de faaliyet gösteren infaz ve sorgu timlerinin hâlâ askerî personel olarak varlığını sürdürdüğünü söylüyor. Elçi’ye göre, ‘Muvazzaf Devlet’, JİTEM’in Ergenekon’a dahil edilmesine izin vermez.

* JİTEM’in Ergenekon davasına dahil edilmesini sakıncalı bulanlar var. Aynı görüşte misiniz?

Evet. Bazıları hâlâ “Ergenekon soruşturmasını bekleyen en büyük tehlike JİTEM’dir” diye yazıyor. Çünkü biliyorlar ki “Muvazzaf Devlet” buna izin vermeyecek. O zaman da iktidarın samimiyeti kuşku doğuruyor.

* Siz o dönemin tanığısınız aynı zamanda. Levent Ersöz adı sizde nasıl bir karşılık buluyor?

Levent Ersöz, Şırnak’ta İl Jandarma Alay Komutanı’yken, gerçek anlamda bir korku tapınağı oluşturmuştu.

Düşünün her 10 km’de bir konuşlanmış arama noktalarında insanlar gözaltına alınıyor, arabalara bombalar konuyor, komplolar yapılıyordu. Devlet yanlısı köy korucularını gözaltına alıyorlardı. Osman Demir bile Ersöz ekibi tarafından gözaltına alınıp tutuklandı.

Bir insan hakları savunucusu olarak onun da avukatlığını üstlendim. Örgüte yardım ve yataklıkla suçlanınca çok sarsıldı. ‘Yıllarca ben devlete çalıştım, beni getirdikleri hale bak’ dedi. Çok yaşlıydı, dışarı çıkar çıkmaz da ağır bir hastalık geçirdi ve öldü.

* Ersöz’ün JİTEM’e ilişkin faaliyetleri Ergenekon’a dahil edilmedi henüz...

Ergenekon, sadece AKP’ye yönelik darbe girişiminde bulunmuş bir yapı değil. Bu yapı bir bütün olarak, Özel Harp Dairesi’yle başlayan, Özel Kuvvetler Komutanlığı ile devam eden, JİTEM’le ortaya çıkan bir mekanizmadır.

Gladio denen yapı budur işte. Bu aygıt Türkiye’de 1980 sonrası Kürt sorununa bağlı güvenlik bahanesiyle başka bir konseptle yola devam etti. Özellikle Kürt toplumuna karşı çok ağır suçlar işledi. Bakın, JİTEM Gruplar Komutanı Arif Doğan, bölgede ‘ünlü’ Ersöz aynı zamanda darbe girişiminden de sanık. Yani bunların ideolojik alt yapıları da aynı.

Dolayısıyla Ergenekon’un sadece iktidara yönelik suçlarla yargılanması kalıcı sonuçlar doğurmaz. Yerel savcılar yetersiz, bu işin üstesinden gelemiyor. Ergenekon soruşturması bir fırsat.

* Bu yetersizliği örnekleyebilir misiniz?

Diyarbakır’da süren, kamuoyunun JİTEM davası olarak bildiği dava ilginç bir örnektir. 1999 yılında bazı öldürme olayları nedeniyle İdil Cumhuriyet Savcısı bir görevsizlik fezlekesi düzenliyor. Burada açıkça bir örgütten söz ediyor.

Ülke genelinde, Gruplar Komutanlıkları ve Tim Komutanlıkları şeklinde örgütlenmiş, ülke genelinde yaygın eylemler yapan, içinde jandarma istihbarat görevlileri, itirafçılar, korucular ve haber elemanlarından oluşan bir çeteyi tarif ediyor. Bu dosya Diyarbakır’a geliyor.

DGM Savcısı, Genelkurmay Başkanı’na soru gönderiyor. Dönemin Asayiş Kolordu Komutanı Hikmet Köksal, Cem Ersever, Arif Doğan gibi isimlerin nerelerde görev yaptığını soruyor. Genelkurmay’dan şöyle bir yanıt geliyor: “Bu suçlar askerî suçlardır. Zaten bir sorun varsa Genelkurmay gerekeni yapacaktır.” Savcılar da ikna olmamış olacaklar ki, bu kez Ankara DGM Başsavcılığı’nı aracı kılıyorlar. DGM Başsavcılığı yeniden soruyor. Bu kez Genelkurmay Başkanlığı tehditvari bir cevap veriyor:

“Biz (önceki yazıyı işaret ederek) zaten gereken yanıtı vermiştik. Bir daha sorulmasına anlam veremedik”. Ve arkasından gerçekten hukuk tarihine geçecek bir olay yaşanıyor. Savcı yasal sürece uymuyor, dosya “yokmuş” gibi davranıyor.

* Bu yapı bölgede hâlâ varlığını sürdürüyor mu?

Bu yapı çok korunaklı. Jandarma gibi, güvenlik bürokrasisi gibi son derece ulaşılmaz bir yerden geliyorlar. 1990’larda oluşturulmuş bu yapı, itirafçılar, sivil unsurlar, sivil haber elemanları, korucu ağaları halen bölgede aktif. Halen çoğu jandarma içinde resmi bir pozisyona sahiptir. Yani bunların hâlâ askerî personel olduklarına dair elimizde belgeler var.

* JİTEM ekibi deyince nasıl bir fotoğraf oluşuyor sizde?

İtirafçılar ve jandarma subaylarından oluşan, Renault marka beyaz Toros arabalarla gezen, günde en az, Cizre ve Silopi’de olduğu gibi on yerde görünen, günde en az on kere ilçe jandarma komutanlığına girip çıkan, gözaltındakileri ya da çeşitli evrakları götürüp, getiren bir ekip.

Bunlar 1994-95-96’da bölgede herkesin tanıdığı insanlardı. Cizre İlçe Jandarma Komutanı Cemal Temizöz’ün komutasında bir tim oluşturulmuştu. Bir ölüm mangasıydı bu.

Bu timde Temizöz dışında, Abdülhakim Güven, Adem Yakın, isimlerine ulaşamadığımız jandarma istihbarat subayları var. O tarihlerde Cizre Jandarma Komutanlığı istihbarat biriminde kimler görev yapıyordu, bunlar çok açık. Savcılar bunu soruştursa, bir günde çıkarırlar.

* Cesur davranan savcı örneğiniz yok mu hiç?

Var. Savcı İlhan Cihaner, JİTEM dosyası bağlamında, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif İşleri Genel Müdürlüğü’ne beş sayfalık bir rapor yazıyor. Savcı Diyarbakır, Midyat, İdil, Cizre, Nusaybin hattına dikkat çekiyor, çeteyi tanımlıyor, yapılması gerekenleri de sayıyor. Peki, genel müdür kim? Ali Suat Ertosun. Şimdiki görevi ne? Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu üyesi. Bütün hâkim ve savcıların kaderi elinde. Hangi savcı ya da hâkim kendini güvende hissedecektir. Adalet Bakanlığı’na rapor konusunda ne yaptığının sorulması lazım.

* Niye Şırnak, JİTEM’in en faal olduğu yer oldu?

Çünkü orayı stratejik önemde görüyorlardı. Suriye-Türkiye-Irak üçgeni içinde. Habur Sınır Kapısı orada. Buradan büyük bir rant sağlanıyor. Turkish Petroleum Company denen, aslında çok karanlık bir ekonomik şirket vardı.

Hatta Türkiye’deki hukuk dışı örgütler çok uzun zaman buradan beslendi. Bununla ilgili çok veri de çıktı ortaya. Tamamen JİTEM’in kontrolünde bir şirketti. Habur’da Gümrük Müdürü olan Ali Balkan Mete’nin daha sonra Cem Ersever’le yakın ilişki içinde olduğu ortaya çıktı.

Bu anlamda Habur gümrüğünden sağlanan rant ve Turkish Petroleum Company denen şirketin yıllarca kaçak petrolü piyasaya ve yurt dışına satarak kazandığı parayla bir sürü karanlık şeyin çevrilmesi sağlandı.

* JİTEM 1990’dan önce yok muydu?

Vardı. Bu konuda Aygan da yanlış tarih veriyor. Bu yapı 1990’dan çok önce vardı. İlk faaliyetler Mardin ve Silopi’de başlamıştı. Ersever, Silopi JİTEM Tim Komutanı’ydı. Köylerde kelle avcılığı yapıyorlardı.

* Sizce Abdülkadir Aygan her şeyi anlatıyor mu?

Aygan gerçeğin çok azını söylüyor. Murat Aslan örneği gösterdi ki Aygan’ın açıklamaları doğru. Aygan’ı doğrulayan bir başka olayı daha söyleyeyim. İlk defa bu bilgiyi sizinle paylaşıyorum. Aygan’ın tam da anlattığı o yerde, Siverek sınırları içinde Karpuzcu köyüne yakın bir kum ocağında yakılmış iki ceset bulundu.

Acayip şekilde kaskatı kesildikleri, elleri ayakları çarpıldığı için insana benzemiyorlar. Köylüler korkuyor. Cin olduğunu zannedip, hurafeler yayıyorlar. Resmi makamlara haber gidiyor. Araştırma sonucu Cizre’den gözaltına alınan İzzettin Acet ve şoförü Mehmet Emin Kaynar olduğu anlaşılıyor. Halen dosya Siverek savcısının önünde.

* Aygan’ın birçok şeyi söylememesinin nedeni ne sizce?

Bence Aygan korkuyor. Haklı kendine göre. Hâlâ derin devletin damarına basmak istemiyor. Hâlâ “İsveç’te de olsam, tahammül sınırlarını aşarsam, beni burada da bulurlar” diye düşünüyor. Ama Aygan bu saatten sonra daha fazla, daha açık, daha net konuşmalı. Zaten geri dönüşü yok. Bildiklerini açıklamaması daha büyük tehlike.

‘KAYIP İMAMI’ METE SAYAR SÖYLEDİ AMA

* Bu dokunulmaz isimlerle uğraşırken korkmadınız mı?

Tabii ki korktum. Ama insan kendini yapmak zorunda hissediyor. Bu sorumluluktan kaçamıyorsun. Silopi’de 93’te avukatlık yapıyordum. Silopi’de köyün imamı dahil beş kişiyi gündüz gözüyle köyün içinde arka arkaya bağlayıp gezdiriyorlar, sonra da jandarma karakoluna götürüyorlar.

Ve bir daha haber alınamıyor. Köylüler Mete Sayar’ın huzuruna çıkıyorlar bir şekilde.

“Sizin köyünüzün imamı Hıristiyan çıktı” deniyor.

Daha sonra Sayar bir röportajda “Bu PKK’lılar Ermeni. Geçen gün bir köyün imamını çatışmada ele geçirdik, boynunda haç vardı” dedi.

Bir tek savcı da çıkıp, Sayar’a, “Kimden söz ediyorsun, boynunda haç olan imamı nereye gömdünüz?” demedi.

1993’te de, 2004’te de suç duyurusunda bulundum.

“Görümlü’de o tarihte böyle bir tabur yokmuş” dendi. Sonra tabur bulundu. Meğer 1994’de güvenlik nedeniyle yine aynı isimle ama beş-altı km aşağıdaki Silopi Jandarma Komutanlığı’na yerleşmiş. Yine de Mete Sayar’ın ifadesini isteyen olmadı.

‘VALLAHİ ÖLDÜRECEĞİM’

* Bazıları komplo yapmak üzere özel olarak mı seçiliyordu?

Evet. Cizreli Mehmet Dilsiz vardı. HADEP İlçe Başkanı. Sırf ilçe başkanlığını açtı diye evine uyuşturucu atıldı ve ceza aldı. Mesela Serdar Tanış. Silopi gibi bir ilçede DEHAP’ı kurmaya çalıştı diye korkunç bir terör estirildi.

Babası Şuayip Tanış benimle sürekli irtibatlıydı. Serdar Tanış tehdit nedeniyle Silopi’yi terk etmişti. Ersöz babasına ‘gelsin benimle görüşsün’ diye haber yolluyordu. Sonunda Şuayip Tanış, Cizre köprüsünde bir istihbarat subayı tarafından alınıp Şırnak Jandarma Alay Komutanı’nın makamına çıkarılıyor. Orada Ersöz bizzat ölümle tehdit ediyor.

Aynen şu cümleleri söylüyor: “Bak Şuayip Tanış, Serdar Tanış Şırnak topraklarına ayak basmasın. Şayet ayak basarsa vallahi öldüreceğim, vallahi öldüreceğim, vallahi öldüreceğim!’ Bunu tam üç kez tekrarlıyor.

Bu son uyarıydı. Yani Ersöz, Şırnak’ta tam bir tiran, tam bir zulüm komutanı gibiydi. Ersöz çok kısa bir süre sonra Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Daire Başkanı oldu. Silopi Kayıpları nedeniyle başvurumuz üzerine bir soruşturma başlatıldı.

Levent Ersöz, şüpheli değil ifade sahibi sıfatıyla çağrıldı. Başsavcıya kendi makam arabasıyla geldi, savcının odasında misafir edildi.

18 Şubat 2009

Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz