Figen Gunes
Kas 27 2017

Tahir Elçi'nin kayıp 12 Saniyesi

Hançepek mahallesinin çocukları için, Diyarbakır'daki Dört Ayaklı Minare çocukluklarının sınır çizgisi gibiydi. Minare yüksekliğiyle çocukları kucaklar, üzerinde yer aldığı dar arnavut kaldırımlı sokak kentin en işlek caddelerinden birine açılırdı.

Bölgedeki çocuklara minarenin ötesine geçerlerse geri dönmeleri, yoksa büyüyemeyip kısa kalacakları söylenirdi. Hançepek'teki mahallenin kültürü kendi ritüelleri ile çocuklar dahil herkesi oraya ait hissettirirdi.

Çocukken minarenin altından geçtiğinde aynı daracık yoldan geri dönmezse kısa kalacağına inanlardan biri de avukat Servet Özen'di. Meslektaşı olan, vurulup öldüğü güne kadar Diyarbakır Barosu Başkanlığı yapan Tahir Elçi ile birlikte PKK ve Türk devleti arasındaki çatışmalardan kenti ve sivilleri korumak için sokağa geri dönmüştü.

Bu hafta Tahir Elçi'nin öldürülmesinin ikinci yıl dönümü. Elçi'nin Sur'da vurularak öldürülmesinden sonra bölge bir daha asla aynı olmadı; evlerin terasında beslenen güvercinler kaçtı ve kent savaşının devam etmesiyle halk yerinden edildi.

Birçok meslektaşı ve arkadaşı, Elçi'nin öldürülmesini, Sur ve dolayısıyla Diyarbakır'ın geleceği için bir dönüm noktası olarak görüyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye'nin güneydoğusundaki hak ihlallerinin avukatlığını yapan Elçi, bölge halkına göre Sur'un güvercinlerini de ölümüyle yanında götürdü. Artık Sur'un Hançepek mahallesi birkaç tarihi yapı haricinde dümdüz edilmiş durumda.

dört ayaklı minare

Bölgedeki pek çok sivil toplum aktörünün aksine Elçi, iki güç odağı olan devlet ve PKK arasına sıkışmadı. Hayatının en son gününde dahi, devlet ve PKK'nin silahlı saldırılarının şehir merkezinden çıkarılması için çağrı yapıyordu.

Demirhan
Elçi'nin yakın arkadaşı Baki Demirhan

Öldürüldüğü günkü basın açıklamasında Elçi'ye mikrofonu tutan, yakın arkadaşı Baki Demirhan'a göre: 'Diyarbakır'ın Silvan ilçesinde hendekler kazılmaya başlandığında, Elçi  PKK ve devlet arasındaki görüşmelerde arabuluculuk yapıyordu. Böylece orada hendekler çok ilerlemeden durduruldu. Eğer Elçi sağ olsaydı, şehir merkezindeki savaş ve yıkım çok daha az olurdu.

Onun öldürülmesinin ardından yeni bir konsept başladı, gece gündüz devam eden sokağa çıkma yasakları getirildi ve sivil ölümleri arttı. Güneydoğudaki kentler yıkıma uğradı. Tahir bunu öngördüğü için PKK ve devleti kentte savaşmamaya çağırıyordu.

Onun ölümünün ardından her gün, daha kötü olamaz diyorduk ama gittikçe daha da kötüleşti. Bence Tahir, Sur'u ve Sur'un güvercinlerini beraberinde götürdü, onlar aynı anda hayatlarını kaybettiler. Vurulmasıyla da Kürt entellektüellerinin susturulması amaçlandı' diye ekliyor Demirhan.

1993'te Diyarbakır hapishanesinde PKK üyelerinin davalarına baktıkları için Elçi ile birlikte işkenceden geçen Demirhan o günleri böyle anlatıyor: 'Hepimiz işkence gördük ama Elçi, Türk polisinin elinde daha ağır işkenceler gördü. Ölümünden kısa bir süre sonra, bir Diyarbakır savcısının hazırladığı iddianamede Elçi'ye terörist dendi. Ona terörist diyenler onu öldürenlerle aynı zihniyette.'

Özer
Tahir Elçi'nin ilk avukatı Mustafa Özer...

Elçi'nin ilk avukatı,  henüz Dicle Üniversitesi'nde hukuk öğrencisi olduğu yıllarda parmaklıklar ardında onunla tanışan, Diyarbakır Barosu eski Başkanı Mustafa Özer'di.

Kendisi de arabasının havaya uçurulduğu bir suikastten kurtulan Özer, sivilleri savunduğu için işkence gören ve ölüm tehditleri alan Elçi ile çok defa ona moral vermek için konuşmalar yapmıştı.

'Sıklıkla işbirliği yapardık. Kardeş gibiydik. Hak ihlalleri savunuculuğunda farklı zamanlardı. Devlet şiddetine maruz kalmış sivillerin sorumluluğunu alıyorduk. Diyarbakır Barosu'nun korkusuz avukatları, Diyarbakır Hapishanesi'nde işkence ve diğer uygulamaları araştırıyorlardı. Ama artık, basın açıklamalarında otosansür uygulayan baronun işleri halkı tatmin etmiyor. Baro'nun sorunlara yaklaşımı son iki yılda çok değişti' diye ekliyor.

Diyarbakır Barosu, tarihsel anlamda birçok zor davayı araştırdığı için devlet savcıları üzerinde baskı yaratıyordu. 1980'deki askeri darbede Baro’dan bazı muhalif üyelerini azletmesi istenmiş, fakat baro bu isteği yerine getirmemişti. 2000'lerin başında, baro çok sayıda yeni üye ile kurumsal bir kimliğe kavuşurken, kendi soruşturma komisyonlarıyla sağlam bir yapıya dönüştü. Bugünse Diyarbakır genelinde 1,200 üyesi var.

Gümüş
Diyarbakır Barosu eski Başkanı Fethi Gümüş

Diyarbakır Barosu eski Başkanlarından biri de 1990-94 yılları arasında görev yapan Fethi Gümüş. Türkiye'nin farklı zamanlarını görüp geçirmiş bir avukat olan Gümüş, 'Devlet geçmiş dönemlerde kendini farklı formlarda gösterdi.

1980'lerin askeri darbe döneminde iktidara eleştiride bulunanlar tutuklanıyordu. 1990'larda faili meçhul cinayetler olağan hale gelmişti. Bugünse hapishaneler yeniden ağzına kadar dolu. Ve bugün yeni bir girişim olarak, ekonomik saldırıların sonucunda muhalif sesler, toplu halde işlerini kaybettiler. Devlet her 10 yılda bir taktiklerini değiştiriyor' diyor.

Tahir Elçi, Türk televizyonundaki, PKK'nin terör örgütü olmadığı yönündeki açıklamalarının ardından çok sayıda ölüm tehdidi aldı. 'Ölüm tehditleri yüzünden kalp spazmı geçirdi' diyen en yakın arkadaşı Demirhan, onun nasıl kendisine içini döktüğünü anlatıyor:

Elçi, kalp ameliyatı için Ankara'daki hastaneye giderken, uçağın penceresine doğru eğilerek bulutlara bakıp çocukken çok sevdiği pamuk şekeri hatırladı. Hayatın ne kadar güzel olduğunu hissetti. Bu ölüme en yaklaştığı zamandı ama sıradan bir ölümün kendisi için uygun bir son olmadığını düşündü.

Tahir Elçi, sıklıkla yastığında uyurken ölecek biri olmadığını söylerdi. Onun faili meçhul cinayeti, meslektaş ve arkadaşlarını, neler olduğunu anlamak için saatlerce izledikleri güvenlik kamerası ve gazetecilerin görüntüleriyle baş başa bıraktı.

Cinayet gününde, alanda 28 polis memuru vardı ve altı polis, kaçan iki PKK üyesine doğru ateş ettiklerini kabul etti, Ancak şu ana kadar, polis memurları şüpheli sıfatıyla dinlenmedi. Diyarbakır Barosu kapsamlı bir soruşturma yapılmasını talep etmesine rağmen yerel savcılar dava açmadı.

Tahir Elçi

Her cuma Elçi'nin meslektaşları, Diyarbakır Adliyesi önünde oturup cinayetin aydınlatılmasını talep ediyor. Buradaki çabalarının tükenmesinin ardından meslektaşları, Elçi'yi vuranların kim olduğunun belirlenebilmesi adına, aralarında seslerin de olduğu tüm delilleri biraraya getirerek üç boyutlu hale getirilmesi için Londra'daki Goldsmith Üniversitesi'nin araştırma birimi Forensic Mimarlık Merkezi'ne (Forensic Architecture Center) gönderdi.

Girasun
Tahir Elçi'nin iş ortaklarından Neşet Girasun

Ancak ölüm anının kaydedildiği videolarda 12 saniyenin kayıp olduğuna inanılıyor. Çok sayıda meslektaşı günler boyunca videoları izlediler. Onlardan biri olan Elçi'nin iş ortağı Neşet Girasun bunun siyasi bir cinayet olduğunu ve bugüne kadar cinayetin çözülmesi için hiçbir ilerleme kaydedilmediğini söylüyor.

Elçi'nin döneminde Diyarbakır'daki sivil toplum örgütleri (STK) baronun liderliği altındaydı. Bu STK'lardan birinin başkanı olan Reha Ruhavioğlu 'Onu kaybettikten sonra yetim kaldık ve kaybının yükünü nasıl taşıyacağımızı bilmezken umudumuzu da kaybettik' dedi.

STK liderleri, halk, Elçi'nin meslektaşları ve ailesi, Diyarbakır'da, bu hafta aralarında belgesel galasının da olduğu bir hafta sürecek etkinliklere katılacaklar. Olağanüstü Hal şartlarının daha sert olduğu Diyarbakır'da, yürüyüş izni alınması zor olduğundan İstanbul'da bir anma yürüyüşü organize edilecek.