İki inşaat işçisinden tarih bilinci edinmek...

Londra’daki King’s College İngiltere’nin üçüncü en eski üniversitesi olmasıyla övünür. Bir diğer özelliği ülkesindeki üniversiteler sıralamasında ilk 10’a girmesidir. Her alanda üst düzey insanlar yetiştirmesiyle de ünlüdür King’s College.

Onu konu olarak seçmemin sebebi biraz garip, ama yine de anlatayım: 

Üniversitede tamirat yapılmakta, bu sebeple koridorlarında sürekli ustalar koşuşturmaktadır. Öyle bir gün hocalardan birinin kapısı çalınır, içeriye inşaat işçisi oldukları her hallerinden anlaşılan iki kişi girer. Hoca elden geçirilme sırasının kendi odasına geldiği düşüncesiyle biraz tedirgin olur. “Yok, yok” der iki usta ve dertlerini hemen anlatırlar.

Hocanın odasının kapısında ismi ve altında da ‘Bizans Tarihi Profesörü’ ibaresi yazılıdır. İnşaat işçisi o iki kişi, Bizans’ın okutulacak ne gibi bir tarihi bulunduğunu merak etmişlerdir. Biri “Türkiye’yi mi okutuyorsunuz?” diye de sorar. 

‘Bizans’ Türkçe’de olduğu gibi dünyanın bütün dillerinde de ayak oyunları, dessaslık, karanlık ilişkiler gibi anlamları yansıtmak amacıyla kullanılan bir sözcüktür; belli ki, ustalar Bizans’ı öncelikle bu anlamıyla algılamış, sonra da düşününce İstanbul ve Türkiye ilişkisi de kurmuştur. İşte o kadar. Merakları onları odanın sahibine “Ne okutuyorsunuz?” sorusunu yöneltmeye sevk etmiştir.

Prof. Judith Herrin iki ustayı oturtur ve onlara Bizans’ın tarihini özet olarak aktarır. Konukları anlatılanları kavradıktan sonra, kalkarken, “Neden bunları yazmıyorsunuz?” diye sorarlar…

Tabii Bizans ve tarihiyle ilgili onlarca belki yüzlerce bilimsel kitap vardır; ancak Prof. Herrin iki inşaat işçisinin ne demek istediklerini anlar; onlar kendilerinin de anlayabileceği şekilde yazılmış bir tarih kitabı istemektedirler.

‘Bizans: Bir Ortaçağ İmparatorluğu’nun Sürpriz Hayatı’ (Byzantium: The Suprising Life of A Medieval Empire) kitabı Judith Herrin imzasıyla beş yıl sonra kitapçı vitrinlerinde yerini alır.

Önce Roma İmparatorluğu dönemini merak etmiş ve konuyla ilgili kitaplarda yolculuğa çıkmıştım. İlginç bir serüvendir Roma İmparatorluğu’nun tarihi. Dünyanın bu ilk ve belki de günümüze kadar en geniş alanı işgal etmiş en büyük imparatorluğu herbiri değişik özelliklere sahip yöneticilerin elinde sınırlar aşırı bir büyük askeri varlığa dönüşmüştür. Merkez Roma olsa da hakimiyeti bizim coğrafyamıza kadar uzanmıştır.

Herbiri ‘Sezar’ diye de anılan imparatorların hayatını okurken günümüzde değişik ülkelerin yönetimlerinde onların karakter izlerini keşfetmek bana keyif vermiştir.

Bizans, bilindiği gibi, ‘Doğu Roma’ adıyla da anılır. Arada yakınlarda kaybettiğimiz tarihçimiz Prof. Halil İnalcık’ın ‘Tarihe Düşülen Notlar’ adıyla iki cilt halinde toplanmış değişik dönemlerde yayınladığı makaleleri ve bilimsel toplantılarda yaptığı konuşmalarından oluşan kitabında, hocanın Bizans’la ilgili tespitleriyle karşılaşınca, Roma’dan sonra sıranın ona geldiği kanaatiyle, adı beni çağıran Prof. Herrin’in kitabını okumaya başladım. Daha kitabın girişinde anlattığı iki inşaat işçisiyle görüşmesini de önemsedim.

Prof. Herrin hem tarihçi, hem arkeolog. Ülkemizde de bazı arkeoloji çalışmalarına katılmış. İstanbul’daki Kalenderhane Camii onlardan biri. Tabii o çalışmayı yürütürken esas ilgi alanı olan Bizans’ı ve İmparator Konstantin’in kenti İstanbul’un tarihine dönük araştırmalarını da sürdürmüş.

Yaşadığımız kentin Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilene kadarki tarihini neden merak etmeyiz ki?

Halil İnalcık 2011 yılında Ankara’da düzenlenen bir bilimsel toplantıya sunduğu tebliğinde, açıkça, tarihimizin yanlış yazıldığını birkaç kez vurguluyor. “Osmanlı tarihi” diyor İnalcık, “Bir bakıma Bitinya’dan Çanakkale Boğazı’na, İstanbul Boğazı’na ve İstanbul’a hakim olmak için yapılan mücadelenin tarihidir.” Osmanlı devleti kurulur kurulmaz gözler Boğazlar’a çevrilmiştir. “Boğazlar o devirde Bizans için Karadeniz’deki kolonileri dolayısıyla çok önemlidir” diyen Prof. İnalcık, fethe kadar geçen sürede Osmanlı-Bizans takışmalarını ayrıntılı biçimde anlatıyor. Sonra da şu tespitini paylaşıyor:

“Fakat Boğazlar’ı geçiş ve Avrupa’da yerleşmeyle ilgili gelişmeler maalesef tarihimizde ‘bir mehtaplı gecede, kırk gazi, bir sala binmişler, ilk defa bir Bizans kalesini almışlar ve Trakya’yı, oradan da Avrupa’yı fethetmişler’ şeklinde gülünç masallar ve hurafelerle yer almış durumdadır.”

Gerçekten de öyledir.

Aynı konuşmada Prof. İnalcık, Türkiye ile Rusya arasındaki Boğazlar eksenli çelişkiye de işaret etmek ihtiyacı duyar. Konuşmasını “Bugün Türkiye stratejik bakımdan Osmanlı’nın sahip olduğu imtiyazlı durumdan çok uzaktadır” tespitiyle bitirir (s. 131).

Roma İmparatorluğu hakkında fazla bilgimiz yok. Bizans hakkında da bilgimiz o iki İngiliz inşaat işçisinden pek farklı değil. Dahası, Osmanlıtarihi hakkında bildiklerimiz de yanlış.

Galiba siyasi hayatımız bu yüzden pek parlak değil.


Bu yazı, Fehmi Koru'nun kişisel blogundan alınmıştır.