Turhan Kayaoğlu
Mar 01 2019

Vikingler, Konstantinopel, Malazgirt

Vikingler daha sekizinci yüzyılda Konstantinopel’e gelmişler. Onlar bu şehire Miklagård (büyük şehir) diyorlardı. Kendi baş şehirleri Birka’da yaklaşık bin kişi yaşarken Konstantinopel’in nüfusu yüz bini aşıyordu. İskandinavlar büyük şehir nedir, bilmiyordu.

Konstantinopel’in nasıl göründüğünü tasavvur etmekte güçlük çekseler de bu şehrin akıl almaz büyüklüğü ve görkemine ilişkin söylenceler onlarda baştan çıkarıcı bir duygu yaratıyordu. Justinyanus’un 537’de açılışını yaptığı Aya Sofya, düş sınırlarını aşacak bir ihtişama sahipti.

Konstantinopel’in sakinlerinin dünyanın merkezinde yaşadığına, Bizans imparatorunun Tanrı’nın elçisi ve yeryüzündeki bütün kralların efendisi olduğuna inanılıyordu.

400’lerde Dinyeper’in kıyılarında ilk yerleşmesi yapılan ancak şehir olarak 700’lerde Hazarlar tarafından kurulan Kiev, İskandinavya ile Konstantinopel arasındaki en önemli ticaret merkeziydi. Şehirde Hazarlarla birlikte Slavlar, İskandinavlar ve Macarlar yaşıyordu. Moskova 750 yıl sonra tarih sahnesine çıkacaktı.

Vikingler Konstantinopel’e ilk kez 830’larda ticari ilişkiler kurmak ve Hıristiyanlık denen bu yeni dinle ilgili bilgi edinmek için gelirler.
Bir kısım Vikingler Konstantinopel’de Theofilos’un (829–842) ve III. Mikael’in (842–867) zamanında paralı asker olarak da ortaya çıkarlar. Bunlara Yunancada “barangio-yeminli” teriminden gelen Väringar (ya da varjager) denilmektedir. Bu sözcük zamanla imparatoru sadakatle hizmet etmek için yemin eden kuzeyli bütün “barbarları” için kullanıldı.

Ancak Bizans belgelerine göre Vikinglerin 860’da Konstantinopel’e hiç de barşçıl niyetlerle gelmediği anlaşılıyor. Patrik Fotios, Vikinglerin o yıl Konstantinopel yakınlarına yaptığı saldırıyı anlatıyor: “Aman Tanrım... Diğer barbarların talan saldırılarına benzemiyor bu. Saldırının aniliği ve inanılmaz çabukluğu, barbar kabilenin insanlık dışı niteliği... bu darbenin bizi gökyüzünden düşen bir yıldırım gibi vurduğunu açıklıyor”.

Bundan sonraki elli yıl içinde bir barış dönemi yaşanıyor.Bu dönemde Vikinglerin Bizans ordusundaki sayısının arttığı görülüyor. 902’de imparator VI. Leo’nun Girit’i Araplardan almak üzere gönderdiği orduda 700 kadar Viking vardır.

İmparator II. Basileios (976-1025) 980’lerin sonunda Bulgarlara yenilir. Bunu fırsat bilen iki komutanı 988’de ona karşı ayaklanır. Basileios Kiev’den büyük hükümdar Vladimir’in gönderdiği dört bin civarında Viking ve diğer paralı askerlerin yardımıyla ayaklanmayı bastırır.

Aslında Vladimir çok önceden dinlerle ilgil bilgi edinmek için adamlarını görevlendirmiştir. Konstantinopel’e gönderdiği elçi Aya Sofya’daki bir dini törenden sonra raporunda şöyle yazmıştır: “Yeryüzünde mi yoksa gökyüzünde miyiz, anlayamadık. Tanrının insanların arasında olduğu böylesine bir yücelik ve güzelliğin dünyada eşi benzeri yok”. Vladimir bu rapordan sonra bütün tebasıyla birlikte Ortodoksluğa geçmeye karar vermiştir.

İmparator yardımına teşekkür olarak kızkardeşi Anna’yı Vladimir’le evlendirir. Ama Ortodoksluğa geçmek şartıyla.Vladimir’in canına minnet!

Basileios saray entrikalarının çok olduğu Bizans’ta kolayca taraf değiştiren kendi askerlerine güvenmemektedir. Bu yüzden onun zamanında ilk kez düzenli bir Väring Birliği (Vikingler, Slavlar, Peçenekler) kurulur. Vikingler kalkanları, çift ağızlı baltaları ve kılıçlarıyla en dehşet saçan savaşçılardır. İmparatora bir köpeğin sadakatiyle bağlıdırlar.

Bundan sonra Vikinglerin Bizans’ın doğuda, batıda ve güneyde yaptığı birçok savaşa katıldığını görüyoruz. Basileios 999’da Suriye’deki Homs şehrini ele geçirdiğinde Vikingler ön safta çarpışmıştı.

Basileios 1016’de Bulgarlar karşısında büyük bir zafer kazandığında savaş ganimetlerinin üçte birini Vikinglere dağıtır. Elit bir grubun bu cömertlikte ödüllendirildiği tarihte görülmemiş bir şeydir.

Vikingler 1021’de Gürcülere karşı Erzurum’da kazanılan zaferde yine ön plandadırlar. II. Basileios’un ölümünden sonra önce kardeşi Konstantin, sonra da onun kızı Zoé kocası III. Romanos’la birlikte 1028’de tahta çıktılar. 

Parfüm ve gençlik iksiri delisi, erkek düşkünü, müthiş dindar ve aynı zamanda müthiş müsrif olan Zoé devlet yönetiminden pek anlamaz ama entrikacılıkta pek mahirdir. Hayatından beş imparator gelip geçmiş ama o hep ayakta kalmıştır.

Zoé’nin zamanında Norveçli Viking Harald Hårdråde büyük bir üne kavuşur. Harald 1034’de 500 adamıyla birlikte Konstantinopel’e gelir. Önce Bizans donanmasında Ege’deki Arap korsanlara karşı savaşır. Daha sonra Abbasilere çarpışıp birçok şehri ele geçirir. 1038’de Sicilya’ya gönderilen orduda yer alır. Çok geçmeden bir isyanı bastırmak üzere Bulgaristan’a gönderilir.

Zoé’nin ikinci kocası IV. Mikael Harald’ı Vikinglerden oluşan muhafız alayının başına getirir. Harald artık olayların merkezindedir. Ancak onu çekemeyen ünlü komutan Maniakes’in bir iftirasıyla hapise atılır. Viking destanları bunun asıl nedenini Harald’ın Zoé’nin aşkına karşılık vermemesi şeklinde anlatırlar.

Hastalanan IV. Mikael aralık 1041’de ölmeden önce Zoé’ye yeğenini tahta geçirmesini vasiyet eder. V. Mikael olarak tahta geçen bu içten pazarlıklı genç yeğen çok geçmeden “imparatoriçem, velinimetim” diye göklere çıkardığı Zoé’yi sudan gerekçelerle hain ilan eder, kafasını kazıtarak Büyükada’daki manastıra sürgüne gönderir.

Ne ki, halk ve devlet erkanı Mikael’e güvenmemektedir. Zoé’yi geri isterler. 1 Nisan 1042’de ordu ve halk ayaklanır, saray basılır. V. Mikael Stoudion manastırına (İmrahor cami) saklanır. O karmaşada Harald’ı hapisten kurtaran Vikingler tarafından yakalanır. Adet üzerine gözleri oyulacaktır, sonra da hadım edilecektir. Harald bu işi zevkle yapar.

Zoé ve kızkardeşi Teodora birlikte tahta çıkarlar. Yanlarında Harald ve adamları dizilmiştir. Taç töreninde imparatorların durduğu platform davetlilerin bulunduğu yerden daha yüksekteydi. Burada bulunan bir mekanik düzenek onların iktidarını daha da güçlendiren bir etki yaratıyordu. Bu düzenekle imparator tahtı yavaşça yukarıya kaldırılıyordu. Salonda bulunan mekanik aslanlar korkunç bir şekilde kükrüyor ve bronzdan yapılmış bir ağacın üzerindeki mekanik kuşlar coşkuyla ötüyordu. O çağda gelişmiş bir teknoloji olmadığı için bütün bu gösteriler izleyenlerde büyüleyici bir etki bırakıyordu.

Şimdi Vikingler imparatorluğun en güvendiği güç haline gelmişti. İmparatorun verdiği davetlerde ve çalışma odasını kapısında onun kişisel korumaları olarak nöbet tutuyorlardı. Askeri seferlerde gecelenen yerlerde şehrin anahtarları onlara teslim ediliyordu.

İki ay sonra Zoé Konstantin Monomakos (IX. Konstantin 1042-1055) ile evlenir. Harald bu yeni imparatorun en gözde adamıdır.

Vikingler IX. Konstantin zamanında yapılan savaşlarda da çarpışmaya devam ettiler. 1050’de Tuna’nın güneylerine doğru saldıran Peçenekler, Vikinglerin sayesinde geri püskürtüldü.

Bizans’ı doğudan tehdit eden Selçuklularla 1054’de Bayburt’ta tutuşulan savaşta Vikinglerin yardımıyla Tuğrul Bey büyük bir yenilgiye uğratıldı.

Daha sonra “büyük felaket” gelir: Malazgirt savaşı! Zoé 1050’de Konstantin 1055’de ölmüştür. 1067’ye gelindiğinde X. Konstantin’de ölür. İmparatoriçe Eudokia orduda çok popüler olan Kapadokya’nın sahibi güçlü general Romanos Diogenes’le evlenir.

Romanos 1068’de Tuğrul Bey’in oğlu Alp Arslan’ı Pamukkale yakınlarında Vikingler ve Normandiyalıların yardımıyla yenilgiye uğratır. Ancak Kayseri’deki savaşta büyük bir bozguna uğrar.

Romanos 1071’de birkaç yıldır süren isyanları bastırmak üzere Vikinglerin de bulunduğu ordusunu İtalya’ya gönderir. Brindisi ve Bari’deki savaş kaybedilir ve İtalya Bizans’tan temelli kopar.

Bizans ordusunun yokluğundan yararlanan Selçuklular Anadolu’da ilerlemektedir. Romanos onları durdurmak üzere Vikingler, Slavlar, Normandiyalılar, Bulgarlar, Ermenilerden oluşan ordunun başına geçerek Selçukluları Malazgirt’te karşılar. Ordusunun nerdeyse tamamı yok edilir, kendisi de esir düşer. Vikinglerden çok azı sağ kalır.

1071 dünya tarihindeki dönüm noktalarından biri oldu. Bizans batıda İtalya’yı ve birkaç saat içinde Anadolu’daki topraklarının dörtte üçünü kaybetti. Daha önemlisi: ilk kez bir Bizans imparatoru Müslümanlara esir düşmüştür. Bu utanç verici yenilgi İmparatorlukta büyük bir psikolojik travmaya ve iç çatışmalara yol açar.

Alp Arslan Romanos’la elli yıllık bir barış anlaşması imzalar ve onu iki milyon altın karşılığında serbest bırakarak adamlarının refakatinde Konstantinopel’e yollar. Bu süre içinde Eudokias oğlu VII. Mikael’i imparator ilan etmiştir.

Romanos’un yaşadığı ve yolda olduğu öğrenilince sarayda kaos yaşanır. Bu durumda Viking muhafız alayının tutumu tayin edici olacaktır. Pek sevmedikleri halde imparatora bağlılık yemini etmiş olan Vikingler VII. Mikael tarafından ikna edilirler ve onun arkasında dururlar.

Romanos’un üzerine gönderilen ordu onu esir alıp Konstantinopel’e götürür. Adet üzerine gözlerine mil çekilir ve Peleponnes açıklarındaki Proti adasına sürgüne gönderilir.

Vikingleri daha sonra Haçlıların karşısında görüyoruz. Antakya’yı ele geçiren Haçlı komutanı Reynald de Châtillon Ermenilerle anlaşarak 1159’da Bizans’ın elindeki Kıbrıs’a saldırır. Vikinglerin bulunduğu Bizans ordusu karşısında yenilgiye uğrar, Vikingler tarafından imparator I. Manuel’in önünde emekleyerek diz çökmeye zorlanır.

Konstantinopel’in vahşice talan edildiği Dördüncü Haçlı Seferi’nde (1202-1204) Vikingler şehri savunanlar arasındadır. Edirnekapı’daki Blakhernai Sarayı çevresinde çift ağızlı baltalarıyla imparatoru korumuşlardır.

Peki, muhafız alayı komutanı Harald Hårdråde”nin akıbeti ne oldu? IX. Konstantin imparator olunca (1042) Harald ülkesine dönmek ister. Ancak imparator izin vermez. Harald kararlıdır. Bir gece adamlarıyla birlikte Haliç’te iki tekneye atlarlar. Donanma ve tersaneler Haliç’te bulunmaktadır.

Haliç’in ki yakası arasında gerili zincir giriş çıkışları engellemektedir. Tekneler zincire yaklaştığında adamların çoğu kıç tarafa koşarak teknenin burnunun havaya kalkmasını sağlarlar. Tekne zincirin üzerine geldiğinde bu kez koşup ön tarafa ağırlığı verirler. Böylece zinciri geçerler (Bu işin riskli olduğunu düşünmüş olmalı ki, Fatih 400 yıl sonra tekneleri karadan aşırtacaktır).

Harald önceden muhafaza etmesi için Kiev kralına görülmemiş büyüklükte olan servetini gönderir. Savaş ganimetlerinden ve her imparator değişiminde yapılan yağmalardan oluşan göz kamaştırıcı bir hazinedir bu.

Sonra Kiev’e gelen Harald kral Jaroslav’ın kızı Ellisiv ile evlenir. 1043 baharında karısıyla birlikte Norveç’e geçer. Burada kral olan yeğeniyle birlikte ülkeyi yönetir. 1066’da İngiltere’de Stamford Bridge’deki savaşta gırtlağına saplanan bir okla anında ölür.

Vikinglerin Konstantinopel’de bıraktıkları bir izi Aya Sofya’da görmek mümkün. Güney galeride ikinci katın mermer korkuluğunda Vikinglerden kalma bir “grafiti” de “Halvdan buradaydı” yazar. Aynı korkulukta başka bir Vikingin kazıdığı grafitide ise “bunu yazan Are” ifadesi görülür.

Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer!