Şub 21 2018

'Efendi hazretleri'nden 'kimsin lan sen!'e: Tarikatlar

Eskiden perde gerisinde sürdürülen tarikatlar içi ve arası güç mücadeleleri şimdilerde ortaya saçılmış vaziyette.

Tarikat ve cemaat şeyhlerinin birbirine hakaret ettiği, 'kimsin ulan sen!' diye seslendiği ve birbirini aşağıladığı sosyal medya videoları hayli revaçta. 

Ortada bir rant yarışı, güç mücadelesi ve birbirlerine karşı bir nefret besledikleri açık.

Son olarak İsmailağa Cemaati'nden Cübbeli Ahmet ile Halveti Dergahı Şeyhi Fatih Nurullah arasında kavga çıkmış, birbirlerine videolar aracılığıyla hakaret etmişlerdi.

Hürriyet Gazetesi yazarı Taha Akyol da bu durumdan duyduğu huzursuzluğu anlattığı yazısında, "Tarikat ve cemaatler dünyasındaki güç kavgalarını, rant yarışını, birbirlerine karşı öfke patlamalarını derin bir hüzünle izliyorum" diyor.

"Elini öptürüp cennete adam gönderenler, cehennemden koruyan kefen satanlar bile çıktı" sözleriyle tarikat ve cemaatlerin din sömürüsünde geldikleri noktaya dikkat çeken Akyol, cübbe giyip, sarık saran ve yanına da üç beş adam alan herkesin tarikat şeyhi olduğu bir döneme gelindiğine dikkat çekiyor.

Akyol yazısını şöyle sürdürüyor:

Kazım Karabekir, Doğu köylerinde “Şeyh efendi hazretleri”nin ayaklarını yıkadığı suyu içerek şifa arayanlardan bahseder, elbette derin bir üzüntüyle.

Tabii o zaman doktor ve ilaç yokluğu, korkunç sefalet, yol ve mektep olmamasından dolayı başka türlü bir hayatı tanıyamamak ve imkânlarına ulaşamamak gibi esaslı sosyolojik sebepler vardı. Bu yüzden yasaklar sadece büsbütün içe kapanmaya yol açmıştı.

Çağımızda ise hızlı şehirleşme ve yarım eğitim gibi faktörler kırsaldan kente gelen nesillerde dayanışma, büyük bir kişiye, hele de “keramet sahibi” birine bağlanma, bir “mahalle”ye ait olma gibi ihtiyaçlar yaratıyor, cemaatleşmeyi güçlendiriyor."

Tarikatların mafyavari yöntemlere yöneldiği uyarılarına da dikkat çeken Akyol, ilahiyatçı Musafa Öztürk'ün, "Sonuçta her bir cemaatin müntesipleri mutlak sadakatle bağlandıkları fanilerin bir kez olsun yanılabileceğini kabullenmemeye sanki ant içmişlerdir. Cemaat tezgâhından geçen insanların mankurtlaşması işte böyle bir şeydir" sözlerine atıfta bulunuyor.

Akyol değerlendirmelerine şöyle devam ediyor:

"Halbuki İslam kelamında “yanılmazlık” reddedilir. Tabii hazır reçete yoktur. Çözüm “yasaklama”da değil, “denetim”, özellikle “mali denetim” ve “eğitim”de aranmalıdır. Zira denetlenmeyen her güç yozlaşır.

Genel kültürümüzde ve din eğitiminde “yanılmazlık” ve “körü körüne bağlanma” kültleri eleştirilmeli, “irade sahibi insan”yetiştirmeye özel önem verilmelidir."