Oca 29 2018

Bakliyat ithalatının nedeni anlaşıldı: Ekecek toprak yüzde 65 azaldı

Toplam 26 ülkeden et ithalatı yaparak dünyada ilk 10’a giren Türkiye geçen yıl bakliyat ithalatını da serbest bırakarak tarımda bir adım daha dışa bağımlı hale geldi. Bir dönem dünyanın en büyük üreticileri arasında yer alan Türkiye’nin ithalata neden başladığı ise anlaşıldı. Son 25 yıl içinde bakliyat ekimine uygun arazi yüzde 65 azaldı, üretim ise yüzde 41 düştü. 

Tarım Ürünleri Hububat, Bakliyat İşleme ve Paketleme Sanayicileri Derneği (PAKDER) Başkanı İsmet Aral, "1990'da 20 milyon dekar olan bakliyat ekim alanı yüzde 65 azalarak 24 yıl sonra bugün 7 milyon dekara gerilemiştir, üretim ise yüzde 41 oranında düşmüştür" dedi.

PAKDER Başkanı İsmet Aral, bakliyat sektörünün geçmişten günümüze geldiği son durumu değerlendirerek, sektörün talep ve ihtiyaçlarını sıraladı. Milli proje olan 'Havza Modeli'nin bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğini vurgulayan Aral, "Bu model, bakliyat üretim artışına ivme kazandırmak açısından önemli bir fırsat. Sektörümüzü ilgilendiren en önemli konu üretimdir, bunun altını çizmek istiyorum. Yapılacak çalışmalar, kendine yeterlilik ve ihtiyacımız olan ihracat artışını getirecektir" diye konuştu.

2017'yi ürün ürün inceleyen ve son durumu aktaran Aral, "Bakliyat-pirinç iç pazar sektör büyüklüğü 2017 yılı sonunda yaklaşık; 5 milyar lira bakliyat ve 3 milyar lirada pirinç olmak üzere toplamda 8 milyar lira büyüklüğe ulaşacak. 2017 yılı nohut üretim rakamları düşüş göstermiştir. Bunun nedeni iklim ve hava şartlarının kurak geçmesi ve bunun sonucu tanelerde büyüme veriminin az oluşmasına sebep olmuştur. Daha çok iri nohut üretimi azalmıştır. Fasulye de üretimi geçen seneden daha az değildir. Kırmızı mercimekte üretim artmıştır. Yeşil mercimekte ise maalesef üretim artışı sağlanamamaktadır, Kanada'dan ithalat devam etmektedir" ifadelerini kullandı.

Bakliyat üretimini yıllık 2 milyon tona çıkarmak gerektiğini vurgulayan Aral, "Yıllar itibarı ile üretimi gerileyen bakliyata önem vermemiz ve üretimi yıllık 2 milyon tonlara çıkmamız gerekiyor. Ülkemiz bakliyat üretimi ve ihracatı 1990'lı yılların başlarında en üst düzeyine ulaşmıştı diyebiliriz. O yıllarda 750 bin ton ihracat gerçekleştirildi. Bugünkü cari fiyatlar ile yaklaşık 750 milyon dolar değerinde. O yıllardaki üretim ve ihracat yapımız devam edebilseydi bugün bakliyat ihracatımızda 750 milyon doları konuşuyor olabilirdik" dedi

Bakliyat üretimindeki düşüşe dikkat çeken Aral, şunları söyledi:

"1990'da 20 milyon dekar olan bakliyat ekim alanı yüzde 65 azalarak 24 yıl sonra bugün 7 milyon dekara gerilemiştir, üretimi ise yüzde 41 oranında düşmüştür. Üretim düşüşündeki birinci etken, 1994 yılında Toprak Mahsulleri Ofisi'nin (TMO) bakliyat alım desteğini kesilmesidir. Daha sonra bakliyat üretimi maalesef yıllar itibarı ile azalma eğilimine gitmiştir. İkinci etken ise; Kanada ve ABD bakliyat üretimine 1990'lı yıllardan sonra çok önem verdiler. Alt yapı tohum ve toprak yapılarını hazırlayarak özellikle Kanada devleti yeşil mercimekte dünyanın bir numaralı üreticisi olmayı başardı ve yüksek verim sonucu maliyet fiyatlarının bizlerden daha ucuz olması ile piyasada söz sahibi oldu."

Havza Bazlı Destekleme Modeli'nin bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğini dile getiren Aral, "Milli tarım politikamız olarak açıklanan Havza Bazlı Destekleme Modeli'nin hayata geçirilmesini bekliyoruz, vakit kaybetmeden düğmeye basılması gerekiyor. Bunun ile birlikte verimli tohum desteği verilerek çiftçilerimizin yönlendirilmesi gerekmektedir. Bu konu çok önem arz etmektedir. Milli projemizi her yönü ile destekliyoruz" dedi.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın her yıl ürün desteğini açıkladığını ve bu yılda ürün desteğini artırmasını talep ettiklerini söyleyen Aral, "2017 yılı desteği kilogramda 30 kuruş olmuştu. 2018'de bu desteğin arttırılması beklemekteyiz. Diğer taraftan, devletimizin alternatif destek imkanları ile üretimin cazip hale getirilmesi sektör için hayati öneme sahip" diye konuştu.

Bakliyat sektöründeki en büyük sıkıntının gerekli marjları oluşturamaması olduğuna dikkat çeken Aral, "Pazarlama kanallarında bakliyat maalesef gerekli katma değerini sağlayamamaktadır, karsız iş yapılmaktadır. Sektörün en büyük sıkıntısı gerekli marjları oluşturamamasıdır. Rekabet, pazarlamanın son noktasına kadar çok ağır şekilde devam ediyor" ifadelerini kullandı.

İnsan sağlığı açısından baklagillerin üst düzey ürünler olduğunu vurgulayan Aral, "Bakliyat ürünleri sadece beslenme öğünlerimizin içindeki bir gıda maddesi değil. Bakliyat proteinden, içerdiği liflerden, vitaminlerden, minerallerden, çeşitlilikten ve bir besinden daha fazlasıdır. Biz bu ürüne ve bireye özel faydalarına inanıyoruz. Tüm bu parametreler bakliyatı proteinden daha fazlası yapıyor. Bir gün gelecek, her öğünümüzün içerisinde mutlaka bir bakliyat ürünleri olacak. Bakliyat gıdanın geleceğidir" dedi.

Türkiye'nin değişen iklim şartlarına göre toprak yapısını gözeterek üretim planlaması yapması gerektiğini vurgulayan Aral, "Dünya nüfus artış hızı, küresel ısınmaya bağlı iklim değişiklikleri, ekilebilir tarım arazilerin azalması gibi ana faktörler nedeni ile, dünyanın gıda konusunda arz talep dengesizliği yaşama ihtimalin büyük bir risk olabileceği, bugünden görülmektedir. Bu süreçte ülkemiz değişen iklim şartlarına göre, toprak yapısını gözeterek üretim planlaması yapması gerekmektedir. Dünyamız; 2050 yılında 9 buçuk milyar kişi sayısına ulaşacak, bu rakama ulaşırken gıda talebi en az yüzde 50 artmış olacak. Tarım ve gıdanın gelecekteki önemi konusunda daha güzel bir istatistik olduğunu zannetmiyorum" diye konuştu.