Deniz Öz
May 27 2019

Türkiye’ye iade edilen zararlı ürünleri biz mi yiyoruz?

Meyve ve sebze fiyatlarının yüksekliği vatandaşın geçimini zorlaştırırken, soframıza giren bu ürünlerin zehirli olup olmadığı halk sağlığı açısından tehlike barındırıyor.

Türkiye’den Avrupa’ya veya Rusya’ya giden ihraç ürünü meyve ve sebzeler sağlık standartlarına uymadığı gerekçesiyle iade ediliyor. İhraç edilen ürünlerin iadesi ise sıkça yaşanan bir durum haline geldi.

Son olarak geçen hafta Rusya, 39,5 ton domatesi ve 21 ton çileği üzerinde “zararlı tarım haşeresi” bulunduğu gerekçesiyle Türkiye’ye iade etti. Yine bu hafta 22 ton çilek aynı gerekçeyle geri gönderildi. Yaklaşık iki ay önce Rusya, iade ettiği 550 ton mandalina, 19 ton elma ve 60 ton domateste Akdeniz meyve sineğine ve canlı lavraya rastlandığını, aynı zamanda da bitki sağlığına ilişkin belgelerinin bulunmadığını açıkladı.

Üzerinde zirai ilaç kalıntısı veya canlı lavra bulunduğu gerekçesiyle Türkiye’ye iade edilen bu ihraç ürünü sebze ve meyvelerinin akıbetinin ne olduğu ise başka bir endişe yaratıyor. Hükümet bu konudaki tartışmalara ilişkin hiçbir açıklama yapmazken, Ahval olarak Avrupa ülkelerinin, Rusya’nın sağlıksız diye iade ettiği meyve ve sebzelerin akıbetini araştırdık.

İlk olarak Bilgi Edinme Kanunu kapsamında Tarım ve Orman Bakanlığı’na soru yönelttik. Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü, Bitki ve Bitkisel Ürünler Sınır Kontrol Daire Başkanı Dr. Neslihan Alper imzalı yanıtta, iade edilen ürünlerin bakanlık tarafından resmi kontrole tabi tutulduğu, mevzuata uygun olan ürünlerin Türkiye’ye girişine izin verildiği belirtiliyor.

Ancak mevzuata uymayan ürünler için ise şu tedbirlerin uygulandığına dikkat çekiliyor: “a) Yeniden ihraç edilir. b) Karantina altına alınır. c) Özel işleme tâbi tutulur. ç) Esas kullanım amacı dışında başka bir kullanım amaçlı girişine izin verilir. d) İtlaf ve imha edilir."

Bakanlık tarafından verilen yanıtta hangi kriterlerin Türkiye için makbul olduğuna dair ise hiçbir açıklama bulunmuyor. Türkiye’ye girişine izin verilmeyen ihracattan geri dönen ürünler için yapılan bir diğer uygulama ise “ürünü bu haliyle kabul eden üçüncü ülkelere satmak.”

Bakanlık, “Türkiye’ye yıllık bazda ne kadarlık bir ürün iade ediliyor, bunların ne kadarı imha ediliyor, ne kadarı iç piyasaya giriyor ya da ne kadarı üçüncü ülkelere satılıyor” şeklindeki sorulara ise yanıt vermiyor.

Bu konuda tekrar Bilgi Edinme Hakkı kapsamında sorduğumuz soruya sadece geçen ocak ve şubat aylarında ihraç edilen ürünlerin yüzde 0,02’sinin Türkiye’ye iade edildiği, bu ürünlerin analiz edilerek ülkeye girişine izin verildiği belirtiliyor. Aynı açıklamada “Söz konusu ürün grubunda belirtilen periyotta; imha edilen veya esas kullanım amacı dışında başka bir amaçla kullanılan veya yeniden ihraç edilen parti bulunmamaktadır” yanıtı veriliyor. Yani ocak-şubat aylarında iade edilen ürünlerin hepsi Türkiye içinde tüketildi.

CHP Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Üyesi ve İstanbul Milletvekili Ali Şeker, “Yurt dışında iade edilen bir ürünün Türkiye’de kontrolleri yapılarak piyasaya sunulması nasıl mümkün olabilir?” sorusunu soruyor.

Normalde iade edilen ürünlerin imha edilmesi gerektiğini söyleyen Şeker “Bunu biz kontrol ediyoruz bir şey bulamıyoruz deniyorsa bu sıkıntı. Burada bir çelişki var. Gerek pestisit dediğimiz böcek ilaçları, gerekse kurutulmuş ürünlerin nemli kalmasıyla oluşan küf, mantar bunların standartların üstünde bulunması bu ürünlerin Türkiye’ye iadesine gerekçe oluyor. Onların standartları yerinde bizim standartlarımız gevşek mi?” diyor. Kendisinin de bu konuda bakanlıklara soru sorduğunu belirten Şeker, “Kontrol edilerek iç piyasaya verildiği yönünde söylemler var, ama daha çok iddialar bunların kontrolsüz bir şekilde iç piyasaya verildiği yönünde” diyor.

Gıda Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Zafer Şenyurt, ülkeden ülkeye ürün kabülünde limit değerlerinin değiştiğini söylüyor. Rusya’nın son dönemlerde bu limit değerlerini düşürdüğünü ve sıkı kontroller yaptığını söyleyen Şenyurt, “Avrupa ülkelerinde de böyle. Bu ürünler ihracata hazırlandığı için bu ürünler gelişigüzel gönderilmiyor. Buradan belirli kontrollerden geçiyor. Gönderdiğimiz ülkenin kabul limitlerini bildiğimiz halde ürün bu açıdan hazırlanırken gümrükte nasıl bir sıkıntı oluyorsa ya onların testlerinde bir sıkıntı var ya bizim kontrol mekanizmalarımızda ya da analizlerimizde bir sıkıntı var” ifadelerini kullanıyor.

İhracatçı ülkelerin ürünlerinin reddedilmesi durumunda bir B planına sahip olduğunu söylüyor Şenyurt:

“Kabul limitleri daha esnek olan başka ülkelere sevk ediyorlar. Genelde böyle yapılıyor. Bazen alternatif satışı olmayan firmaların gümrükteki bekleme süresinde ürünleri bozuluyor. Bazen imhaya giden ürünler de olduğunu duyuyoruz. Yurt içine giden ürünler de oluyordur. Ama Türkiye’nin limitleri zaten Avrupa’nın Rusya’nın çok üstünde. Türkiye’de şu anda satılan ürünler Avrupa’dan dönen ürünlerden çok daha nitelik olarak farklı. Gerek kalıntılarlarla ilgili gerek diğer parametrelerle ilgili bizim kriterlerimiz esnek. Keşke dönen ürünleri bize sunsalar da biz onları uygun fiyattan tüketebilsek. Asıl iç piyasadaki ürünlerde sıkıntı var.”

Kalıntı analizlerinin çok pahalı olduğunu belirten Şenyurt, ne tarladan çıkışta, ne hallerde, ne de satış noktalarında analiz yapılmadığına dikkat çekiyor:

“Çok nadiren bakılıyor. Bugün ciddiyetle numune alınsa kaltıntı sınırlarının üzerinde ürün çıkacağını görürüz. Bu anlamla risk var. Özellikle pestisit kalıntısı. Bunları yüzeyden arındırsanız bile bazıları ürünün içine de nüfuz edebiliyor. Bu yüzden her zaman denetim olması gerektiğini söylüyoruz.”

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Özden Güngör bazı ülkelerden ihracat ürünlerinin iade edilmesinin iki nedeni olduğunu söylüyor.

Mesela Rusya ve Almanya iki kritere bakıyor. Birincisi ilaç kalıntısı, ikincisi de hastalıklı veya üzerinde lavra gibi zararlı olup olmadığı. Avrupa ülkelerinin kabul ettiği maksimum ilaç kalıntısı oranı, yani MRL değeri 0,03. Eğer Türkiye’nin gönderdiği ürünler bu oranın altındaysa ülkelerine girişine izin veriliyor. Ancak bu oranın üstündeyse giriş izni verilmiyor ve Türkiye’ye iade ediliyor. Özden Güngör böyle bir durumda normal koşullara göre o ürünlerin imha edilmesi gerektiğini belirtiyor. Ancak Türkiye’nin Suudi Arabistan, Suriye, Mısır gibi ülkelere bu ürünleri satmak için teklif verdiğini de sözlerine ekliyor:

“Bu ülkeler bu ürünleri almak için herhangi bir kritere bakmıyor. Uygun fiyata alabiliyorlar. Farz edelim ki İran, Irak, Suriye de bu ürünü almadı, normalde imha edilmesi lazım. Fakat imha ediliyor mu edilmiyor mu bilmiyoruz. Riskli ürünler bunlar. İç piyasada kullanılmaması lazım.”

Güngör, Rusya’nın üzerinde güve olduğu gerekçesiyle iade ettiği domateslerin iç piyasada satılmasının herhangi bir sağlık riski taşımadığını da söylüyor:

“Mesela domatesin içerisinde kurtçuk vardır, onu tüketirsen insan sağlığına bir zararı yok. Ama kaliteyi bozar, görüntüsünü, tadını bozar.”

Güngör domateslerin neden güvelendiği sorumuzu da şöyle yanıtlıyor:

“Çünkü girdi maliyetleri çok yüksek. Üreticiler bazı ilaçları kullanmaktan sakınıyorlar. İlaç fiyatları arttı. Rusya diyor ki ‘ben MRD değeri 0.03 istemiyorum, 0.01 istiyorum.’ Yani ilaç var veya yok. Bunu bilen bazı üreticiler ilaç kullanmadan Rusya’ya göndermeye çalışıyor. Çünkü ilaç kalıntısı çıkmıyor, zararlı kalıntısı çıkıyor. Rusya ilaçsız, hastalığı olmayan, zararsız domates istiyor.”

Güngör’e göre asıl tehlike iç piyasadaki ürünler. Türkiye’de üretilen ürünlerin en fazla yüzde 10’u ihraç ediliyor. Geri kalan yüzde 90’lık kısım iç piyasaya satılıyor.

Güngör de iç piyasada satılan ürünlerin yeterli biçimde denetlenmediğine dikkat çekiyor. Tarım il müdürlüklerine bağlı denetçiler tarafından marketlerden alınan ürünler üzerinde yapılan analiz sonuçlarının 10 günde çıktığını, sonuç çıkana kadar zaten bu ürünlerin satılıp tüketildiğini belirtiyor Güngör. Riskli bulunan sonuçlar için marketlere ve bulunabilirse üreticiye 2 bin 500 TL’lik para cezası veriliyor. Güngör’e göre yapılması gereken basit:

“Üreticiden hale giderken ya da kooperatife giderken analiz laboratuvarları olmalı. O ürün hale gitmeden önce analiz edilmeli.”

Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Meyve ve Sebzelerin İşlenmesi ve Ticareti Meslek Komitesi Eski Başkanı Murat Arukaslan ise Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin Türkiye’nin analizini kabul etmediğini, Bulgaristan sınırında bu ürünlerin kendileri tarafından analize tabi tutulduğunu belirtiyor.

Arukaslan, AB standartlarına uymayan ürünlerin ise imha edildiğini söylüyor. Bu imha için üreticinin kilosu 35 centten imha cezası ödediğini de sözlerine ekliyor.

Antalya’da ihracata giden ürünlerin daha özenli yetiştirildiğini ancak Mersin’deki ürünlerin gelişigüzel bir biçimde ilaçlandığını söyleyen Arukaslan, “Daha çok iç piyasaya gidecek diye dikkat edilmiyor. İç piyasa kontrolü az. Ben çocuğumu uyuşturucudan koruyabilirim, ama bu ürünlerden koruyamam. Niye bu kadar kanser vakaları artıyor. Çünkü zehir tüketiyoruz” diyor.

Etkisi üç günde bitecek olan tarım ilaçlarının çok pahalı olduğunu, bu yüzden köylünün etkisi 60 gün gibi daha uzun süren ucuz ilaçlara yöneldiğini belirtiyor Arukaslan, çözüm için ise şunları öneriyor:

“Üreticiden hale giderken denetimciler ürünlerin analizini yaptırmalı, eğer ilaçlıysa caydırıcı cezalar verilmeli.”

Bugüne kadar iade edilen zirai ilaç kalıntılı, kurtlu ya da zararlı tarım haşereli ürünlerin imha edildiğine dair bir bilgi ya da belge yok. Toplumda ise sağlıksız oluduğu gerekçesiyle iade edilen tarım ürünlerini biz tüketiyoruz endişesi var. Biz yine de “Bu ürünler imha ediliyor mu?” sorusunun yanıtını İstanbul’un Anadolu yakasında bulunan İçerenköy Meyve ve Sebze Hali’nde aradık.

Konuştuğumuz çoğu kişi isminin açıkça yazılmasından endişeli. Çünkü çoğunluğun görüşü “Ne imhası, hepsi iç piyasada satılıyor, bizler yiyoruz” şeklinde.

İlk girdiğimiz dükkânda “Biz bunları tüketiyoruz maalesef. Aslında yasal değil ama Türkiye böyle bir yer. Avrupa kaliteli mal alıyor” deniyor. Oradan çıkıp başka bir dükkâna girdiğimizde Çetin Bey’le konuşuyoruz.

 

 

Bir yandan ürünleri kamyondan indiriyor bir yandan da “Ürünler gelip burada satılıyor. Geri gelen hepsi satılıyor. Mesela Antalya’dan gidiyor ürün, geri iade oluyor, o ürünler buraya geliyor, iç piyasaya satılıyor” diyor. Cengiz Bey ise “Ne olacak hepsini biz yiyoruz” şeklinde konuşuyor kısa ve öz bir biçimde.

Türkiye’deki büyük market zincirlerine ürün gönderen ve ihracat da yapan bir markanın dükkanına giriyoruz. Buradaki görüş ise “İhracattan geri dönen ürünlerin devlet tarafından imha edildiği” yönünde. “Biz de tanzime ürün gönderdik ama ihracattan geri dönen ürünleri değil” diye de ekliyorlar.

Bir sonraki durağımız ise Acıbadem pazarı. “Ayşe teyze ne düşünüyor” diye soruyoruz. Emekli Fizik öğretmeni olduğunu söyleyen Havva Bahçekapılı “Ne olacak biz yiyoruz onları da. Benim abim mide kanserinden öldü. Hep yediğimiz gıdalardan oluyor. Onkolog Yavuz Dizdar diyor ki artık şeker tehlikeli değil, tarım ilacı ve antibiyotikler tehlikeli. Vatandaş  olarak talebimiz yediğimiz ürünlerin denetlenmesi” diyor.

Avukat olduğunu söyleyen Olcay Yıldırım da söz konusu sağlıksız ürünleri bizim tükettiğimizi söylüyor:

“Mesela Rusya’ya gönderiyoruz ürünleri, onlar laboratuvarlarda incelemeye alıyorlar ve birtakım ilaçların üstünde kaldığını görerek onları geri yolluyorlar. O ürünler de bizim marketlere geliyor. Ben birebir tespit ettim bunları. Fiyatlar düşüyor. Biz de çok güzel fiyatlar diye hücum ediyoruz.”

 

Türkiye’de artan hastalıkların nedeninin sağlıksız meyve ve sebze tüketmekten kaynaklı olduğunu belirten Yıldırım, “Çocuklarımız sekiz yaşında ergenliğe eriyor. Hepsinin nedeni bu. Kendi tohumlarımızı kullanmamız gerek. Mesela Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer kendi tohumunu kullandı, herkese de bunu önerdi, güzel kooperatifler kuruldu orada” diye görüşlerini aktarıyor.

© Ahval Türkçe