Özel Haber https://ahvalnews.com/tr/ozel-haber tr Atacama Çölü’nde unutulmayacak bir tatil https://ahval.me/tr/seyahat/atacama-colunde-unutulmayacak-bir-tatil <div data-history-node-id="56229" class="layout layout--onecol"> <div class="layout__region layout__region--content"> <div class="field field--name-node-title field--type-ds field--label-hidden field--item"><h2> Atacama Çölü’nde unutulmayacak bir tatil </h2> </div> <div class="field field--name-field-lp-paragraphs field--type-entity-reference-revisions field--label-above"> <div class="field--label">Components</div> <div class="field--items"> <div class="field--item"> <div class="paragraph paragraph--type--bp-simple paragraph--view-mode--default"> <div class="field field--name-bp-text field--type-text-long field--label-hidden field--item"><p dir="ltr">Dünyanın en bölgesinde kurak çöllerinden birinde tatil yapma fikri nasıl geliyor? Pek cazip değil gibi değil mi? Ben de ilk anda böyle düşünmüştüm ama yanılmışım çünkü Atacama bildiğiniz çöllerden değil. Çöl deyince sadece kumdan oluşan Arap yarımadasının çölleri gelmesin sakın aklınıza... </p> <p dir="ltr">Dimdik kumlu yamaçları, dev tuz kaplı havzaları, gayserleri ve ay yüzeyine benzeyen taşları ile çölden çok başka bir gezegene gelmişssiniz hissi veren bir bölge Atacama. Çok maceracı ya da doğa tutkunu bir gezgin değilseniz Atacama aklınıza gelecek ilk destinasyonlardan biri değil tabiki. Benim için de öyleydi taa ki iş nedeniyle karşıma çıkana kadar.</p> <p dir="ltr">Güney Amerika’da birkaç yılda bir önemli bir turizm toplantısına katılıyorum. Bu toplantıların öncesine ya da sonrasına turizmciler için düzenlenmiş extra geziler ekleniyor. Hem uygun fiyata gezme imkanı hem de diğer turizmcilerle tanışmak için güzel bir bahane oluyor. Geçen yıl gelen alternatiflerine bakarken Atacama Çölü gezisi gözüme takıldı. Hiç çöle gitmek aklımda yokken detaylı okudukça ve şahane resimleri gördükçe kararımı verdim.</p> <p dir="ltr">Toplantım Buenos Aires’teydi ve bu gezi toplantı öncesinde yapılacaktı. O nedenle önce Şili’ye gitmem ardından da toplantı için Buenos Aires’e geçmem gerekiyordu. Amerika’dan Şİli’ye Santiago’ya uçtum ve bir gün kaldım. Hayatımda gördüğüm en çirkin şehir Santiago olabilir.</p> <p dir="ltr">Korkunç mimarisi, düzensizliği ve ruhsuzluğu ile hayatımın en büyük hayal kırıklıklarından biri oldu. Neyse onu başka bir yazının konusu yapmak üzere bırakıyorum.  Santiago’dan sonraki durak iki saatlik bir uçuşla Calama Havaalanıydı ve buradan yine yaklaşık bir saatlik araba yolculuğu sonrası San Pedro de Atacama’ya ulaştım.</p> <p dir="ltr">San Perdo de Atacama tek katlı kerpiç evlerden oluşan minik bir kasaba ve çölün merkezi olarak kabul ediliyor. Ucuzundan pahalısına tüm oteller burda konumlanıyor ve turlar buradan başlıyor.</p> <p> </p> <p dir="ltr"><img src="/sites/default/files/resize/remote/23431e990cc9ca8689cb39a229c4c93e-1500x1256.jpg" width="1500" height="1256" /></p> <p><br /> Otele yerleşip diğer turizmcilerle buluştuktan sonra bizi şahane bir gün batımı ve lezzetli pisco sour kadehleri bekliyordu. Neredeyse hiç yağış almayan bu dünyanın en kuru bölgesinde, güneş batımı da gerçekten çok özeldi. Güneş kendi renginde turuncu dağların arkasından batarken her yer sarı ile kırmızı arası bir renge boyandı. Peru ve Şili’nin ünlü içkisi Pisco ile yapılan Pisco Sour kadehlerimizi yudumlayarak bir film izlercesine renk tonlarının an  ve an değişimini ve güneşin batımını izledik.</p> <p dir="ltr">Akşam yemek öncesi otelin rehberleri ile birlikte önümüzdeki üç günün planlamasını yaptık. Bu planlama bölgedeki gezilerin en önemli konulardan biri. Çünkü deniz seviyesinden epeyce yüksek bir bölge olduğundan solunum sorunu çekmek istemiyorsanız gün gün aşama aşama yükseğe çıkmak gerekiyor. Rehberler bu konuda son derece yardımcı ve titiz. Bu nedenle  yavaş yavaş her gün biraz daha yükseğe çıkacak şekilde bir tur planlaması yapmak gerekiyor. Dilerseniz bu turların bir kısmını atla ya da bisikletle de yapabiliyorsunuz.</p> <p> </p> <p dir="ltr"><img src="https://lh5.googleusercontent.com/V83I8TXWbd2gG3curnbFfDpTZIEAwce7K1uljB1Dnwgl3i6IZxpcHdiK14Ocb6pNSaeTYiTTSw2A12KXonpudoa7rqQiMi6jSFxeTW_JPEsKK7u-kI4y1ZBEAf5SqxWHZJ2HofIo" /></p> <p> </p> <p dir="ltr">İlk turumuz vardığımızın ertesi gün sabah erken saatlerde rehberle buluşarak başladı. Bugün rotamız Salar de Atacama yani bölgenin en ünlü tuz yataklarından biriydi.. 4x4 araçlarla 1.5 saatten fazla bir yol yaparken kendimizi çölde değil bir başka gezegende hissettik. Masmavi gökyüzü ve kilometrelerce süren farklı şekillerde kupkuru bir toprak. Tek gördüğümüz bitki kaktüsler oldu.</p> <p dir="ltr">Şili’nin Kuzeybatısında  Cordillera de la Costa Dağları ile And Dağları arasında yaklaşık dev bir alana yayılan Atacama Çölü aslında Pasifik kıyısına da son derece yakın.  Ama Antarktika’dan gelen Humbold akıntısı nedeniyle denize son derece yakın olmasına rağmen yaklaşık 50 yıldır çölün bazı noktalarına hiç yağmur yağmamış.</p> <p dir="ltr">Salar de Atacama tuz havzası And Dağları'nın çarpıcı bir yansımasını sunan sadece birkaç inçlik suya sahip devasa havuzlar ya da su birikintilerinden oluşuyor. Burası dünyanın en büyük tuz havzalarından biri ve hemen sınırdaki Bolivya’ya kadar uzanıyor.</p> <p dir="ltr">Ayrıca bölgede ki Laguna Chaxa’da su birikintilerdeki minik organizmaları yiyerek beslenen yüzlerce flamingo da yaşıyor. Ürkütmemek için yanlarına yanaşmadan uzaktan izlediğimiz bu kuşların sadece 2 kg geldiğini öğrenmek de ayrıca şaşırtıcıydı.</p> <p dir="ltr">İkinci gün turumuzda ilk durak Valle de Muertos (Ölüler Vadisi). 10 dakikalık kısa bir araç yolculuğu ardından vardığımız Valle de Muertos Mars gezegenine benzeyen dev kum vadilerinden oluşmuş bir bölge. Yaklaşık 3 saatlik oldukça yorucu bir yürüyüşle vadiyi gezdik. 100 metre yüksekliği bulan kum tepelerinden inip çıkmak, muhteşem kaya oluşumlarını görmek çok heyecanlıydı. Vadinin bazı bölümlerinde kumda board yapan gruplar Mad Max filminden sahneleri andırıyordu.<br />  </p> <p dir="ltr"><img src="https://lh3.googleusercontent.com/xUz8ffS6NTYpSo1tf_9Yx4hReGfNHrSCoe_t9FdW-RC6qC9MuVMzbldhVRVbbWLxcrGLPHd_nYetPNOwwJI_MUcVQ7tkAppF_NNRjMw5HaYzx7Nul9alA3S17VcYCTa4TIYvYawI" /></p> <p><br /> Kısa bir yemek molası verip sandviçlerimizi yedikten sonra yola devam ettik. İkinci durağımız Valle de Luna (Ay Vadisi) tam da adı gibi ay yüzeyini andıran yine inanılmaz bir bölgeydi. Valle de Muertos’tan araçla 15 dakikada bölgeye ulaştıktan sonra yine yürüyüşe geçtik. Gezegenin en kurak bölgelerinden birinde bulunan muazzam devasa jeolojik formasyonu gezerken insan hayranlık ve hayret arasında gidip geliyor. Yüzyıllar boyunca rüzgarlarla şekillenen tuzdan kayalar dünyadan çok ay dokusuna benziyordu.</p> <p dir="ltr">Son günümüzü kanyon yürüyüşüne ve Puritama Hot Springs’e ayırdık. Kanyonun kıyısından başladığımız yürüyüş tepeye doğru tırmanarak Puritama deresi boyunca sahane bir doğa eşliğinde devam etti. Yolun yarısında yükseklik ve yorgunluk yüzünden yola devam edemeyeceğimi düşündüm.</p> <p dir="ltr">Hatta fenalık geçirirsem acaba nereye hastaneye götürürler diye bile düşündüğümü itiraf etmeliyim. Kısa bir mola ve bir küçük çikolata yedikten sonra kendime gelip Puritama Hot Springs’e (Puritama Kaplıcası) varmayı başardım.</p> <p dir="ltr">Uzun yürüyüşün ardından burada bizi tam bir cennet bekliyordu. Mayolarımızı giyip kendimizi kaplıcanın sıcak sularına attık ve uzun süre çıkmadık. Çölün ortasında bir vaha tadındaki kaplıcalardaki keyfimiz yemek ve içki ile devam etti. </p> <p> </p> <p dir="ltr"><img src="https://lh4.googleusercontent.com/4kgSYk2p21gSLH-ezyGbA2uOoqm_77o5n4QYqeJnfKZgVhK4Gh9acwHYxfY9fnEdoN0pq55gZ5Kt0a1G0pGhfDRPO3kcd2hC7U9ISEmwUTx5v1Uah2VXJDE7XpLsKyIB5pJplxwG" /></p> <p> </p> <p dir="ltr">Son akşama Atacama’nın en önemli aktivitelerinden birini saklamıştık: “gökyüzü izlemek” Bulutsuz ve ışıksız olması nedeniyle gökyüzü izlemek için dünyanın en iyi lokasyonlardan biri kabul edilen Atacama’da önemli gözlem istasyonları da bulunuyor. Bir astronom eşliğinde gökyüzünü ve ayı önce çıplak gözle sonra da teleskopla izledik. Unutulmaz bir final akşamı ile Atacama gezisini sonlandırdık.</p> <p dir="ltr"><strong>Nerde kalmalı?</strong></p> <p dir="ltr">Hotel Cumbres (orta)</p> <p dir="ltr">Hotel Noi Casa (orta)</p> <p dir="ltr">Hotel Tierra (pahalı)</p> <p dir="ltr">Hotel Explora (çok pahalı)</p> <p dir="ltr"><strong>Nerde yemeli?</strong></p> <p dir="ltr">Burger Garden (ucuz)</p> <p dir="ltr">Emporio Andina (ucuz)</p> <p dir="ltr">Lola’s (ucuz)</p> <p><strong>Ne giymeli?</strong></p> <p>Atacama’da çöl iklimi nedeniyle gece ile gündüz arasında çok büyük sıcaklık (bazen 20 dereceyi buluyor) farkı oluyor. Bu nedenle kat kat giyinmek ve farklı giysiler bulundurmak gerekiyor. Ayrıca yürüyüşler için rahat ayakkabılar ve giysiler kullanmak önemli.</p> <p dir="ltr"><strong>Neyi görmeli?</strong></p> <p dir="ltr">Buradaki turlar için merkez San Pedro de Atacama. Buradaki ofislerde İspanyolca ve İngilizce tüm turlar için rezervasyon yapabilirsiniz. Kimi lüks otellerin kendi turları ve rehberleri var. Her bütçeye ve tarza göre tur bulmak mümkün.</p> <p dir="ltr">Puritama Hot Springs</p> <p dir="ltr">Valle de Luna</p> <p dir="ltr">Valle de Muertes</p> <p dir="ltr">Salar da Atacama</p> <p dir="ltr">El Tatio Geysers</p> <hr /><p dir="ltr"><strong>© Ahval Türkçe</strong></p> <p dir="ltr"><em>Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.</em></p> </div> </div> </div> </div> </div> </div> </div> Sat, 17 Aug 2019 20:37:40 +0000 fatih 56229 at https://ahvalnews.com Özel Haber İstanbul'un dönüşümü: Beyoğlu'dan Kadıköy'e göç https://ahval.me/tr/istanbul/istanbulun-donusumu-beyogludan-kadikoye-goc <div data-history-node-id="56227" class="layout layout--onecol"> <div class="layout__region layout__region--content"> <div class="field field--name-node-title field--type-ds field--label-hidden field--item"><h2> İstanbul&#039;un dönüşümü: Beyoğlu&#039;dan Kadıköy&#039;e göç </h2> </div> <div class="field field--name-field-lp-paragraphs field--type-entity-reference-revisions field--label-above"> <div class="field--label">Components</div> <div class="field--items"> <div class="field--item"> <div class="paragraph paragraph--type--bp-simple paragraph--view-mode--default"> <div class="field field--name-bp-text field--type-text-long field--label-hidden field--item"><p dir="ltr">Beyoğlu, son yıllarda yaşanan köklü sosyoekonomik dönüşümle birlikte İstanbul'un nabzının attığı bir merkez olma kimliğini tamamen yitirdi. Eski sosyal dokusunu kaybeden Beyoğlu yavaş yavaş Arap ve Ortadoğu kökenli turistlere hizmet eden işletmelerin yaygınlaştığı bir semt halini aldı.</p> <p dir="ltr">Bölgedeki  kültür ve sanat etkinliklerinin de azalmasına paralel olarak, başta üniversiteli gençler olmak üzere, sosyalleşmek ve özgürce eğlenmek isteyenler bir zamanlar sadece semtte yaşayanlara ait bir habitat olan Kadıköy'e akın etti.</p> <p dir="ltr">Anadolu yakasının göz bebeği Kadıköy'ün sosyal plandaki yükselişi semtin çehresi de değişmeye başladı. Semt artık sabahlara kadar eğlenen, hareketli bir nüfusa ev sahipliği yapıyor.</p> <p dir="ltr">Mahallede boş bulunan her köşeye bar veya kafe açılmasının bir aşamadan sonra Kadıköylüler nezdinde rahatsızlık yarattığı da malum. Semt sakinlerinin Kadıköy'ün yeni Beyoğlu kimliğini kazanmasından memnun olanlar ve olmayanlar şeklinde ikiye ayrıldığı bile söylenebilir. </p> <p dir="ltr">Peki Kadıköy ve Beyoğlu arasında yaşanan iktidar devri nasıl değerlendirilmeli?  Beyoğlu’nun tarihsel kimliğini yitirmesi ve Kadıköy'ün yükselişini nasıl okumak gerekiyor?  Kadıköy'ün İstanbul'un yeni eğlence merkezi halini alması semt açısından bir kazanım mı? Beyoğlu’nun eski günlerine dönebilme ihtimali söz konusu mu?</p> <p dir="ltr">Yazar Ümit Kıvanç, Beyoğlu’nun bitmediğini düşünenlerden:</p> <blockquote> <p dir="ltr">“Beyoğlu bitmedi, bitmez. Yalnız bazen hafiften içerik ve şekil değiştirir. Şu anda, Arap turistlerin daha yoğun olduğu, ama yine kadın-erkek karışık, belki biraz daha fazla ailelerin bebekleri, çocuklarıyla gezdiği bir ortam var. Kalabalık maşallah. Gecenin geç saatine kadar dolu, en gösterişli zamanlarındaki gibi. Dükkânlar fazla çabuk el değiştirir oldular, bu mülk sahiplerinin açgözlülüğünün sonucu daha çok. Ve tabii, ‘müşteri’ daha çok ne istiyorsa onu arz etmeye çalıştıklarından, tatlıcılar arttı, mesela. Bir de, daha çok Suriyelilerin açtığını sandığım felafelciler var ki, bu büyük kazanım.”</p> </blockquote> <p dir="ltr">Kıvanç, eskiden Beyoğlu’nda vakit geçiren insanların büyük bölümünün Kadıköy ve Beşiktaş’a kayması için ciddi bir neden olmadığı görüşünde:</p> <blockquote> <p dir="ltr">“Beyoğlu’nda çirkinleşme, raydan çıkma sayılan şeylerin pek çoğu oralarda da var. Eğer  Beyoğlu ahalisi ve onların takıldığı kafeleri, barları işletenler ısrar edebilseydi veya artan maddi yüklerin altından kalkabilselerdi, bugün o renk de azalmamış olacaktı. Zaman içinde muhtemelen daha karışık bir ahali profili oluşacaktır. Sadece Batılı turistlerin artışı bile manzarayı değiştirecektir.”</p> </blockquote> <p dir="ltr">Beyoğlu’nun hiçbir zaman bitmeyen, muazzam bir kazanç kapısı olduğunun altını çizen Kıvanç sözlerine şöyle devam ediyor:</p> <blockquote> <p dir="ltr">“Mülkler, ister istemez, semtin veya caddenin kimliğiyle, kültürüyle alakasız, açgözlü fırsatçıların eline geçti. Bu süreç maalesef çok uzun zamandır süregelen bir olumsuz gelişme. Kiraların akıl almaz boyutlara ulaşması, makûl, mazbut mekânların açılıp yaşatılmasının önünde engel. Her şey çok pahalı. Düzgün, normal bir kahve iken gidip oturduğumuz yerler şimdi  janti olmaya çalışan, özenti mekânlara dönüşüyor. Makûl fiyata yeyip içebileceğin yer kalmadı gibi. İçkiye bu kadar vergi yükleyerek yapılan baskıdan önce de meyhaneler fiyatları uçurmaya başlamıştı, şimdi buna bir de kaçınılmazlık eklendi. Pahalılık, eğlenmekten çok sohbet-muhabbet peşindeki insanları Beyoğlu’nun gece hayatından çekiyor.”</p> </blockquote> <p dir="ltr">Beyoğlu’nun son haline yönelik eleştirilerin ırkçı bir motif de taşıdığını iddia eden Kıvanç, Beyoğlu’nun Araplaştırıldığı yorumlarına katılmıyor. Kıvanç, “Beyoğlu bitiyorsa gelin bitirmeyelim! Tabii böyle uğraşmaya girişince, orada olup bitenin gerçek sebeplerini araştırmak gerekecek ki, bu mevzu ta, oradaki binaların kimlerin elinden nasıl alındığına, oralara nasıl elkonduğuna filan uzanır ve Araplara gelinemeden kendi hayatımızın didiklenmesini gerektirebilir,” diyor.</p> <p dir="ltr">Yazar Murat Belge de meseleyi tarihsel arka planıyla birlikte etraflıca değerlendirmekten yana:</p> <blockquote> <p dir="ltr">“Büyük yangınlar geçirdi Beyoğlu. Birisi 1830’larda,  birisi 1871’de .İkinci yangında çok sayıda bina yanmıştı. Dolayısıyla bizim bildiğimiz  Beyoğlu, 1871 yılındaki yangından sonra inşa edildi. Bu tarihten itibaren apartman denen  yapı birimi gündeme geldi. Yeni bir mimari ve süsleme üslubu da ortaya çıktı. Tabii semtin nüfusunu da belirtmek lazım. 19. yüzyıl ortalarından  itibaren elçilikler Beyoğlu’nda olduğu için elçiliklerin etrafında küçük koloniler oluştu: Kilise, okul, hastane… </p> <p dir="ltr">Gelen insanlar gayrimüslimlerdi: Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler. Bir de sayıca az ama etkili olan Levantenler vardı . 19. yüzyılda yoğun bir Batı etkisi mevcuttu. Osmanlı devleti de Batılılaşmaya karar vermişti. Mallar geldiği zaman kendi âdetleriyle geliyor ve kendi geleneğini yaratıyor; Beyoğlu’ndan İstanbul’un öteki semtlerine yayılıyor. Hanlar, meyhaneler, birahaneler, tiyatrolar ilk Beyoğlu’nda açılıyor.”</p> </blockquote> <p dir="ltr"><img src="https://lh3.googleusercontent.com/4eUNBHsxlxP23PzF00Z2x-NK_CPqAU_7w3dHQAM4tvsXjIIVVVvfsTZ0pnF67qmcNvwaSxF5J3tk2sAgRlP85aaZhmn4ir-EedXnDfHVW71OKAAVpnwsUENWsQxDFvEc72-WKDPd" /></p> <p> </p> <p dir="ltr">Belge, Beyoğlu’nun dönüşümünün kitlesel göçlerle de alakalı olduğu kanısında:</p> <blockquote> <p dir="ltr">“19. yüzyılda milliyetçilik bütün dünyada yayılıyor.  Beyoğlu’nun hayat tarzı milliyetçilikle uyuşan bir hayat tarzı değil. Dolayısıyla Beyoğlu’nun ölüm çanları çalmaya başlıyor. Birinci Dünya Savaşı, başta Osmanlı ve Avusturya İmparatorlukları olmak üzere, eski imparatorlukların artık dayanamadığı, çatladığı bir dönem. Kurtuluş Savaşı’nda da İstanbul gâvur,Ankara yerli olarak kodlanıyor. 1955- 60’larda Kıbrıs olaylarından sonra Rumlar da gitti. Yunanistan’ın Atina’yı başkent yapma kararı aldığı zamanlarda  İzmir’de 150 bin, İstanbul’da 200 bin Rum yaşıyordu. Ondan sonra Beyoğlu kimliğini belirleyemedi. Beyoğlu’nun kendisi mi karar veremedi, yoksa İstanbul’u ve Türkiye’yi yöneten otoriteler mi karar veremedi acaba?”</p> </blockquote> <p dir="ltr">Beyoğlu’nu Türkleştirme politikasının dönem dönem şiddetlendiğini, dönem dönem sönümlendiğini vurgulayan Belge,şöyle devam ediyor:</p> <blockquote> <p dir="ltr"> “1950’lerde eski alışkanlıklar devam etti. 1980 ‘li yıllarda Beyoğlu yine bir çöküntüyle karşılaştı. Birahaneler açıldı,İstanbul’un taşrasından  gelenler bira içip kaldırımlara kustular. Sonra bir toparlanma dönemine girer gibi oldu. Bir belediye başkanı geliyor, ağaç dikiyor ama Beyoğlu’nun ağaçlı bir hali yok. Sonra bir başkan geldi, o ağaçları teker teker kesti.Bir kararsızlık söz konusu. Dalan, Tarlabaşı’nı yıktı, cadde yaptı.</p> <p dir="ltr">‘Canım, birkaç tane Levanten’in evi yıkılacak,’ dendi. Bu bir tavır gösteren laf. Türk değilse, yık gitsin! Belediye başkanları tarihi dokuyu, eski Rum kültürünü yok etmek amacıyla hareket ediyor. Modern hayatın gerekleri bastırıyor ama bütün dünyada bu konuda bir denge tutturulmalı. Beyoğlu’nda, genel olarak İstanbul’da böyle bir denge tutturulamadı. Türkiye kendi tarihiyle  geçimsiz bir topluma sahip. Sürekli tarihi değiştirilmek isteniyor.”</p> </blockquote> <p dir="ltr">Beyoğlu’nun son yıllarda giderek kalabalıklaştığını belirten Belge, ekliyor:</p> <blockquote> <p dir="ltr">“O kalabalığın çoğu İstanbullu değil; Suriyeliler, Araplar çoğunlukta. Beyoğlu’nda yürümek bayağı zor. Durmadan kulağına Arapça sesler geliyor. İstiklal Caddesi’nde  sinemalar kapanıyor. Şimdi Beyoğlu’na gelen ahalinin bunlarla işi yok. Yeni bir Beyoğlu inşa ediliyor.“</p> </blockquote> <p dir="ltr">CHP Beyoğlu İlçe Başkanı Bekir Özcan, Beyoğlu’ndaki dönüşümün ilçe belediyelerinin hangi partinin elinde olduğu üzerinden de okunması gerektiğine inanıyor:</p> <blockquote> <p dir="ltr">“Beyoğlu’ndaki iktidar değişikliği 1989’da yaşandı. SHP’nin yerelde tamamen  iktidara gelmesi, Beyoğlu’nu sosyal demokrat belediyecilikle tanıştırdı.</p> <p dir="ltr">1994’te  Refah Partisi seçimleri kazandı. Sonra da Beyoğlu’nu hep AKP yönetti. SHP  döneminde İstiklal Caddesi’nde ağaçlar vardı, caddenin başından baktığınızda yeşili  görüyordunuz. Caddeyi yeniliyoruz, söylemiyle ağaçları yok ettiler. Bu dönüşümle Beyoğlu ruhunu teslim etti. İstiklal Caddesi’ne çıktığınızda, caddenin sağında solunda kitapçılara rastlardınız , sahaflar vardı, seyyar kitapçılar vardı, sinemalar vardı. </p> <p dir="ltr">Beyoğlu, İstanbul’un çekim alanıydı, şimdi ise herkes buradan kaçıyor. Okmeydanı, Beyoğlu’nun yeşil alanıydı, şimdi orası da çarpık kentleşmeye  teslim oldu. Kent hayatına dair güzel ne varsa yok edildi. Emek Sineması yok edilirken Ahmet Misbah Demircan, ‘ne istiyorsunuz, yeni bina yapıyoruz,” diyordu. AKM yıkıldı ama yenisi yapılmadı. Beyoğlu’nun tarihi dokusu yok edildi. Gördükleri her toprak parçasının üzerine beton döktüler. Beyoğlu’nda kültürel bir işgalden söz edebiliriz.”</p> </blockquote> <p dir="ltr"><img src="https://lh3.googleusercontent.com/H87Za4TxQ7EIMbqr85LepVS_DVZr14lfyasu9B0AP2oI0qxaRToKbXw82pAqxYMAGxUdDICVUVD1OiQ7FOYlX0nA81-sTfbIF7Mz1Bvl4N6QEvzpjI50o2_cT8hZtfilcEHRYxhq" /></p> <p dir="ltr"> </p> <p dir="ltr">Uzun yıllardan beri Cihangir’de yaşayan dansçı Zeynep Tanbay da Beyoğlu’nun sosyal dokusunun değiştiğini düşünüyor:</p> <blockquote> <p dir="ltr">“AKP kendi iktidarında bu dokuyu değiştirdi. Ama eskiden de böyleymiş, 1839'da Tanzimat Fermanı ile Osmanlı devleti kendini yenileme kararı aldığında, en büyük ve en olumlu değişiklik Beyoğlu'nda başlamış. 1840'da Batı tarzında konaklama sağlayan ilk  otel Beyoğlu'nda kurulmuş. Aynı yıl pasaj zihniyeti bile yokken 29 tane pasaj inşa edilmiş. Beyoğlu aynı zamanda Osmanlı Devleti'nin ilk belediyesi, 1858'de resmi olarak kuruluyor. </p> <p dir="ltr">Beyoğlu'nda İstanbul'un en önemli ve tarihi otelleri kuruluyor o dönem, Tokatlıyan Oteli, Pera Palas Oteli, Bristol Oteli… Pasajlar, mağazalar, pastane, lokanta, kahveler ve Cine Palas, Elhamra, Emek, Lale ve Ses Sinema salonları ve Pera, Concordia, Ermeni, Şark Tiyatroları hep Beyoğlu'nda kuruluyor. </p> <p dir="ltr">Nerede şimdi bunlar, bu doku? Beyoğlu'nu 70'lerden sonra kaybetmişiz meğer. Her iktidar kendi döneminde siyasi zihniyetini ve kültürsüzlüğünü Beyoğlu'nda yoğurmuş. Ve bugün bize kalan, dün açılıp 1940'tan beri gibi tarihi imajı veren tatlıcı, baklavacı dükkânları, kalitesiz giyim mağazaları ve oturulacak tek hoş bir kafesi olmayan, ağaçları kesilmiş, kuşa dönmüş bir İstiklal Caddesi. “</p> </blockquote> <p dir="ltr">Tanbay, Beyoğlu’nun tekrar toparlanmasında sanatçılara önemli görevler düştüğünü söylüyor:</p> <blockquote> <p dir="ltr"> “Galeri Nev, Yapı Kredi Kültür Merkezi, Salt Beyoğlu gibi yerlerin korunması, yerlerinde kalması ve bunlara yenilerinin eklenmesi için planlar yapılmalı. Beyoğlu için sivil inisiyatif kurulmalı ve hem saydığım merkez ve galeri gibi mekânlar ve yöneticilerin hem Beyoğlulu ve İstanbullu yurttaşların sözünün olduğu bir STK olmalı. Sanatçılar bunların düzenlediği etkinlik/eylemlerde yer alarak, sözcülük yaparak desteklerini vermeli.”</p> </blockquote> <p dir="ltr">İstanbul’un diğer yakasında, Kadıköy’de ise farklı şikâyetler söz konusu. Kadıköy’ün popülerleşmesi, uluslararası basında bile adı geçen bir semt haline gelmesi çeşitli sorunları da beraberinde getiriyor. Yayıncı ve Caferağa’da yer alan Akademi Kitabevi’nin sahibi Özcan Sapan, Kadıköy’e duyduğu aşkı şöyle tarif ediyor: </p> <blockquote> <p dir="ltr">“Ben 1985’de Kadıköy’e geldim. Kadıköy 1985’den beri çekici bir yerdi.  Kadıköy coğrafyası, sahili, Bahariye Caddesi ile çok güzeldi. Kadıköy’dekiler akşam içmek için  Beyoğlu’na giderdi. Kadıköy’de içki içilen yok denecek kadar azdı. İçki kültürü yoktu Kadıköy de. Kadıköy her zaman İstanbul’ un yaşanacak ve gezilecek yeriydi.  Sabahleyin eşinle çocuğunla Moda Çay Bahçesi’ne gidip kahvaltı yapılabilirdi. Kadıköy, benim ilk geldiğim tarihlerden yakın bir zamana kadar, yalnız bir kadının  en dekolte giysisiyle gecenin bir vakti iskeleden evine rahatça gidebileceği bir yerdi. “</p> </blockquote> <p dir="ltr">O eski güzel günlerin geride kaldığı kanısında Sapan:</p> <blockquote> <p dir="ltr">“Şimdi bunlar mümkün değil. Yolda birisi bir kadına laf atıp taciz etmişse, muhtemelen o kişi Kadıköylü değildir. Kadına sahip çıkıyorsa, laf atanı uyarıyorsa o kişi Kadıköylüdür. Şimdi herkes Kadıköy’e geliyor. Avcılar’dan, Ümraniye’den, Kartal’dan gelen bir kitle var.  Beyoğlu artık çekiciliğini yitirdi. Kadıköy bir çekim merkezi oldu ama o kadar fazla oldu ki, ben bazen aynı anda sifonu çeksek boka batarız, diye düşünüyorum.”</p> </blockquote> <p dir="ltr">Sapan kitabevini 2013 yılında açtıklarını söylüyor ve ekliyor:</p> <blockquote> <p dir="ltr">“2014’te sonra inanılmaz bir şey oldu. Buradan Moda’ya kadar her yer kafeyle doldu.  Beyoğlu’nda barınamayan insanlar Kadıköy’e geldiler. İskele civarında oturduğumuzda yoldan gelip geçen herkes bize selam verirdi. Şimdi ise oradaki insanları ben tanımıyorum.  Kadıköy’de kriminal bir olay nadiren olurdu, şimdi haftada bir yaralama olayı yaşanıyor. Mekân basmalar, kurşun sıkmalar… Kadıköy’de bundan on beş yıl öncesine kadar 27 tane kitabevi vardı. Şu anda kitapçıların yerine meyhane ve barlar açıldı. Beş liraya sokakta hap satıyorlar. Bunu ben de biliyorum, polis de biliyor. Aslında herkes her şeyin farkında.”</p> </blockquote> <p dir="ltr">Yaşanan bu dönüşümden eski Kadıköylülerin rahatsız olduğunu vurgulayan Sapan, “Kadıköy’de eskiden evinin balkonuna çıkanlar şimdi çıkamıyor. Kadıköy’de oturuyorsanız uyuyamazsanız, sabaha kadar gürültüyü çekeceksiniz.   Umarım Beyoğlu’nda,Üsküdar’da içki ruhsatları verilir de bu durum değişir,” diyor ve ekliyor:</p> <blockquote> <p dir="ltr">“Biz Kadıköy’ün dokusunu değiştirmemek için mücadele edeceğiz.”</p> </blockquote> <p dir="ltr">Yirmi senedir Kadıköy’de yaşayan blogger Ulaş Çetin, semtin haddinden fazla yüceltilmesinin, romantik efsanelerle anılmasının  da ciddi bir sorun olduğu kanaatinde:</p> <blockquote> <p dir="ltr">“Kadıköy’ü bir vaha, kurtarılmış bölge olarak algılamak da aşırı bir yorumdu. Kadıköy sokaklarının pek çok alt-kültüre yataklık ettiği, punk’ın, rap’in, yeraltı edebiyatının en has örneklerinin burada doğduğu bir gerçek. Ama bunların yanı sıra, semtin asıl kimliği  kendi konforundan başka hiçbir şeye aldırmayan orta sınıfa dayanıyor. </p> <p dir="ltr">Nitekim günümüzde de Kadıköy ahalisinin en büyük muhalefeti giyim kuşamına, içki içmesine karışılmaması üzerine. Özgürlük anlayışları bununla sınırlı.  Bu durum iktidarın da işine geliyor. Muhafazakâr iktidar, İstanbul’un her bölgesinden gence Kadıköy’ü ‘buyurun istediğiniz gibi eğlenin’ diye servis ediyor. Sabahlara kadar sokaklarda içilmesine kimse karışmıyor. Ama sıra sosyal itirazlara geldiğinde devletin sopası ortaya çıkıyor, eylemlere müsamaha gösterilmiyor. “</p> </blockquote> <p dir="ltr">Çetin, Kadıköy’ün İstanbul’un en yaşanılır yeri olduğunu belirtiyor:</p> <blockquote> <p dir="ltr">”Kadıköy’ün kötünün iyisi olarak çekiciliğini yitirmediğini teslim etmek lazım. Ama Hamburg’un St. Pauli bölgesi veya Atina’nın Exarchia mahallesi ile bir tutulması da doğru değil. Burada kültürel bir başkaldırıdan ziyade sonuna kadar eğlenme anlayışı hâkim.”</p> </blockquote> <hr /><p><strong>© Ahval Türkçe</strong></p> </div> </div> </div> </div> </div> </div> </div> Sat, 17 Aug 2019 20:18:10 +0000 fatih 56227 at https://ahvalnews.com Özel Haber Denizbank’ın verdiği kredilerin üçte biri sorunlu https://ahval.me/tr/bankalar/denizbankin-verdigi-kredilerin-ucte-biri-sorunlu <div data-history-node-id="56225" class="layout layout--onecol"> <div class="layout__region layout__region--content"> <div class="field field--name-node-title field--type-ds field--label-hidden field--item"><h2> Denizbank’ın verdiği kredilerin üçte biri sorunlu </h2> </div> <div class="field field--name-field-lp-paragraphs field--type-entity-reference-revisions field--label-above"> <div class="field--label">Components</div> <div class="field--items"> <div class="field--item"> <div class="paragraph paragraph--type--bp-simple paragraph--view-mode--default"> <div class="field field--name-bp-text field--type-text-long field--label-hidden field--item"><p dir="ltr">Bir yıldan uzun süredir satış masasında kaldığı için bilanço bilgileri sektördeki diğer kuruluşlara göre muhtemelen daha şeffaf olan Denizbank’taki durum, Türk bankacılık sistemindeki kırılmayı anlamak ve anlatmak açısından önemli bir gösterge olabilir.</p> <p dir="ltr">Bankanın yakın izlemedeki ve donuk kredilerden oluşan toplam sorunlu kredi stoku Nisan-Haziran döneminde 1.25 milyar lira daha arttı 36.8 milyara ulaştı. Bu rakam iştirak ettiği diğer finansal şirketlerle birlikte, Denizbank Grubu’nun açtığı her 100 TL’lik kredinin 25.1 TL’sinin sorunlu olduğunu gösteriyor. Ayrıca, bankanın sorunlu kredilerinin toplam özkaynaklarına oranı ise yüzde 220 gibi inanılması güç bir seviyeye çıkmış durumda.</p> <p dir="ltr">Dahası da var. Bankanın iştiraklerini bir kenara bırakıp, sadece kendi adına verdiği kredilere bakıldığında, durum daha da korkunç bir hale geliyor. Çünkü konsolide olmayan, yani sadece Denizbank markasıyla dağıtılan verilerin yer aldığı bilançoya göre, kredilerin yüzde 31’i ‘sorunlu’ sınıfında yer alıyor.</p> <p dir="ltr">2010’dan bu yana bankacılık krizi yaşayıp çözemeyen İspanya, Fransa ve İtalya gibi ülkelerde dahi en kötü bankaların yüzde 20 düzeyinde sorunlu kredi oranlarına sahip olduğu düşünülürse, Denizbank’ın ulaştığı seviye ürkütücü bir rekordan başka bir şey değil.</p> <p dir="ltr">Öte yandan bu bankaya özel bir not düşmek gerekirse Denizbank’ın geçen ay Birleşik Arap Emirlikleri’nden NBD Grubu’na satıldığını ve bunun bankanın son 22 yıldaki 4’üncü el değiştirme işlemi olduğunu belirtmek gerekli. Denizbank’ın son 22 yılda değişen patronlara rağmen aynı yönetim ekibiyle yoluna devam etti.</p> <p dir="ltr">Bankanın değeri son satışta öncekilerin aksine geriledi. 2012’de Belçikalı Dexia, Denizbank’ın tamamını Rus Sberbank’a 3.6 milyar dolar üzerinden satarken, son satışta fiyat 2.8 milyar dolarda kaldı. Sadece izin süreciyle geçen son 1 yılda bile bankanın satış fiyatı 500 milyon dolar düştü. Bunda elbette bankanın sorunlu kredilerinin oranının yüzde 17’den yüzde 25’in üzerine çıkmasının etkisi var. </p> <p dir="ltr">Diğer taraftan biraz da magazin yönüne girersek, Denizbank aynı yönetim tarafından yüksek düzeyde problemli kredi sorununa maruz bırakılırken, satışlardan gelen primler yöneticilerin kazançlarını oldukça yüksek seviyelere taşıdı. Medyada da yer alan pek çok habere göre Denizbank Genel Müdürü Hakan Ateş bugün Türk bankacılık sisteminde patronajdan en fazla prim alan ve bankacılıktan en çok servet yapan isimlerin başında yer alıyor.</p> <p dir="ltr">Öte yandan, Türk bankacılık sektörünün sorunlu kredileri Denizbank’a örneğine göre daha ılımlı gözükse bile, yine de parlak sayılmaz. Her ne kadar iktidar ve bağlı iş çevreleri tarafından aksi iddia edilse de, bankacılık sektörüne ait 2019 Haziran bilançoları bunun güçlü kanıtı.</p> <p dir="ltr">Sektördeki en büyük 10 bankanın problemli kredileri yılın ikinci çeyreğinde 391 milyar liraya ulaşırken üç ay içinde yüzde 6.5 büyüme kaydetti. Kıyaslamak gerekirse sorunlu kredi artış hızı, aynı dönemdeki enflasyon ve kredi artış oranının üç, bankaların toplam özkaynaklarındaki büyümenin 2 katına yaklaşıyor. </p> <p dir="ltr">Aşağıdaki tablolarda Haziran sonu itibarıyla Türkiye’nin en büyük 10 bankasının problemli kredileri ve bunların toplam dağıtılan krediler ile özkaynaklara oranı gösteriliyor:</p> <p dir="ltr"><img src="https://lh3.googleusercontent.com/XPChMaA-wIZGTPF30qPsu3qZ5cgijXHki5EcUdTS6TCl9d751a1JKHErtbrxfRiOLKITf7sTSFBvzniHrWfWXrUXEOLY4kt43He-_HVU7JZyCp4UIJt8TzuBaPwlfRuubTV3d3FV" /> </p> <p dir="ltr"> </p> <p dir="ltr">Öncelikle üstteki tabloyu değerlendirirsek, sorunlu kredilerin 2019 Mart sonunda toplama oranının 0.8 puan daha yükseldiği görülüyor. Söz konusu bankalar için bu yılın ilk çeyreğinde sorunlu kredilerin, toplam kredilere oranı yüzde 15.8 düzeyindeydi. Bu rasyonun geçen yıl kriz başlamadan hemen önce, Mart 2018’de yüzde 11.1 düzeyinde olduğunu hatırlatalım. Rakamlar, krizin problemli kredilerin oranını tek başına 5.5 puana yakın artırdığını gösteriyor.</p> <p dir="ltr">Ayrıca bugünkü kurlarla hesaplandığında Türkiye’de kredilerin yüzde 80’ini veren 10 büyük bankadaki toplam problemli kredilerin 70 milyar doları aştığı anlaşılıyor. Bu bankalardaki 391 milyar TL’lik problemli kredi stokunun 278 milyar TL’lik bölümü en az üç aydır taksidini ödemeyen sallantıdaki alacaklardan oluşuyor. 113 milyar TL’lik krediden ise tamamen umut kesilmiş durumda. </p> <p dir="ltr">İkinci tabloya geldiğimizde ise sektörün problemli kredilerinin öz sermayenin yüzde 108.4’üne ulaştığı görülüyor. Bu, yılın ilk çeyreğinde yüzde 105.8’di.</p> <p dir="ltr">Geçen yılın ilk çeyreğinde, yani kriz henüz başlamadan önce yüzde 97 düzeyindeydi. Yani kriz bu alanda 11 puanlık bir bozulma daha yaratmış oldu. Rakamlar bankacılık sektörünün aslında kriz başlamadan önce de büyük bir kredi problemine saplandığını anlatıyor.</p> <p dir="ltr">Son olarak, bu bankalar yazının başında da belirttiğimiz şekilde Denizbank gibi uluslararası tarafların konu olduğu bir satış sürecinde değil ve bu nedenle bilançolarında problemli kredileri saklamaları daha kolay.</p> <p dir="ltr">Buna karşın veriler gösteriyor ki, Türk bankacılık sisteminin mali yapısı düzelmek yerine giderek daha fazla bozuluyor. Bu da, Merkez Bankası faizleri indirse bile, bankaların kısa vadede kolay kolay yeni kredi veremeyeceklerini ve ekonomik canlanmanın önünde en büyük problem olarak kalmaya devam edeceklerini anlatıyor.</p> <hr /><p><strong>© Ahval Türkçe</strong></p> </div> </div> </div> </div> </div> </div> </div> Sat, 17 Aug 2019 19:53:02 +0000 fatih 56225 at https://ahvalnews.com Özel Haber Yirminci yıl: İstanbul depreme hazır değil, Kocaeli’nde yapıların yarısı dayanıksız https://ahval.me/tr/deprem/yirminci-yil-istanbul-depreme-hazir-degil-kocaelinde-yapilarin-yarisi-dayaniksiz <div data-history-node-id="56160" class="layout layout--onecol"> <div class="layout__region layout__region--content"> <div class="field field--name-node-title field--type-ds field--label-hidden field--item"><h2> Yirminci yıl: İstanbul depreme hazır değil, Kocaeli’nde yapıların yarısı dayanıksız </h2> </div> <div class="field field--name-field-lp-paragraphs field--type-entity-reference-revisions field--label-above"> <div class="field--label">Components</div> <div class="field--items"> <div class="field--item"> <div class="paragraph paragraph--type--bp-simple paragraph--view-mode--default"> <div class="field field--name-bp-text field--type-text-long field--label-hidden field--item"><p dir="ltr">Resmi rakamlara göre 17 bin 480 kişinin yaşamını yitirdiği 23 bin 781 kişinin yaralandığı 17 Ağustos Marmara depreminin üzerinden 20 yıl geçti. 20 yıl önce, 17 Ağustos 1999 sabahı saat 03’de korkunç bir sarsıntı ile uyandı herkes.</p> <p dir="ltr">Yer yerinden oynuyordu ve dehşet verici bir uğultu. Ne olduğunu anlamaya çalışarak, ayakta bir yerlere tutunarak 45 saniye boyunca sarsıntının bitmesini beklediler. </p> <p dir="ltr">Bütün apartmanlar boşalmış, insanlar şaşkın bir halde sokaklarda birikmiş, birbirlerine nerede deprem olduğunu sorarak bir haber almaya ya da araba radyolarından haber dinlemeye çalışıyorlardı. Telefonlar kilitlenmişti, o halde herkes yakınlarından haber almaya çalışıyordu. Gün ağarınca her şey ortaya çıktı. Yaşanan 100 yılın felaketi idi. Televizyonlar deprem ölçeğinin 7, 4 olduğunu söylediler.</p> <p dir="ltr">Hafızalara enkaz üzerinde arama çalışması yapan ekiplerin ‘Sesimi duyan var mı?’ görüntüleri ile kazınan depremin acıları hâlâ sürüyor. Peki, bu acıdan ders alınabildi mi? Uzmanlar ve tanıklar, bu soruya ‘Hayır’ diyor.</p> <p dir="ltr">Jeoloji Mühendisleri Odası’na göre; aradan geçen bunca yıla rağmen, ülkemizde deprem, sel, taşkın, heyelan ve kaya düşmesi gibi doğa olaylarının insan eliyle hala afete dönüşmeye devam ediyor.</p> <p dir="ltr">8 Ağustos’ta Denizli Bozkurt’ta meydana gelen depremde bile 100 aşkın konutun ağır hasar görmesinin, afet gerçeğinin ülkemizde yeterince anlaşılmadığını belirten Oda yetkililerine göre; “afet zararlarını azaltıcı ve önleyici yasal düzenlemelerin bilimsel, teknik normlara ve uluslararası standartlara uygun olarak yapılması geliyor.”</p> <p dir="ltr">Deprem riskini azaltmada ve depremle baş edebilmede hazırlıklı ve dirençli bir toplum yaratılması için, Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı’nın (USDEP) hazırlandığını belirten Oda yetkilileri; geçtiğimiz günlerde Karayolları Genel Müdürlüğü’nün uzmanlık ve görev alanı içinde olmamasına rağmen; Boru Hattı Sistemleri, Elektrik İletim Sistemleri ve İletişim Tesisleri, Hava Meydanı Yapıları Deprem Yönetmeliği, Demiryolu Köprü ve Viyadükleri, Tünelleri ve Diğer Zemin Yapıları, Kıyı ve Liman Yapıları Deprem Yönetmeliklerinin hazırlanması görevi verildiği; farklı konulardaki bu deprem yönetmeliklerinin de, bir firmaya ihale edildiğini hatırlatıyor.</p> <p dir="ltr">TBMM’de yasalaşan “Tapu Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” ile AFAD Başkanlığı’nın görevleri arasında bulunan önemli iş ve işlemlerin bir kez daha bu kurumun elinden alınarak başka kuruma devredildiğini de hatırlatan Jeoloji Mühendisleri Odası, siyasi oyunlara dikkat çekiyor.</p> <p dir="ltr">“İmar Barışı” adı altında topluma sunulan bu kaçak yapılaşma affı ile denetimsiz, yeterli mühendislik hizmeti almamış yapılar da yasal hale getirildiğini de belirten Jeoloji Mühendisleri Odası yetkilileri;  bugüne kadar sınırlı da olsa deprem güvenliği için atılmış olan tüm adımlar boşa çıkartıldığını savunuyor.</p> <p dir="ltr">İnşaat Mühendisleri İstanbul Şubesi ise, İstanbul depremine uyarı yapıyor ve kentin depreme hazır olmadığını vurguluyor: </p> <blockquote> <p dir="ltr">“Ülke topraklarının yüzde 66’sı 1. ve 2. derece deprem kuşakları üzerindedir. Nüfusumuzun yüzde 70`ini barındıran 11 büyük kent, büyük sanayi kuruluşlarımızın yüzde 75’i deprem tehlikesi altındadır. Yapı stoku güvenli ve sağlıklı olmaktan uzaktır; pek çoğu kaçaktır, ruhsatsızdır ve mühendislik hizmeti almadan üretilmiştir. 20 milyon civarında bulunan yapı stokunun büyük oranda yenilenmesi, güçlendirilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Kaldı ki deprem sonrası açığa çıkmıştır ki, ülkemizde sağlıklı yapı envanteri de yoktur.”</p> </blockquote> <p dir="ltr">Geride bıraktığımız 20 yılı, kayıp yıllar olarak niteleyen İnşat Mühendisleri odası, bir arpa boyu yol kat edilemediğini belirtiyor:</p> <blockquote> <p dir="ltr">“İstanbul`da 1 milyon konutun güvenli olmadığı, bir başka ifade ile kaçak, ruhsatsız olduğu, mühendislik hizmeti almadan üretildiği, herhangi bir denetim mekanizmasına tabi olmadığı sadece bizler tarafından değil Hükümet yetkilileri tarafından da kabul edilmektedir.  İstanbul nüfusunun en az yarısı bu konutları kullanmaktadır. Bir başka ifade ile 10 milyona yakın İstanbullu deprem güvenliği olmayan konutlarda yaşamaktadır. Buna rağmen afet toplanma alanları ve ulaşım güzergâhları ile düzenlemeler halen yetersiz durumdadır. Merkezi ve yerel yöneticilerin deprem toplanma alanları ile ilgili açıklamalar doğruları yansıtmamaktadır. Yapılan açıklamalarda ifade edilen boş alanların, okul bahçelerinin, parklar ve benzerlerinin toplanma alanı statüsünde değerlendirilmesi mümkün değildir.”</p> </blockquote> <p dir="ltr">İnşaat Mühendisleri Odası yetkilileri kentteki yapı güvensizliğine ilişkin bazı vaka örnekleri de paylaşıyor:</p> <blockquote> <p dir="ltr">“13 Ocak 2017 tarihinde İstanbul Zeytinburnu`nda bulunan bir bina kendiliğinden yıkıldı. Ne yazık ki yoldan geçmekte olan bir vatandaşımız hayatını kaybetti, beşi de yaralandı. </p> <p dir="ltr">Beyoğlu Sütlüce Fuadiye Sokak`ta bulunan bir bina 24 Temmuz 2018 tarihinde kendiliğinden çöktü. 4 katlı binanın çökmesine, komşu parseldeki inşaatın temel kazısı sırasında meydana gelen toprak kaymasının neden olduğu açıklandı. </p> <p dir="ltr">28 Temmuz 2018`de ise Sancaktepe Mevlana İlkokulunun duvarı yıkıldı. Okulların tatilde olması olası bir faciayı önledi.</p> <p dir="ltr">30 Temmuz 2018`deki yıkımın adresi Ümraniye Fatih Sultan Mehmet Sanayi Sitesi Site Yolu Caddesi’nde devam eden bir inşaatın istinat duvarıydı. </p> <p dir="ltr">10 Ekim 2018`de Bağcılar Kirazlı Sokak’ta bir inşaatın temel kazısı bitişikteki binalarda çatlaklara yol açtı. Yan yatan binanın yıkımına hemen başladı. </p> <p dir="ltr">6 Şubat 2019`da Kartal Sema Sokak’ta bulunan Yeşilyurt Apartmanı çöktü. Çökme adeta küçük çaplı bir faciaya yol açtı. 21 insan yaşamını yitirdi. </p> <p dir="ltr">22 Nisan 2019 tarihinde ise Kâğıthane Yahya Kemal Mahallesi Akkaya Sokak’ta bulunan bir istinat duvarı yıkıldı. İki sene önce temel kazısı yapılan alanda bulunan istinat duvarı yıkılması nedeniyle komşu parselde bulunan dört katlı bir bina çöktü. </p> <p dir="ltr">2019 Nisan ayının son günlerinde ise Sancaktepe Sefa Mahallesi`nde zeminde meydana gelen çatlakların, bir ilkokulun bahçesini de içine alacak şekilde ilerlediği tespit edildi.”</p> </blockquote> <p dir="ltr">Peki, 20 yıl sonra Kocaeli’de durum ne? İnşaat Mühendisleri Odası Kocaeli Şube Başkanı Kahraman Bulut, “20 yıl geçmesine rağmen maalesef Kocaeli’nde yapılaşmayla alakalı çok ciddi yol aldığımız söylenemez. Yapı stokumuzun yaklaşık yüzde 50’si hala depreme dayanıksız” diyor ve şöyle devam ediyor:</p> <blockquote> <p dir="ltr">“Kocaeli’nde 2 milyon insanın yaşadığını düşünecek olursak, 1 milyon insanımız hala depreme dayanıksız yapılarda yaşamaya devam ediyor. Bununla alakalı çalışmalar en kısa zamanda yapılmalıdır. Özellikle kamu binalarından başlamak üzere, yapı stokumuzun depreme dayanıklı hale getirilmesi gerekmektedir. Bu geçen 20 yıllık zamanda Kocaeli’nde neler yapıldığını sorarsak, üzülerek belirtmeliyim ki depremde ağır hasar alan 30 binamız hala ayakta ve içerisinde insanların yaşadığını biliyoruz." </p> </blockquote> <p dir="ltr">1999 Depremi'nde yaklaşık 4 bin binanın orta hasar aldığını, bunların 2 bin tanesinin güçlendirildiğini söyleyen Bulut, “Geriye kalan 2 bin binada hala güçlendirme yapılmadan insanların kullanımına devam ediyor. 2012 yılında çıkarılan Kentsel Dönüşüm Yasası’ndan sonra binaların depreme dayanıklı olup olmadığı lisanslı firmalar tarafından testleri yapılarak raporlanıyor. Bu raporlar neticesinde yaklaşık 5 bin binanın risk analizi yapıldı ve bunların 4 bin 500 tanesi yıkıldı. Geriye kalan 500 binada ise hala yaşamın devam ettiğini biliyoruz” diye konuşuyor.</p> <p dir="ltr">17 Ağustos depreminde Gölcük SSK Hastanesi Başhekimi olan Dr. Burhan Çeçen ise, kendisi de bir depremzede olmasına rağmen ilk anları şöyle anlatıyor:</p> <blockquote> <p dir="ltr">“Sarsıntılar durduğunda biz de uçakta hava boşluğundan düşer gibi bir his yaşadıktan sonra rahatlamıştık. Ancak her yer karanlıktı. Kalktığımda gardırop üstümüzdeydi. Beni fazla sıkıştırmamıştı ben çıktım. Gardırop yatağın üzerine devrilmişti, eşim de sıkışmıştı. Oradan çıkartabildim onu. Camdan dışarı baktığımızda dışarıda gökyüzü kızıl bir renkti. Alev rengindeydi.”</p> </blockquote> <p dir="ltr">Daha sonra hastaneye geçmeye çalıştığını anlatan Çeçen anlatmaya devam ediyor:</p> <blockquote> <p dir="ltr">“Arabayla Gölcük’e gitmek istedim. Ama apartmanlar yıkılmış, sokaklar kapanmıştı. Araba geçebilecek gibi değildi. Bu kez garnizonun içinden yürüyerek Gölcük'e gelmeyi düşündüm. Sonradan astsubay olduğunu öğrendiğim birisi bana kapıdan çıkarken “Aklına mukayyet ol, Gölcük yok” dedi. Çok korkmuştum. Hakikaten garnizonun kapısından çıktığımda Gölcük yoktu, her yer enkazdı. Hastaneye geldim. Manzara çok kötüydü, hastanenin bahçesinde yaralı insanlar, feryat eden, bağıran çağıran insanlar vardı. Personelden kimse yoktu. Gece bekçisi de deprem korkusundan terk etmişti orayı, kaçmıştı. Acilin kapısını açıp bir vesile ile eczanenin camlarını kırıp ilaç aldım. Genellikle sakinleştirici ilaç istediler bizden, o ilaçlardan o kişilere dağıttım. Ufak tefek yaralılardan orada pansuman yaptım. Bu sefer daha ağır yaralılar da vardı. Onları orada tedavi etmem mümkün değildi. O arada hastaneye birkaç çalışan da gelmişti. Ambulansla onları Gölcük’teki diğer hastanelere nakline çalıştım. Sokakta insanlar marketlerin camını kırarak, kapısını açarak insanların orada yiyecek temin ettiklerini hastanenin bahçesinde yediklerini gördüm.”</p> </blockquote> <p dir="ltr">Sonraki günlerde sağlık hizmeti vermeye devam ettiklerini söyleyen Çeçen “Gölcük'te deprem sonrası psikolojik rahatsızlık duyduğunu söyleyip hastaneye gelen çok fazla insan oldu. Neredeyse iki katı. Anksiyete, stres bozukluğu gibi pek çok teşhis konuldu. Elimizden geldiğince herkese yardımcı olmaya, tedavi etmeye çalıştık. Ancak öncesinde dediğim gibi hastane imkânları herkese yetmiyordu. Doktor açığı vardı. Rahatsızlığı ilerlemiş ve tedavi olmak isteyen kişilerin bazı özel ilaçlara ihtiyacı oluyordu. Bunları biz yazamıyorduk. Bizim önceliğimiz can kaybını önlemek, yaralıları iyileştirmekti. Uzun bir süre de psikiyatri gibi alanlarda eksiklik vardı. Öncesinde dediğim gibi bölgeye gönüllü olarak gelen Türk ve yabancı hekimlerin sağladığı psikolojik destek sayesinde, psikolojik rahatsızlık çeken hastalara bir eksik de olsa bir şekilde tedavi sunmaya çalıştık” diye konuşuyor.</p> <hr /><p><strong>© Ahval Türkçe</strong></p> </div> </div> </div> </div> </div> </div> </div> Fri, 16 Aug 2019 20:15:48 +0000 fatih 56160 at https://ahvalnews.com Özel Haber Alerji aşısı yerine kırmızı et detoksu https://ahval.me/tr/saglik/alerji-asisi-yerine-kirmizi-et-detoksu <div data-history-node-id="56159" class="layout layout--onecol"> <div class="layout__region layout__region--content"> <div class="field field--name-node-title field--type-ds field--label-hidden field--item"><h2> Alerji aşısı yerine kırmızı et detoksu </h2> </div> <div class="field field--name-field-lp-paragraphs field--type-entity-reference-revisions field--label-above"> <div class="field--label">Components</div> <div class="field--items"> <div class="field--item"> <div class="paragraph paragraph--type--bp-simple paragraph--view-mode--default"> <div class="field field--name-bp-text field--type-text-long field--label-hidden field--item"><p dir="ltr">Alerji patlaması yaşanıyor, hamile kalmadan annenin aldığı ağrı kesiciler bile çocukların hayat boyu alerjik olmasına neden oluyor. Tıp dünyası artık aşılar ve ilaçlar yerine alerjiyi detoks ve kırmızı et diyeti ile tedaviyi reçetelerine yazıyor.</p> <p dir="ltr">Doktor Nilgün Eröztürk alerji tedavileri için en kolay ve etkili yollarını anlattı:</p> <p dir="ltr"> </p> <div style="left: 0; width: 100%; height: 0; position: relative; padding-bottom: 30%;"><iframe allow="encrypted-media" allowfullscreen="" scrolling="no" src="https://widget.spreaker.com/player?episode_id=18838129&amp;autoplay=false&amp;cover_image_url=https%3A%2F%2Fd3wo5wojvuv7l.cloudfront.net%2Fimages.spreaker.com%2Foriginal%2Fcff2d54e4089aa0e5c84159c5eaf9c64.jpg" style="border: 0; top: 0; left: 0; width: 100%; height: 100%; position: absolute;"></iframe></div> <p dir="ltr"> </p> <p dir="ltr"><em><strong>Neden alerji patlaması mı yaşanıyor? Şehir hayatına vücut tepkisini alerji ile mi veriyor, alerji için tıp dünyası neden ‘buzdağının görünen parçası’ diyor?</strong></em></p> <blockquote> <p dir="ltr">Alerjiler çok arttı. Son derece sağlıklı biri birtakım hastalıklardan sonra yok polen alerjisi, yok güneş alerjisi ile savaşmak zorunda kalıyor. Alerjiler katlanarak artıyor. Çocuklarda bilhassa alerjiler çok ağır seyrediyor. </p> </blockquote> <p dir="ltr"><em><strong>Alerji vücudun zayıf düşmesinin bir sonucu mu, yoksa vücudun bağışıklık sisteminin kuvvetli olduğunu mu gösterir?</strong></em></p> <blockquote> <p dir="ltr">Bağışıklık sistemi kuvvetli olsa hiçbir şekilde vücudumuz bu tip tepkiler vermez. Bağışıklık sistemimizin zayıflamasından kaynaklanır ama sebebi yalnız buna bağlayamayız. Bağışıklık sistemi de burada kurban. Asıl sebep vücudun kimyasallarla zehirlenmesi. Kimyasal zehir çağında yaşıyoruz tohumlarının bile sanayileşmesi yediğimiz içtiğimiz her şey kimyasallarla zehirleniyor Onun dışında biraz ağrı çeksek hemen ağrı kesici kullanıyoruz.</p> <p dir="ltr">Antibiyotiklerin karaciğer için ne kadar toksit olduğunu düşünmeden kullanıyoruz. Ameliyat sırasında verilen narkoz dediğimiz anezteziklerden sonra nasıl uyanıyoruz, karaciğer bu maddeleri saklıyor ve o ameliyatın hemen ertesinde hastada bir deri hastalığı başlıyor. Bir hastamı ameliyatın ardından bütün vücudunu kahverengi lekeler kaplamıştı. Bu hastamız tarım kimyasallarına da maruz kalmış ve bunun tedavisi için çaba sarf ettik. Bitlenmesin diye eskiden üzerimize serpilen DDT’nin kuşaklar boyunca yeni doğanlara geçmesi mümkün.</p> </blockquote> <p dir="ltr"><em><strong>Şehirler direk alerji nedeni mi, klimalar plaza hayatı alerjileri tetikliyor mu, yoksa kır hayatı polenler daha büyük alerjenler mi?</strong></em></p> <blockquote> <p dir="ltr">Nerede yaşadığımız tabii ki önemli ama daha önemli olan karaciğerin ne kadar temiz olduğudur. Şehirde yaşayarak alerjilerden korunabilirsiniz. Geceleri yeteri kadar uyuyarak, daha organik eslenerek, hayvansal gıdaları dengeleyerek karaciğeri temizleyebilirsiniz. Biz uykudayken karaciğer temizlenir bu yüzden uyku düzeni önemlidir. </p> </blockquote> <p dir="ltr"><em><strong>Alerji genetik mi, anne ve ya babası alerji olan mutlaka alerji olur mu, çocukların korunması mümkün mü? </strong></em></p> <blockquote> <p dir="ltr">Alerji genetik değil ama yaşam biçimine çok bağlı. Eğer bir ailenin tüm bireyleri aynı şekilde besleniyorsa anne babada olan alerji çocukta da olabilir. Annede hamilelik döneminde çok toksinle karşılaştıysa çocuğa bu yük geçer. Anne çocuğa bu yükü çocuğa verirken hamilelik döneminde alerjilerinden kurtulan kadınlar oluyor. Doğumdan sonra alerjileri tedavi edenler oluyor, çocuklar anneleri temizlerken bu toksinleri alıyorlar. </p> </blockquote> <p dir="ltr"><em><strong>Çocuğunuzu alerjilerden korumak için hamilelik öncesi nasıl bir detoks yapmanız gerekli? Ağrı kesiciler neden çocukların alerjik olmasına neden oluyor?</strong></em></p> <blockquote> <p dir="ltr">Çocuk sahibi olacak kişilerin çocuklarına steril ortam yaratmadan karaciğerini temizleyen bir detoks yapması, haftalar süren bir de toksa  girmesi gerekli. Yerleri silene kadar karaciğerini arındırsın. Bakır kapları, kalayları mutfaklarından çıkartsınlar, bol bol sebze meyve yiyerek hayvan gıdayı azaltarak anne adaylarının vücutlarını pırıl pırıl yapması mümkün. Yağları azaltarak stresi hayatlarından çıkartmak için yoga yapabilirler. </p> </blockquote> <p dir="ltr"><strong><em>Alerji yapan şeylerden kaçmak mı gerekli yoksa tedavi edildiğinde o alerjenle karşılaşsa bile bir şey olmaz mı? Alerji en etkili nasıl tedavi edilir? İlaçlar ve aşı neden etkisiz kalıyor?</em></strong></p> <blockquote> <p dir="ltr">Alerji tedavisinde tek etkili yöntem detokstur. Alerjinin bilinen hiçbir tedavisi yoktur. Tedavi süresinde antihistamin ilaçlar nedene yönelik değildir. Bu kaşınan yere bir merhem sürmek gibidir. Alerji aşısı da benzer bir yöntemdir. Kolun iç tarafına çizik atıldıktan sonra sulandırılmış alerjik maddeler buraya damlatılır ya da artık kan testi yapılır. Alerji aşısı bir aşılama değildir, sulandırılmış bir alerjenin verilmiş halidir.</p> <p dir="ltr">Üç beş yıl sürdüğü için hasta kendiliğinden mi iyileşiyor bunu bilemiyoruz. Bana gelen hastalarda bu aşıdan tedavi görmemiş kişilerdi. Ben hastalarıma tedaviye ilk başladıklarında hastalık yapan maddelerden uzak durmalarını söylüyorum. Ama tedavi bittikten sonra karşılaşmalarının hiçbir sorunu olmuyor. Ozon terapiler, bio enerjiler karaciğeri temizler ve alerji tedavisinde etkilidirler.</p> </blockquote> <p dir="ltr"><em><strong>Stres alerjiyi neden tetikliyor, alerji tedavisinde anti depresyonlar kullanılır mı? Alerjiler doğuştan mı ergenlik, menopoz ya da antropozda birden alerji çıkar mı?</strong></em></p> <blockquote> <p dir="ltr">Adrenalin bağırsaklarımızın geçirgenliğini bozar, ‘sızdıran bağırsak’ da denir. Midenin dişleri olmadığı için alerji tedavisinde iyi çiğnemek önemlidir, gıdalar parçalanamadan bağırsaktan kana karışırsa büyük sorun olur ve alerji ortaya çıkar. Mesela et yediğiniz zaman iyi hazmedememişse alerji olarak karşımıza çıkar. Bağışıklık sistemi çıldırır, stres adrenaline neden olur o da alerji olarak kendini ortaya koyar. Ergenlikteki alerjilerin nedeni yoğun strestir ancak menopozdaki alerjiler bundan daha çok birikmiş toksinlerdir. Adrenalin vücudun bir toksinle karşılaştığında şok geçirip ölmemesi için bulduğu bir çözümdür. Bu adrenalini bugün acillerde ölümcül alerjilerle gelen hastalara deri altına yaparak kurtarırız.</p> <p dir="ltr">Arı soktuğu zaman hastaneye zor yetiştirilen bir çocuğa yanına bu verilir. Bizim böbrek üstü bezimiz de adrenalin üretir. Vücut zayıf düşünce o güne dek hiç alerjiniz olmayan gıdalar sorun yapar. Ürtiker stresle artar, o zamana kadar alerji yapmayan pek çok şey alerji yapar. Bunlar hep karaciğerin aşırı toksin dolması ve stresle alakalıdır. Kronik stres sırasında kronik adrenalin salgılanır ve bağırsak geçirgenliği azalır.   </p> </blockquote> <p dir="ltr"><em><strong>Beslenme ile ilişkisi var mı? Alerjilerden tamamen koruyan beslenme nedir? Besin intoleransı testi neden kandırmaca? Kırmızı et neden alerjiyi çağırıyor?</strong></em></p> <blockquote> <p dir="ltr">Karaciğeri temizlemek kolaydır, hayvansal gıdayı hayatımızdan çıkartıp, yağlara dikkat edeceğiz, yağsız vegan beslenme öneriyorum.</p> </blockquote> <hr /><p dir="ltr"><strong>© Ahval Türkçe</strong></p> </div> </div> </div> </div> </div> </div> </div> Fri, 16 Aug 2019 20:07:45 +0000 fatih 56159 at https://ahvalnews.com Türkiye’nin e-ticaret büyüklüğü 6,1 milyar dolar: En aktif kullanıcı Youtube’da https://ahval.me/tr/ekonomi/turkiyenin-e-ticaret-buyuklugu-61-milyar-dolar-en-aktif-kullanici-youtubeda <div data-history-node-id="55829" class="layout layout--onecol"> <div class="layout__region layout__region--content"> <div class="field field--name-node-title field--type-ds field--label-hidden field--item"><h2> Türkiye’nin e-ticaret büyüklüğü 6,1 milyar dolar: En aktif kullanıcı Youtube’da </h2> </div> <div class="field field--name-field-lp-paragraphs field--type-entity-reference-revisions field--label-above"> <div class="field--label">Components</div> <div class="field--items"> <div class="field--item"> <div class="paragraph paragraph--type--bp-simple paragraph--view-mode--default"> <div class="field field--name-bp-text field--type-text-long field--label-hidden field--item"><p dir="ltr">TÜSİAD ve Deloitte Digital tarafından yapılan “E-Ticaretin Gelişimi, Sınırların Aşılması ve Yeni Normlar” araştırması, dünyada e-ticaret pazarının geldiği aşamayı ayrıntılarıyla ortaya koydu. </p> <p dir="ltr">Araştırmaya göre 2018 yılında 13.41 trilyon dolarlık gayrisafi milli hasılaya (GSMH) sahip olan Çin, 634 milyar dolarlık e-ticaret pazar büyüklüğü ile dünyada lider konumda.</p> <p dir="ltr">Amerika Birleşik Devletleri’nin GSMH’si 20,49 trilyon dolar ve B2C e-ticaret pazar büyüklüğü 504 milyar dolara ulaştı.</p> <p dir="ltr">Araştırmada 2018 yılında Türkiye’nin GSMH’sinin 0,766 trilyon dolar, e-ticaret pazar büyüklüğünün ise 6,1 milyar dolar olarak gerçekleştiği vurgulandı.</p> <p dir="ltr">Global olarak 2019 yılı itibarıyla yaklaşık olarak 3,5 trilyon ABD Dolarına erişeceği öngörülen pazarın ilk beş oyuncusu için şu öngörülerde bulunuldu: Çin (634 milyar ABD doları), Amerika (504 milyar ABD doları), Japonya (123 milyar ABD doları), Birleşik Krallık (103 milyar ABD doları) ve Almanya'dır (70 milyar ABD doları).</p> <p dir="ltr">Türkiye’nin 15-24 yaş grubundaki genç nüfusu 12 milyon 983 bin 97 olduğu belirtilen araştırmada, bu oranla Avrupa’nın en genç nüfusunu oluşturan Türkiye’nin, sadece yerel anlamda değil küresel şirketler açısından da iyi bir potansiyele işaret ettiğine dikkat çekildi ve son dönemlerde gerçekleşen Alibaba, Amazon gibi küresel liderlerin yatırımlarının da bu potansiyeli doğruladığı belirtildi.</p> <p dir="ltr">İnternet penetrasyonu sadece e-ticaret açısından değil aynı zamanda ülkelerin GSMH'lerinde yarattıkları büyüme nedeniyle de önem arz ettiği belirtilerek şu bilgiler verildi:</p> <blockquote> <p dir="ltr">“Bu değerde yüzde 10 oranında bir artış, küresel GSYİH’de yüzde 1,8’lik oranda yükseliş sağlamaktadır. İnternet penetrasyonunun küresel oranlarına bakıldığında, 7,53 milyarlık16 dünya nüfusunun yaklaşık olarak yüzde 51,2’sinin (yaklaşık olarak 3,9 milyar kişi) internet erişimine sahip olduğu gözlenmektedir. 2017 yılına oranla dünya nüfusunda internet erişimine sahip bireylerin oranı yüzde 48,6’dan yüzde 51,2’ye çıkmıştır. Coğrafi kırılımlar incelendiğinde ise en yüksek penetrasyonun yüzde 79,6 ile Avrupa’da olduğu görülmektedir, en düşük olduğu bölge ise bilgi ve iletişim teknolojileri gelişmişliği sıralamalarında yüzde 24,4 ile alt sırada yer alan Afrika'dır.”</p> </blockquote> <p dir="ltr">Türkiye’nin bireysel internet penetrasyonu TÜİK tarafından yüzde 72,9 olarak açıklandığına dikkat çekilen araştırmada, BTK verilerine göre ise mobil geniş bant abone sayısı 2018 yılı sonu itibariyle 61,1 milyon olduğu kaydedildi. </p> <p dir="ltr">Araştırmanın, eğildiği bir diğer başlık ise sosyal medya kanalları ve bunların e-ticarete etkisi. 2019 yılı sonuna kadar sosyal medya kullanıcı sayısının toplam internet kullanıcılarının yaklaşık olarak yüzde 75’ine erişeceği yani 2,77 milyar kullanıcıya ulaşacağı beklendiği belirtilerek, ülkelerle ilgili bilgilere yer verildi.</p> <p dir="ltr">Buna göre nüfusun yaklaşık yüzde 77'sinin sosyal medya hesabı olan ABD ilk sırada. ABD’yi yüzde 71 ile Çin, yüzde 66 ile Birleşik Krallık ve ilk beşte yer almasa da yüzde 63 ile Türkiye takip ediyor. Sosyal medya kanallarının kullanım yoğunluğuna bakıldığında ise Türkiye’de kullanılan en aktif sosyal medya platformunun yüzde 92 ile Youtube. Youtube'u sırasıyla yüzde 84 ile Instagram ve yüzde 82 ile Facebook takip ediyor. </p> <p dir="ltr">Araştırmada sosyal medya platformlarından özellikle Pinterest’in, e-ticarete diğer sosyal medya kanallarından daha farklı etki ettiği de belirtiliyor. Herhangi bir ürün satın alma amacı taşımadan Pinterest’e giren kullanıcıların yüzde 72’si Pinterest’ten ilham alıp satın almaya karar verdiğini söylüyor.</p> <p dir="ltr">Pinterest kullanıcılarının büyük çoğunluğu Amerika’dan olsa da; Brezilya, Hindistan, Türkiye ve Polonya Pinterest kullanımının en yaygın olduğu ülkeler olarak tespit ediliyor.</p> <p dir="ltr">E-ticaretin önemli bir ayağı olan lojistik hizmetleri de, araştırmanın özel olarak ilgilendiği bir başka başlık. Çünkü Uluslararası Yönetişim Yenilik Merkezi tarafından 2018 yılında 25 farklı ülkeden 25 bin 262 katılımcı ile gerçekleştirilen araştırmada; katılımcıların yüzde 17’si online alışveriş yapmamasının sebebi olarak lojistik hizmetlerdeki aksaklıklarını öne sürmüş.</p> <p dir="ltr">Dünya Bankası tarafından 2018 yılında yayımlanan Lojistik Performans Endeksi'ne (LPI) bakıldığında altyapı ve ekonomik gelişmişlik düzeyinin önemli bir alt faktörü olarak lojistik performansının öne çıktığını belirten araştırmada, gelişmiş ülkelerin, hem e-ticaret oranları hem de lojistik performans gelişmişliği bakımından en yüksek hacme ve skorlara sahip olduğuna dikkat çekiliyor. Ve bu ülkeler 2018 verilerine göre Almanya, İsveç, Belçika, Avusturya ve Japonya olarak sıralanıyor.</p> <p dir="ltr">Türkiye’nin ise LPI skoru ile 160 ülke içerisinde 47. Sırada olduğu belirtiliyor. Türkiye’de online e-ticaret alışverişin bölgesel yüzde 55,5 ile Marmara Bölgesi, yüzde 16,4 ile İç Anadolu Bölgesi ve yüzde 12,2 ile Ege Bölgesi'nde yapıldığı gerçeğinden hareketle, bu bölgelerdeki lojistik altyapısının güçlendirilmesi gerektiği savunuluyor.</p> <p dir="ltr">Araştırmanın bir diğer yoğunlaştığı başlık ise, Netflix’in Pazar lideri olduğu video hizmetleri. Dijital video hizmetleri kullanıcı penetrasyonu 2019’da yüzde 24,1 olarak tahmin edildiği araştırmada, bu oranın 2023’te yüzde 25,5’e ulaşmasının beklendiği kaydediliyor. Gelişmiş ülkelerde yaşayan yetişkinlerin yüzde 50’sinin 2020 yılında en az dört adet online aboneliği olacağı öngörülen araştırmada şu veriler de paylaşılıyor:</p> <blockquote> <p dir="ltr">“2015-2019 yılları arası ABD’de yetişkinler tarafından dijital videolar ile geçirilen ortalama zaman günlük 61 dakikadan 86 dakikaya çıkmış ve 2019’da yıllık yüzde 23 büyüme oranına ulaşmıştır. 2018 yılında Amerika’da 60,2 milyon abonesi bulunan ve yıllık yaklaşık 7,65 milyar ABD Doları abonelik geliri elde eden Netflix, pazar lideri olarak görülmektedir. Netflix’i takiben Hulu ve Amazon Prime Video, pazardaki diğer dijital video hizmet sağlayıcılarına göre önde gelmektedir.</p> <p dir="ltr">ABD’de 2018 yılında video hizmetleri için toplam abonelik geliri yaklaşık 20 milyar ABD Doları olmuştur. Bunun yanında Apple, The Walt Disney Co., AT&amp;T’s WarnerMedia ve NBC Universal gibi oyuncular da pazarda etki yaratabilecek yeterlilikte içerik ve uzmanlığa sahip olmaları nedeniyle içeriklerini Netflix, Amazon ve Hulu gibi oyunculara lisanslamak yerine, kendi SVOD hizmetlerini piyasaya sürmek üzere çalışmalar yapmaktadır.”</p> </blockquote> <p dir="ltr">E-ticaretin bir başka ayağı da sınır ötesi ödemeler. 31 ülkeden 18 yaş üzeri yaklaşık 34 bin tüketici ile PayPal tarafından gerçekleştirilen 2018 Sınır Ötesi Tüketici Araştırması raporu verilerine göre, yerel pazarların yanında sınır ötesi alışveriş de yapan veya sadece sınır ötesi alışveriş yapan tüketici profili en fazla Orta Doğu'da yaşayanlar.</p> <p dir="ltr">Orta Doğu'yu takiben sınır ötesi alışverişlerde önde gelen bölgelerin Afrika ve Avrupa olduğu belirtilen araştırmada; bu bölgelerde sınır ötesi ticaretin yaygın olmasındaki temel etkenlerin; gümrük düzenlemelerindeki esneklik, vergi mevzuatındaki kolaylıklar ve müşterilerin talep ettikleri ürünlere kendi bölgelerinde sınır ötesi satış fiyatlarına göre daha pahalıya erişmesi ya da ilgili ürüne hiç erişememesi olabileceği öngörüsünde bulunuluyor.</p> <p dir="ltr">Araştırmaya göre; Avrupa kıtasında ise İrlanda'da bulunan tüketiciler yüzde 19 oranla sadece sınır ötesi pazarlardan, yüzde 65 oranla hem sınırötesi hem yerel pazardan alışveriş yapıyor. Avusturya, Belçika ve Rusya da önemli miktarda sınır ötesi alışveriş gerçekleştiren tüketicilerin olduğuna dikkat çekiliyor.</p> <p dir="ltr">Türkiye'de online e-ticaret işlemleri, TL bazında bir önceki yıla göre yüzde 42 büyüme gösterdiği belirtilen araştırmada; online yasal bahis haricinde kalan ‘tatil ve seyahat, çok kanallı perakende, sadece online perakende’ alanlarında faaliyet yürüten site sayısının azaldığı vurgulanıyor, ancak bu azalmanın gelire negatif olarak yansımadığı da belirtiliyor: </p> <blockquote> <p dir="ltr">“2017 yılında tüm kategoriler için 799 site ve 42,2 milyar TL gelir elde edilirken, bu rakamlar 2018 yılı için ise 728 site ve 59,9 milyar TL olarak gerçekleşmiştir.”</p> </blockquote> <p dir="ltr">Rakamsal olarak incelediğinde, Türkiye'de 2 bin 85 tüketicinin katılımıyla gerçekleştirilen bir çalışmaya göre tüketicilerin online dünyada en çok işlem yaptığı kategoriler; giyim, elektronik, yemek siparişi, seyahat/konaklama ve kitap şeklinde sıralanıyor. Son altı ay içinde alışveriş gerçekleştirilmiş satın alma alt kategorilerine bakıldığında elektronik kategorisinde birinci sırada yüzde 51,97 ile telefon aksesuarları.</p> <p dir="ltr">İkinci sırada yüzde 50,28 ile telefonlar, üçüncü sırada yüzde 44,64 ile bilgisayar/tabletler; anne/bebek/oyuncak kategorisinde birinci sırada yüzde 53,27 ile bebek bezi, ikinci sırada yüzde 51,92 ile bebek giyim ürünleri, üçüncü sırada yüzde 46,50 ile ıslak mendiller; hızlı tüketim kategorisinde ise birinci sırada yüzde 74,1 ile deterjan ve temizlik, ikinci sırada yüzde 55,4 ile gıda ve şekerleme ürünleri geliyor.</p> <p dir="ltr">Dünyada dijital platformlar tarafından yaratılan ekosistemlerin gücü her geçen gün arttığına dikta çeken araştırmada, dijital pazaryerlerini Türkiye’deki varlığına da işaret ediyor:</p> <blockquote> <p dir="ltr">“Türkiye pazarında GittiGidiyor ile başlayan pazaryerlerinin varlığı, N11, Hepsiburada gibi büyük oyuncuların da bu modeli kullanması ile gelişim göstermiştir. 2018 yılında ise Alibaba tarafından yatırım alan ve iş modelini alışveriş kulübü yapısından pazaryeri modeline doğru dönüştüren Trendyol önemli bir oyuncu olarak öne çıkmıştır. Pazaryerleri son yıllarda Türkiye'de kullanıcılar tarafından tercih edilen e-ticaret platformları olarak öne çıkmış, sektörde baskın olan oyuncuların da bu alandaki yatırımları ile sektör büyüklüğünde önemli bir yer almışlardır.”</p> </blockquote> <p dir="ltr">Araştırmadaki son veri ise kredi kartı sayıları. BKM tarafından yayımlanan 2018 yıl sonu değerlendirme raporuna göre, Türkiye’de kredi kartı sayısı 2016 yılından bu yana 8,1 milyon adet artmış, 2017 yılıyla kıyaslandığında ise toplam kart sayısı yüzde 6 oranında artış göstererek 66,3 milyon adede ulaşmış durumda.</p> <p dir="ltr">Araştırmada, bireysel kart sahibi kullanıcıların sayısı ise 2015 yılından bu yana düzenli olarak artış gösterdiği ve son üç yılda 1 milyon kullanıcının üzerinde büyüme gösterdiği belirtilerek “2018 Ekim ayında yayımlanan verilere göre, Türkiye’deki kişi başına düşen kredi kartı sayısı 2,2 olarak hesaplanmaktadır” deniliyor.</p> <p dir="ltr">Araştırmada hem kamuya hem de özel sektöre birtakım öneriler de yapılıyor:</p> <blockquote> <p dir="ltr">“Lojistik şirketlerinin e-ticaret müşteri deneyiminde başarının önemli bir faktörü olduğuna dair farkındalığının arttırılması ve e-ticaret firmaları ile aralarındaki iş birliğinin arttırılması gerekmektedir. Kurumlar personel eğitimi ile sertifikasyon çalışmalarında bulunmalı, araştırma ve teknoloji faaliyetlerinde yatırım yapmaya devam etmelidir. Türkiye sahip olduğu geniş coğrafya sebebi ile dünya standartlarında lojistik köyler/merkezler oluşturmalıdır.</p> <p dir="ltr">Mevzuat altyapısına ilişkin düzenleme çalışmaları kapsamında ise; gümrük süreçleri ve mevzuatları ile taşımacılık mevzuatlarında yapılması gereken çalışmalar bakımından önceliklendirilmelidir. Sınır ötesi gönderiler için lojistik alanında ulusal koordinasyon sağlanarak dış ticaret, lojistik ve diğer paydaşların birlikte hareket etmesi gerekmekte olup, STK ve kamu kurumları ile ortak çalışmalar yapılmalıdır.”</p> </blockquote> <hr /><p><strong>© Ahval Türkçe</strong></p> </div> </div> </div> </div> </div> </div> </div> Mon, 12 Aug 2019 20:07:03 +0000 fatih 55829 at https://ahvalnews.com Özel Haber Taştekin: Erdoğan içerdeki yakıcı gündemi dışarda ateşle yakarak baskılamak istiyor https://ahval.me/tr/suriye/tastekin-erdogan-icerdeki-yakici-gundemi-disarda-atesle-yakarak-baskilamak-istiyor <div data-history-node-id="55828" class="layout layout--onecol"> <div class="layout__region layout__region--content"> <div class="field field--name-node-title field--type-ds field--label-hidden field--item"><h2> Taştekin: Erdoğan içerdeki yakıcı gündemi dışarda ateşle yakarak baskılamak istiyor </h2> </div> <div class="field field--name-field-lp-paragraphs field--type-entity-reference-revisions field--label-above"> <div class="field--label">Components</div> <div class="field--items"> <div class="field--item"> <div class="paragraph paragraph--type--bp-simple paragraph--view-mode--default"> <div class="field field--name-bp-text field--type-text-long field--label-hidden field--item"><p dir="ltr">Recep Tayyip Erdoğan, hafta içi yaptığı açıklamada Ağustos ayı içinde Kıbrıs gibi yeni bir zafere imza atılacağını ileri sürdü. Yeni bir işgalin sinyalini veren Erdoğan, sözlerine açıklık getirmedi, medya da üzerinde durmadı zaten. </p> <p dir="ltr">Amerika ile varılan anlaşma sonucu bu yeni hamlenin Suriye olması ihtimal dışı kaldı. Nitekim Amerikan askerleri güvenli bölge için oluşturulacak merkez için Urfa’ya gitti. Mekanizma, her ne olursa olsun Suriye’ye müdahale isteyenleri memnun etmese de işlemeye başladı.</p> <p dir="ltr">Amerika ile varılan anlaşma ulusalcı kesimde rahatsızlık yarattı. Bu durumu medyadaki sözcülerinden Fikret Bila’nın yazılarıyla açığa vuruyorlar ama şu anda ellerinden bir şey gelmiyor. </p> <p dir="ltr">Askeri başarı için diğer iki ihtimal Kandil ve Kıbrıs’ın Maraş bölgesi. Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun partileri kurulma aşamasına gelmişken Erdoğan’ın askeri bir başarıya ihtiyacı var görünüyor. Bu durumu Fehim Taştekin ile konuştuk:</p> <p dir="ltr"> </p> <div style="left: 0; width: 100%; height: 0; position: relative; padding-bottom: 80%;"><iframe allow="encrypted-media" allowfullscreen="" scrolling="no" src="https://widget.spreaker.com/player?episode_id=18800355&amp;autoplay=false&amp;cover_image_url=https%3A%2F%2Fd3wo5wojvuv7l.cloudfront.net%2Fimages.spreaker.com%2Foriginal%2F5a931b9a137a0891fc11c0a2c4bf15c6.jpg" style="border: 0; top: 0; left: 0; width: 100%; height: 100%; position: absolute;"></iframe></div> <p dir="ltr"> </p> <p dir="ltr">“Hükümet üyelerinin Suriye’nin kuzeyine Ağustos’ta sürpriz müdahale olacağına dair gündemi sıcak tutmaları iki nedenle izah edilebilir: Birincisi Amerika üzerindeki baskı mekanizmasını canlı tutmak istiyorlar. Sürekli söyledikleri şey Fırat’ın doğusunda Menbic’te olduğu gibi oyalama taktiğine izin verilmeyeceği yönünde. </p> <p dir="ltr">İkincisi Erdoğan için endişe verici hale gelen iç gündemi baskılamak önemli. Bunun için Suriye ve Irak’taki sıcak gündemi öne çıkarma taktiği güdülüyor. Yeni partilerin kurulacak olması, ekonomik krizin etkilerini hissettirmeye başlaması daha büyük bir gürültüyü gerektiriyor. Dışarıdaki kriz bunun için kullanışlı. </p> <p dir="ltr">Ayrıca iktidar yerel seçim sonrası HDP ile CHP arasında gelişen yakınlaşmayı kendi bekası için büyük bir tehlike olarak görüyor. Bu yakınlaşmayı bloke etmenin yolu CHP’yi Suriye’ye müdahale gündemiyle felç etmektir. O yüzden Erdoğan ABD ile ortak mekanizma kurulmasına önem atfeden beyanatlarının üzerinden daha birkaç gün geçmeden müdahaleci söyleme geri döndü. Ancak ABD’nin buna izin vermesi beklenmiyor. Trump da artık seçim derdinde ve Türkiye’nin hatırına Kongre’yi daha fazla karşısına alamaz.</p> <p dir="ltr">CHP’nin Kürtlersiz Suriye konferansı ile çözüm önerisi Türkiye’de devletin içinden bir kanadın tercih ettiği stratejiyi yansıtıyor. Bu yaklaşım başından beri Esad ile masaya oturup 2011 öncesine dönüş seçeneğine dayanıyor. Ancak 2011’den sona oluşan saha gerçekliğinden çok uzak bir önerme. </p> <p dir="ltr">Suriye’nin neredeyse üçte birini kontrol eden bir yapıyı dışlayan ya da yok sayan bir müzakere masasının başarı şansı yok. Özünde Kürtlerin kazanımlarını dağıtma fikri yatıyor. Ancak bu kadar Kürt karşıtı bir yaklaşımın Suriye devletinde bile karşılığı yok.”</p> <hr /><p><strong>© Ahval Türkçe</strong></p> </div> </div> </div> </div> </div> </div> </div> Mon, 12 Aug 2019 20:03:35 +0000 fatih 55828 at https://ahvalnews.com Özel Haber Milli Piyango: İkramiyeyi kimin alacağına da mı iktidar karar verecek? https://ahval.me/tr/milli-piyango/milli-piyango-ikramiyeyi-kimin-alacagina-da-mi-iktidar-karar-verecek <div data-history-node-id="55760" class="layout layout--onecol"> <div class="layout__region layout__region--content"> <div class="field field--name-node-title field--type-ds field--label-hidden field--item"><h2> Milli Piyango: İkramiyeyi kimin alacağına da mı iktidar karar verecek? </h2> </div> <div class="field field--name-field-lp-paragraphs field--type-entity-reference-revisions field--label-above"> <div class="field--label">Components</div> <div class="field--items"> <div class="field--item"> <div class="paragraph paragraph--type--bp-simple paragraph--view-mode--default"> <div class="field field--name-bp-text field--type-text-long field--label-hidden field--item"><p dir="ltr">Geçtiğimiz yılın Ekim ayında Spor Toto Teşkilatı tarafından açılan spor bahisleri oyunlarının özelleştirilmesi ihalesini Turkcell bünyesindeki İnteltek şirketi kazandı. On yıllık süre için 200 milyar TL’lik hasılat teklifiyle ihaleyi kazanan İnteltek’in girdiği bu ihale, daha sonra iptal edildi.</p> <p dir="ltr">Spor Toto Teşkilat Başkanlığı’ndan ihalenin iptali ile ilgili olarak kamuoyuna şu açıklama yapılmıştı:</p> <blockquote> <p dir="ltr">“25 Ekim 2018 tarihinde Resmi Gazete'de ve Kamu İhale Bülteni'nde ilan edilen Spor Toto Teşkilat Başkanlığı tarafından Spor Müsabakalarına Dayalı Sabit İhtimalli ve Müşterek Bahis Oyunlarının Özel Hukuk Tüzel Kişilerine Yaptırılması İhalesi, ihaleye yalnız bir isteklinin teklif vermesi nedeniyle rekabetin sağlanamadığı değerlendirildiğinden iptal edilmiştir.”</p> </blockquote> <p dir="ltr">Daha sonra İddaa ihalesi bu yılın Şubat ayında yeniden açıldı. Dört grubun katıldığı ihalede iki grubun teklifleri uygun bulunmayarak baştan devre dışı bırakıldı. Geriye, o dönemde Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı olan Yıldırım Demirören’in sahibi olduğu Demirören Holding ile ABD-Las Vegas Merkezli Scientific Games’in oluşturduğu Şans Ortak Girişim ve yine Turkcell’in İnteltek’i kaldı.</p> <p dir="ltr">İhale komisyonu iki gruptan revize teklif aldıktan sonra ihalenin Demirören-Scientigic Games’in oluşturduğu Şans Ortak Girişim’de kaldığı açıklandı. </p> <p dir="ltr">Futbol bahislerinin oynandığı İddaa’nın TFF Başkanı'nda kalmasının etik olup olmadığı tartışmaları sonrasında Yıldırım Demirören TFF Başkanlığı’ndan istifa etse de 1 Haziran’da yapılan olağanüstü genel kurulda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın işareti ile TFF Başkanlığı’na tek aday olarak seçime katılan Limak Holding patronu ve Erdoğan’ın gözde müteahhitlerinden Nihat Özdemir TFF Başkanı oldu.</p> <p dir="ltr">2018 Nisan’ında Türkiye’nin en büyük medya grubu Doğan Medya’yı kamu bankası Ziraat’in sağladığı üç yılı ödemesiz 1 milyar dolar dolayındaki kredi ile satın alan Demirören Grubu’nun bu satın almadan dolayı büyük zarar ettiği, Demirören Medya Grubu’ndaki gazete ve televizyonların tiraj ve reyting kaybıyla ciddi ölçüde kan kaybettiği biliniyor.</p> <p dir="ltr">Son dönemde Demirören medyasının yine iktidarın kontrolündeki diğer medya grubu Sabah-ATV’nin sahibi Kalyon İnşaat-Zirve Holding’e devri ciddi şekilde ekonomi ve medya kulislerinde konuşuluyor. Nitekim, Demirören Medya Grubu’nda art arda yapılan yönetim değişiklikleri ve görevden almalar sonrası, Sabah-ATV’den Demirören Medya’nın üst yönetimine yapılan transferler bu iddiaları doğrular nitelikte.</p> <p dir="ltr">Bu süreçte bir başka önemli gelişme daha yaşandı. O da 1939 yılında ilk yerli ve milli uçağın yapımına kaynak sağlamak amacıyla kurulan ve o dönemdeki adı “Tayyare Piyangosu” olan 80 yıllık kamu şans oyunları kuruluşu Milli Piyango’nun (MP) satışıydı.</p> <p dir="ltr">2017 yılında Türkiye Varlık Fonu’na (TVF) devredilen MP’nin satışı için uluslararası danışmanlık kuruluşu Ernst&amp;Young’a yetki verildikten sonra, 10 yıl süreyle işletme, hasılat paylaşımının özel şirkete devri ihalesi açıldı.</p> <p dir="ltr">Geçtiğimiz hafta yapılan MP ihalesinde, medyasını geçen yıl Demirören’e satan Doğan Holding bünyesindeki Doğan Online en iddialı şirketlerden birisiydi. Davet usulü yapılan ihaleye, Doğan Online-Intralot, IGT, Sazka ve Demirören–Sisal Group teklif verdi.</p> <p dir="ltr">Futbol bahis oyunu İddaa’yı altı ay önce ABD’li ortağıyla 10 yıllığına kazanan Demirören, MP ihalesine de İtalyan Sisal Group ile oluşturduğu konsorsiyumla katıldı. </p> <p dir="ltr">İhale şartnamesinde ilk yıl için en az 7,5 milyar TL hasılat garantisi ve 10 yıl boyunca hasılatın enflasyon oranında artırılmasının garanti edilmesini talep eden hükümet, dört grubun katıldığı ilk oturumun ardından, ihale şartlarını değiştirdiğini firmalara bildirdi.</p> <p dir="ltr">Buna göre, katılımcılardan 2020’den itibaren 10 yıllık işletme süresi için bugünkü değeriyle asgari 28 milyar TL’lik (5,1 milyar dolar) “hasılat garantisi” talep edildiği bildirildi. Böylece katılımcı şirket ve konsorsiyumlardan yıllık asgari 9,5 milyar TL  (1,7 milyar dolar) hasılat payını TVF’ye ödemeyi taahhüt etmeleri istendi. İhale koşulları son anda değiştirilince, diğer üç katılımcı grup ihaleden çekildiler.</p> <p dir="ltr">Geriye sadece Demirören-Sisal kaldı ve değiştirilen yeni koşullarda teklifini verdi. Böylece MP ihalesinin Demirören-Sisal’de kaldığı açıklandı.</p> <p dir="ltr">Başta da değindiğim gibi, daha önce İnteltek’in kazandığı İddaa ihalesi “tek katılımcı olması ve rekabet sağlanamaması” gerekçesiyle iptal edilip, Şubat ayında tekrarlanarak Demirören-Scentific Games’e verilmişti. </p> <p dir="ltr">Buna karşılık MP ihalesinde ise son dakikada ihale koşulları değiştirilince üç katılımcı şirketin çekilmesi ve tek teklifin Demirören-Sisal’den gelmesine rağmen, ihale iptal edilmedi. İddaa ihalesinin iptal gerekçesi olan “rekabet sağlama” koşulu, MP ihalesinde aranmadı ve ihalenin sonuçlandığı açıklandı.</p> <p dir="ltr">Nitekim TVF yaptığı açıklamada, ihalede son tura kaç teklifin verildiği bilgisini paylaşmak yerine, “en iyi teklifin, 2020 yılı için 9 milyar 320 milyon lira ile İtalyan Sisal ve Demirören Grubu'na ait Şans Dijital ve İnteraktif Hizmetler AŞ'nin ortaklığıyla kurulan girişim grubuna ait olduğunu” belirtmekle yetindi.</p> <p dir="ltr">TVF’nin açıklamasında, ortaklığın bayi komisyonları da dahil olmak üzere yüzde 9,5 komisyon oranı teklif ettiği ve taahhüt ettiği 10 yıllık hasılatın bugünkü değerinin 28 milyar 119 milyon lira olduğu kaydedildi.</p> <p dir="ltr">MP ile birlikte Demirören Holding, Türkiye’deki her türlü bahis, şans oyunları ve piyango çekilişlerinde “özel tekel” konumuna gelirken, Türkiye’nin zarar etmeyen, en yüksek kâr ve hasılata sahip iki kuruluşunun da 2030 yılına kadar sahibi ve işletmecisi oldu.</p> <p dir="ltr">İktidara medya desteği için geçen yıl altına girdiği ağır kredi borcu ve katlandığı zararın telafisi için İddaa ve MP’nin Demirören’e verildiği, ihale koşullarının da buna göre “ayarlandığı” iddiaları ortaya atılırken, CHP Genel Başkan Yardımcısı ve parti sözcüsü Faik Öztrak ihaleleri incelemeye aldıklarını açıkladı.</p> <p dir="ltr">Öztrak, “Ekonomik krizin tam da ortasında, kimse bir şey alıp satmazken, bu devir neden yapıldı? Böyle zor bir dönemde devletin böylesine kârlı bir şirketi yangından mal kaçırır gibi alelacele elinden çıkarmak istemesi, üzerinde özellikle durulması gereken bir konu. Türkiye'nin tüm şans oyunlarının tek bir şirketin elinde toplanması oldukça düşündürücü. İhalenin tüm detaylarını ayrıntılarıyla inceleyeceğiz, tek katılımcıyla yapılan bu ihaleyi mercek altına alacağız” dedi.</p> <p dir="ltr">Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetim kurulu başkanı, damadı Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın başkanvekili olduğu TVF yönetim kurulu, MP ihalesini bu şekilde onayladığı takdirde, “Hemen Kazan, Sayısal Loto, Piyango, Şans Topu, On Numara ve Süper Loto” gibi şans oyunlarını oynatan MP, 10 yıl süreyle Demirören Holding tarafından işletilecek.</p> <p dir="ltr">Bugüne kadar özellikle her hafta on milyonlarca TL’lik ikramiyenin dağıtıldığı Sayısal Loto ve Süper Loto çekilişleriyle ilgili olarak, kazanan talihliler konusunda muhalefet milletvekillerince “şaibe” iddiaları ortaya atıldı, TBMM’ye araştırma-soruşturma önergeleri verildi. Ancak önergeler her seferinde AKP oylarıyla reddedildi.</p> <p dir="ltr">İkramiyelerin sıklıkla belli il ya da ilçelere çıkması, kuponların oynandığı bayilerin zaman zaman art arda aynı bayiler olması, muhalefet tarafından “şans oyunlarında manipülasyon yapıldığı” iddiasıyla gündeme taşınsa da muhalefetin bu iddiaları yanıtsız kaldı.</p> <p dir="ltr">Son olarak 2019 yılbaşı Milli Piyango çekilişinde 70 milyon TL’lik büyük ikramiyenin uzun yıllar sonra ilk kez tam bilete isabet etmesi ve bugüne kadar ikramiyeyi kazanan kişinin ortaya çıkmaması, muhalefet tarafından “biletin satılmadığı, ikramiyenin MP idaresinde kaldığı ve bunun kamuoyundan gizlendiği” iddiasıyla gündeme taşındı.</p> <p dir="ltr">Buna karşılık MP yönetimi geçen ay büyük ikramiyeyi kazanan bir kişinin kendilerini telefonla aradığını, parasını almaya geleceğini bildirdiğini açıklasa da şu ana kadar 70 milyon TL’nin (13 milyon dolar) talihlisi ortaya çıkmadı.</p> <p dir="ltr">Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen Demirören’in, geçen yıl satın aldığı Doğan Medya’yı tamamıyla iktidarın desteklenmesine tahsis etmesine karşılık, beklenen başarı sağlanamadı. </p> <p dir="ltr">Siyasi kulislerde medyasını iktidara tahsis eden Demirören’in şimdi de şans oyunları, bahisler ve çekilişlerdeki ikramiyeleri iktidarın kontrolünde dağıtacağı, büyük ikramiyelerin kamuoyuna ismi açıklanmayan iktidara yakın kişi ya da şirketlere çıkartılacağı yönündeki yaygın iddialar konuşulmaya başlanmış durumda. </p> <p dir="ltr">Muhalefet sözcüleri, çekilişlerde bugüne kadar zaman zaman dikkat çeken şaibe gölgesinin, şimdi bahis ve şans oyunlarında oluşan tekel sonrasında, daha da manipülasyona açık hale geldiğini öne sürüyorlar. Kamuoyunda “Talih Kuşu” olarak adlandırılan Milli Piyango ve diğer şans oyunlarında ikramiyelerin nereye ya da kime çıkacağına iktidarın karar vereceği iddiaları dillendiriliyor.</p> <p dir="ltr">Kamuoyunda oluşacak bu yönde bir algının ise MP’nin şans oyunları ve İddaa’nın spor bahislerine ilgiyi azaltacağı, manipülasyon algısının artması durumunda, hasılatın gerileyeceği ve devletin bu en kârlı şirketlerinin zarar etme noktasına gelmesi ihtimalinin söz konusu olacağı dile getiriliyor.</p> <hr /><p><strong>© Ahval Türkçe</strong></p> </div> </div> </div> </div> </div> </div> </div> Sun, 11 Aug 2019 20:14:37 +0000 fatih 55760 at https://ahvalnews.com Özel Haber Erdoğan’ın prensi 500 milyon dolar batırdı https://ahval.me/tr/ekonomi/erdoganin-prensi-500-milyon-dolar-batirdi <div data-history-node-id="55759" class="layout layout--onecol"> <div class="layout__region layout__region--content"> <div class="field field--name-node-title field--type-ds field--label-hidden field--item"><h2> Erdoğan’ın prensi 500 milyon dolar batırdı </h2> </div> <div class="field field--name-field-lp-paragraphs field--type-entity-reference-revisions field--label-above"> <div class="field--label">Components</div> <div class="field--items"> <div class="field--item"> <div class="paragraph paragraph--type--bp-simple paragraph--view-mode--default"> <div class="field field--name-bp-text field--type-text-long field--label-hidden field--item"><p dir="ltr">Ekonomik kriz nedeniyle yaşanan iflaslar ve batan krediler Türk bankacılık sektörünün karlılığına büyük bir darbe vurdu. Resmi bankacılık otoritesi BDDK’nin verdiği bilgilere göre yılın ilk yarısında sektörün toplam karı geçen yılın ilk yarısına göre ortalama yüzde 14 azaldı. </p> <p dir="ltr">Bu kar düşüklüğü yılın ilk altı ayında mali piyasalarda yaşanan dalgalanmalardan kaynaklanıyor. Ek olarak geçmiş dönemde verilen ve artık ödenmesi imkansız hale gelen krediler nedeniyle ayrılan karşılıklar da önemli bir etken.</p> <p dir="ltr">Bankaların bir bütün olarak yaşadığı bu performans düşüklüğüne karşın, içlerinden bir tanesi, diğerlerine fark atan rakamlarla ilk bakışta dikkat çekiyor. Bu banka ise Türkiye’nin en büyük ikinci kamu bankası konumunda bulunan Halk Bankası...</p> <p dir="ltr">Sektörde Ziraat ve İş Bankası’nın ardından üçüncü sırada yer alan bankanın net karı bu yılın ilk yarısında yüzde 67 gerileyerek 600 milyon liraya indi. Banka yılın ikinci çeyreğinde 440 milyar TL’lik aktif büyüklüğü ve 355 milyar liralık kredi ve menkul kıymet yatırımına karşı sadece 188 milyon TL gibi şaşırtıcı bir kar elde edebildi.</p> <p dir="ltr">Bilançosu incelendiğinde bankanın bu karlılık düşüşünde iki ayrı nedenin etkili olduğu anlaşılıyor. Birincisi Halkbank yılın ilk yarısında 1.8 milyar lira kambiyo zararı yazdı. Bu geçen yıla göre yedi kat fazla. Kağıt üzerinde dövizde açık pozisyonu bulunmayan bir bankanın bu kadar fazla kur zararı yazması tabii ki şaşırtıcı.</p> <p dir="ltr">Ancak Türkiye’de hemen herkes kamu bankalarının Merkez Bankası’nın döviz piyasasındaki operasyonlarında bir arka kapı olarak kullanıldığının farkında. Bunun bir sonucu olarak da kamu sermayeli Halkbank zarar etmiş olması normal bir sonuç.</p> <p dir="ltr">Öte yandan ülkenin, daha da çok AKP’nin siyasi hesaplarına göre şekillenen -ve elbette bu yüzden kimilerinin savunduğu- kirli döviz operasyonları, Halkbank’ın düşen karlılığını açıklamaya tek başına yetmiyor.</p> <p dir="ltr">Karlılıktaki düşüşte bir diğer ve daha büyük etken bankanın batan kredileri. Son üç ayda bankanın donuk, yani batan kredileri 3.15 milyar TL (yaklaşık 500 milyon dolar) arttı. Bu batıklarda yüzde 35’e yakın şok bir artış anlamına geliyor. Sektörde ortalama yüzde 12 olan batık kredi artışının üç katı hızda yükselişe işaret ediyor. İşte bu batıklar için yazılan zarar, bankanın kar düşüşünde en büyük payı oluşturuyor.</p> <p dir="ltr">Peki Halkbank’ın karını yiyen bu denli etkileyen sebep ne? Reuters terminalinde yer alan bir haberde Halkbank’ın düşen karı için aynen şu cümleler kullanılıyor:</p> <blockquote> <p dir="ltr">"Vakıf Yatırım'ın notunda Halkbank'ın ikinci çeyrekte takibe aldığı büyük ölçekli bir intikal nedeniyle karşılık giderlerinin artmasının net karı olumsuz etkilediği belirtilerek, ‘Karşılıkları muhasebeleştirme yönteminde değişikliğe gitmesi ve 385 milyon TL'lik serbest karşılığını iptal etmesi, karlılık üzerindeki negatif etkiyi sınırlamıştır’ denildi. Notta ticari zararın artmasının da çekirdek gelirlerini olumsuz etkilediği ifade edildi. </p> <p dir="ltr">İş Yatırım'ın değerlendirmesinde de "Bankanın öz kaynak karlılığı ise son derece düşük bir seviye olan yüzde 4 seviyesinde sürüyor.</p> <p dir="ltr">… Notta ayrıca, bankanın aktif kalitesinin de görece büyük bir enerji dosyasının takip hesaplarına atılmasıyla bir miktar bozulma gösterdiği ifade edildi."</p> </blockquote> <p dir="ltr">Görüldüğü üzere biri kamu olmak üzere Türkiye’nin iki önemli yatırım kuruluşunun Halkbank bilançosuna ilişkin raporunda da karlılığa etki eden faktörler arasında özel ve büyük bir krediden bahsediliyor.</p> <p dir="ltr">Vakıf Yatırım kar düşüşünün donuk kredilere ‘Büyük ölçüde bir intikal’ ederken, İş Yatırım da donuk kredilere intikal eden bu büyük kredinin enerji sektöründeki bir dosyadan kaynaklandığını vurguluyor.</p> <p dir="ltr">Piyasadan gelen bu yorumlar ise doğal olarak Halk Bankası’nın batan enerji kredisinin kime ait olduğu sorusunu gündeme getiren bir durum. Cevap arayışı ise bizi doğrudan arşive götürüyor ve internette de yer alan Sayıştay Raporu’nun eklerinde yer alan tespitlere götürüyor. </p> <p dir="ltr">2012’de kaleme alınan raporda bankanın geçmiş yıllarda YıldızlarSSS Holding (Yıldızlar Holding) olarak bilinen şirkete 450 milyon dolar kredi açtığı belirtilirken, mevcut durumda holding yöneticilerin kredi kartı ekstrelerini bile ödemediği tespiti yapılıyor.</p> <p dir="ltr">Böylece, AKP döneminde yıldızı adı gibi parlayan Yıldızlar Holding’e Halk Bankası’nın açtığı 450 milyon dolarlık kredinin zorda olduğu Sayıştay tarafından onaylanıyor. Ancak gürültü bundan sonra kopuyor. Çünkü Sayıştay, Yıldızlar’a açılan kredilerin zaten uzun süredir ödenmediğini saptıyor ve banka yönetiminin kredilerin vadesini defalarca uzattığı, hatta geçersiz teminatlarla gruba usulsüz ek krediler açtığını fark ediyor.</p> <p dir="ltr">Sayıştay’a göre, Yıldızlar’a açılan ek krediler karşılığında alınan teminatlar arasında yer alan bazı arazilerin zaten Hazine malı olduğu tespiti de var.</p> <p dir="ltr">Sayıştay ayrıca Yıldızlar Holding’in borçlarını ödeyememesinden kaynaklı bir el koymanın imkansız olduğunu, çünkü bu gruba kredi açan özel banka Akbank’ın, tüm mal varlıkları üzerine birinci dereceden ipotek koydurttuğunu ortaya çıkarıyor. Dolayısıyla şirketin iflası durumunda Halkbank’ın kredilerinin doğrudan zarara dönüşeceği kaydediliyor.</p> <p dir="ltr">Konu 2013 yılında medyaya yansırken, Halkbank Genel Müdürlüğü her seferinde yalanlama yapıyor ve kredide bir sorun olmadığı açıklıyor. Elbette AKP’nin ekonomiden sorumlu siyasi yetkilileri de öyle.</p> <p dir="ltr">Nihayetinde, üç gün önce açıklanan Halkbank’ın 2019 yılı ikinci çeyrek bilançosundaki rakamlar, bankanın bu dev batığını resmileştiriyor ve bankacılık uzmanları da değerlendirmelerinde buna yer veriyor.</p> <p dir="ltr">Gelelim Halkbank’ı 500 milyon dolar zarara sokan hikayenin devamı ve kahramanlarına...</p> <p dir="ltr">Yıldızlar Holding yaşadığı tüm sorunlara rağmen, internetteki resmi sitesine göre, bugün varlığını seramik, enerji-petrol, metalik madenler ve hizmet sektöründe sürdürüyor.</p> <p dir="ltr">Holding patronu Sebahattin Yıldız son olarak geçen yıl atv’de yayınlanan Ekopazar programında başarılı işadamı olarak övgüyle tanıtıldı.</p> <p dir="ltr">Parlak döneminde Eti Gümüş’ü de özelleştirmeden alan Holding’in devletten 2 bin 229 maden sahası ruhsatı edindiği ve ruhsata konu olan arazilerin Yalova ilinin 74 katı büyüklüğünde (Türkiye yüzölçümünün yüzde 3.8’i) olduğu belirtiliyordu. Ruhsatların ne olduğu bilinmiyor. Bu ruhsatlardan sağlanabilecek gelire rağmen Halkbank’ın krediyi olduğu gibi batık yazması da ayrı soru işareti olarak karşımıza çıkıyor…</p> <p dir="ltr">Yıldızlar Holding’e kredi açan bir diğer banka olan Akbank, Osmangazi Elektrik santraline açtığı kredinin tamamına yakınını teminatlara el koymalar ve çeşitli finansal operasyonlarla çıkardı...</p> <p dir="ltr">Holding’e teminatsız kredi açılması sırasında parayı ödeyen Banka Genel Müdürü olan Hüseyin Aydın şimdilerde Türkiye’nin en büyük bankası Ziraat’in Genel Müdürlüğü ve aynı zamanda Türkiye Bankalar Birliği Yönetim Kurulu Başkanlığı yapıyor. Aydın bankacılık sektöründe AKP Hükümeti politikalarının ve iktidara bağlı medyanın da en büyük destekçileri arasında bulunuyor…</p> <p dir="ltr">Açılan kredi nedeniyle 500 milyon dolara yakın zarar yazan Halk Bankası ise sermayesinin zayıfladığı gerekçesiyle bu yıl devlet tarafından yeniden sermayelendirildi.</p> <p dir="ltr">Hazine kamu bankalarına sermaye koymak için beş yıl vadeli ve yıllık yüzde 4.60 faizli, 3.3 milyar euro'luk tahvil satarak borç aldı. Bu paranın 900 milyon euro’su Halkbank’a sermaye olarak konuldu. Halkbank’a yapılan sermaye takviyesi 2024 yılında faiziyle birlikte toplam 1 milyar 107 milyon euro'ya ulaşacak.</p> <p dir="ltr">Yıldızlar Holding’deki kredi vurgununu yıllar önce ortaya çıkaran Sayıştay raporunu yazan ve bunu Meclis’e gönderenlerin ise akıbeti bilinmiyor…</p> <hr /><p dir="ltr"><strong>© Ahval Türkçe</strong></p> </div> </div> </div> </div> </div> </div> </div> Sun, 11 Aug 2019 20:12:55 +0000 fatih 55759 at https://ahvalnews.com Özel Haber Kurban Bayramı’na günler kala besiciler: İthal et hayvancılığı çökertti https://ahval.me/tr/kurban/kurban-bayramina-gunler-kala-besiciler-ithal-et-hayvanciligi-cokertti <div data-history-node-id="55536" class="layout layout--onecol"> <div class="layout__region layout__region--content"> <div class="field field--name-node-title field--type-ds field--label-hidden field--item"><h2> Kurban Bayramı’na günler kala besiciler: İthal et hayvancılığı çökertti </h2> </div> <div class="field field--name-field-lp-paragraphs field--type-entity-reference-revisions field--label-above"> <div class="field--label">Components</div> <div class="field--items"> <div class="field--item"> <div class="paragraph paragraph--type--bp-simple paragraph--view-mode--default"> <div class="field field--name-bp-text field--type-text-long field--label-hidden field--item"><p dir="ltr">Kurban Bayramı’na sayılı günler kala besiciler isyanda. Tarım, Orman Hayvancılık Bakanlığı “Bu sene ithal kurbanlık olmayacak, yerli besici kazansın” açıklamasının ardından İspanya’dan salgın hastalığın olduğu bölgeden İskenderun Limanı’na sahte evraklı 3 bin kurbanlık getirildi.</p> <p dir="ltr">Bakanlık hayvanların karantina altına alındığını açıklasa da halk tedirgin. Yine Kızılay’ın daha ucuza mal olduğu için Bosna Hersek ve Polonya’dan 6 bin büyükbaş kurbanlık getireceği basına yansıdı. Yem, saman, ilaç, mazot, ilaç ücretlerinin sürekli artması, dokuz yıldır sürekli et ithalatı sektördeki krizi derinleştirdi.</p> <p dir="ltr">Adana ve Hatay’da konuştuğumuz besiciler, hayvancılığın üreticiyi desteklemeyen yanlış devlet politikaları nedeniyle bitme noktasına geldiğinin altını çizdi.</p> <p dir="ltr">Son bir yıldır kendini her alanda hissettiren ekonomik kriz, hayvancılık sektörünü de vurdu. Besicilerin sorunlarına geçmeden önce; sektörün durumuna verilerle bir göz atmak lazım. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2019’un ilk çeyreğine ilişkin olarak kırmızı et üretim istatistiklerini açıkladı.</p> <p dir="ltr">Toplam kırmızı et üretimi bir önceki çeyreğe göre yüzde 18.6, bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 16.5 oranında azaldı. 2018 yılına ilişkin hayvansal üretim istatistiklerine göre, büyükbaş hayvan sayısı bir önceki yıla göre yüzde 6.9 artışla 17.2 milyona, küçükbaş hayvan sayısı da yüzde 4.1 yükselerek 46.1 milyona ulaştı.</p> <p dir="ltr">2018’in şubat ayında, 2017 yılına dair açıklanan Hayvansal Üretim İstatistikleri’ne göre ise; büyükbaş hayvan sayısı bir önceki yıla göre yüzde 13.2 artıyor. Hayvan varlığı her yıl artarken, et üretimi azalıyor. Bunun nedeni de ise karkas et ve canlı hayvan ihracatı. </p> <p dir="ltr">Besicilerin en çok iş yaptığı Kurban Bayramı’na sayılı günler kalmasına rağmen yüzler gülmüyor. Besiciler geçen yıl bin 250 lira olan kurbanlık koçu, bu yıl bin 500 liradan, 13 bin liradan satılan büyükbaş kurbanlığı ise 15 bin liradan satmaya başladı. Fakat yıl boyunca dolarda seyreden iniş-çıkışlı hal, girdilere gelen zamlar göz önüne alındığında besicinin yüzü yine gülmüyor.</p> <p dir="ltr">Bir çuval yemin 50 TL’den 85 TL’ye çıktığını, elektrik ve mazota ödedikleri ücretin ikiye katlandığının altını çizen besiciler, piyasadaki ithal etin de hayvancılığı bitirdiğini vurguluyor.  </p> <p dir="ltr">Besiciler ve hayvancılık örgütleri, hem hayvancılığı bitirdiği hem de ülkeye hastalık getirdiği için ithal kurbanlığa karşı çıkıyordu. Tarım, Orman ve Hayvancılık Bakanlığı bu sene ithal kurbanlık getirilmeyeceğini açıklamasına rağmen; bayrama sayılı günler kala İspanya’dan salgın hastalığın olduğu bölgeden İskenderun Limanı’na getirilen sahte evraklı 3 bin kurbanlık halkı tedirgin etti.</p> <p dir="ltr">Yine Kızılay’ın yurt dışında daha ucuza mal olduğu gerekçesiyle Polonya ve Bosna Hersek’te 6 bin büyükbaş kurbanlık ithal edeceği basına yansıdı. Bakanlığın ‘ithal kurbanlık olmayacak’ açıklamasıyla umutlanan besiciler, iç piyasaya giren ithal kurbanlıkları duyunca “Kurban Bayramı da dertlerimize çare olmayacak” diyor.  </p> <p dir="ltr"> </p> <p dir="ltr"><img src="https://lh3.googleusercontent.com/9K9zCIruSPRwrfaBQ-cM2aFg7qRTxUiQZ1CvRY4pGtV4RNN8fMZ6OyDxgYoArwThTqv8HbwCj8KYnbFDSrEbEJB4CqxJBwhmiUB0ItWPKu57vbwN9QFW9JklSPX1Lfh5aLNSAF92" /></p> <p dir="ltr"> </p> <p dir="ltr">Halkın çoğunluğunun geçimini tarım ve hayvancılıktan sağladığı Çukurova’da iflasın eşiğine gelen de var, aile bireylerini çalıştırarak işi götürmeye çalışan da krediyi krediyle kapatmaya çalışıp kepengi indiren de… Bizde Kurban Bayramı’na günler kala Ahvval olarak Adana ve Hataylı besicilerle konuştuk, sorunlarını dinledik.</p> <p dir="ltr">Devletin tarım ve hayvancılıkta izlediği yanlış politikalarla ekonomiyi çökerttiğini vurgulayan besiciler; elektrik, mazot, hayvan ilacı, saman, yem girdilerinin maliyetleri derken hayvancılığın bitirildiğini söylüyor.</p> <p dir="ltr">40 yıldır Hatay’ın Serinyol ilçesinde hayvancılıkla uğraşan Nurettin Uğur, “Bu işe tek bir hayvan ile başladım. Yavaş yavaş çoğalttım. Eskiden üç-beş hayvanım vardı, geçinebiliyordum. Şimdi 100 tane hayvanım var geçinemiyorum. Hayvanların ihtiyaçlarını karşılayabiliyorsam o ay şanslıyım” dedi.</p> <p dir="ltr">Bir çuval yemin 50 TL’den 80 TL’ye çıktığını vurgulayan Uğur: “Her şey pahalı. Saman ayrı para, yem ayrı. Elektrik, mazot. Bu giderler o kadar fazla ki üreticiye kar kalmıyor. Ben ayrıyeten sebze ekiyorum. Yoksa tek başına hayvancılıktan kazanamam. Baba mesleği başka meslek de bilmiyorum mecburen yapıyorum. Zahmeti fazla ama getirisi yok. Süt fiyatı düşük. Beni mandıraya mahkûm ediyorlar. Bana iyi bir fiyat versin ki ben de hevesle çalışayım. Sütü benden 1,5 TL’den alıyorlar, 4 TL satıyorlar” diye anlattı sorunlarını.</p> <p dir="ltr"> </p> <p dir="ltr"><img src="https://lh5.googleusercontent.com/_vSy_Er1NLtYxzZ08i8q_WwqRDub-SCC_m3xUpIzjF0b_tmA-E9cJqnHN50a-L_LD04VTFZzVNSZ-2FZpWqnlDtoOAOVCDKDCny5LgwGCmT7n4d71UAiMYydMaYjQWaYvsjS0R67" /></p> <p dir="ltr"> </p> <p dir="ltr">Geçen ay bin 200 TL’ye aldığı arpanın şimdi bin 600 TL olduğunu, samanın 60 kuruştan 1 TL’ye çıktığını vurgulayan üretici Nurettin Uğur, bu kadar masraflı ve yorucu iş olmasına rağmen devam ettiklerini ama devletin hem üretici desteklemediğini hem de yurtdışından getirdiği ithal etle üreticiye rakip olduğunun altını çizdi.</p> <p dir="ltr">Yanlış politikalar nedeniyle hayvancılığın bitirildiğini belirten Uğur, tanıdığı birçok üreticinin banka hacizleriyle boğuştuğuna vurgu yaptı.</p> <p dir="ltr">25 yıldır Serinyol’da besicilik yapan 71 yaşındaki Halil Kavukoğlu, hayvancılığın başlı başına zor bir meslek olduğunu, bu zorluğun yanına mazot, elektrik, hayvanların masrafları da eklenince besicilerin çıkmaza girdiğini söyledi.</p> <p dir="ltr"> </p> <p dir="ltr"><img src="https://lh3.googleusercontent.com/khIP3NgCm4lfNn8eDQjl6Ca3EGqWZuweUp3mwhvaIiyuStt_5b817ZIHNGu7q4gDVLUZBMPLf7nF3_173z1-lwmy__L8Jc5q-VFmS4MzK82KMyqgPKrq7AjtRrzr6ur8Yc_FRkea" /></p> <p dir="ltr"> </p> <p dir="ltr">Ayda bin 200 TL elektrik, 700 TL su faturası geldiğini, saman, yem fiyatlarının her ay değiştiğini belirten Kavukoğlu, “Biz üreticiler devlet tarafından destek alamazsak ayakta kalamayız. Ben şu an hayvanlarla kendim ilgileniyorum, işçi parasından kısıyorum. Çocuklarım ve eşleri yardım ediyor. Ama daha nerden kısayım? Hayvanlar çocuk gibi. Sen aç kalırsın ama hayvan aç kalamaz. Hastalandığında ilaç almak zorundayım, veteriner getirtmek zorundayım. Ve bunların hepsi masraf” dedi.</p> <p dir="ltr">Devletin et ve süt ithal etmek yerine kendi çiftçisini, üreticisini desteklemesi gerektiğine dikkat çeken Kavukoğlu, üreticinin sorunlarına çözüm bulunmasını talep ediyor. </p> <p dir="ltr">Güneyler Tarım ve Hayvancılık şirketi sahibi Cevdet Güney, 15 yıldır Hatay’da hayvancılık sektöründe faaliyet yürütüyor. Bir aile işletmesi olan Güneyler, kendi yemini üreten Hatay’ın önemli işletmelerinden.</p> <p dir="ltr">Birçok faaliyeti kendileri yapmalarına rağmen şirketin masraflarını dahi ucu ucuna karşıladığını söyleyen Cevdet Güney, “Bir hayvan için 24 ay uğraşıyoruz. Yemeği, temizlenmesi, doğumu, hastalığı, ilacı. 24 ay getiri almadan karşılıyoruz. Ben bu kadar emeğin sonunda bu işten zarar edersem bu işe neden devam edeyim” diye konuştu. </p> <p dir="ltr">Geçen sene bir çuval yemi 45-50 TL aldığını bu sene 85-90 TL’ye aldığını söyleyen Güney, yaşadığı sıkıntıları şöyle aktardı:</p> <blockquote> <p dir="ltr">“27 TL’ye mal ettiğim karkas eti 26 TL’ye satıyorum. Niye? Çünkü devlet dışarıdan et getiriyor. 30 TL’ye getirdiği eti 25 TL’ye satıyor. Ben devletle nasıl rekabet edeyim? İkincisi, devlet günübirlik piyasayı rahatlatmak için hem kendi zarar ediyor, hem de biz besiciler zarar ediyoruz. Bunu yapacağına hayvan besicisini desteklesin, üreticilerin kendi yemlerini üretmesi için yardımcı olsun. Hayvanların ilaç paralarını ucuzlatsın. Üretici rahatlarsa, et fiyatları ucuzlar; piyasa da rahatlar. İthalat başka ülkenin çiftçisine hizmettir aynı zamanda. Devlet başka ülkenin üreticisini kalkındıracağına kendi üreticisini kalkındırsın.” </p> </blockquote> <p dir="ltr">2012 yılında devletin 0 faizli kredi verdiğini fakat bu kredilerin hayvancılık işiyle uğraşanlara verilmediğini söyleyen Güney, “O dönem hayvancılık işine giren doktor, eczacılara verildi. Hayvan fiyatları düştü herkes zarar etti” dedi. </p> <p dir="ltr">Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın dişi hayvanların kesimini yasakladığını belirten Cevdet Güney, “İnsanlar süt hayvancılığında hayvanına bakamadığı için kesmek istiyor. Devlet bunu yasaklıyor ama bu sefer merdivenaltı kesim ortaya çıkıyor. Ve bu daha tehlikeli bir durum” diye konuştu.</p> <p dir="ltr">Hükümetin ekonomide, tarım hayvancılıkta günü kurtarmaktan öte gidemediğinin altını çizen Güney, ithalat hatasının ithalatla kapatılamayacağını, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın üreticiyi destekleyen, yanında olan bir duruş sergilemediği takdirde üreticinin de tüketicinin de sorunlarının çözülmeyeceğinin altını çizdi.</p> <p dir="ltr"> </p> <p dir="ltr"><img src="https://lh4.googleusercontent.com/g5TjXHBe6ufYtGm2NlDApxIwQ3jBWtSZlHJ7PNVBakCZzsSxU4L5ar9nHurOy5Blo23YmJrrCyOy9EzYkVSPP6pqd7Uzo4wu0S4tJUZLmo3M77U4LiQMzdxjBx9OdoRkHL9PMRpf" /></p> <p dir="ltr"> </p> <p dir="ltr">Hataylı Besici Selam Fırıncı, son 40 yıldır tüm hükümetlerin günü kurtarmaktan öte gitmediğini, 2010 yılında başlayan et ithalatıyla da yeni bir sürecin başladığını belirtti.</p> <p dir="ltr">Türkiye’de Erzurum, Ardahan, Kars başta olmak üzere hayvancılığa çok elverişli olduğunu ama bu elverişliliğin doğru değerlendirilmediğini aktaran Fırıncı, “Doğu Anadolu Sarısı, Güneydoğu Kırmızısı gibi ırklar vardı. Zaman içinde bu ırklar yok oldu. Bu bölgede hayvanın otladığı meralar sayesinde yem derdi de kalmıyordu. Eğer doğru bir politika izlenmiş olsaydı, hayvancılıkta çok iyi bir noktaya gelebilirdik. Et, yem, süt, tarım ürünleri ithalatı demek; üretmeyen, dışa bağımlı bir ülke demek aynı zamanda. Şu an geldiğimiz nokta budur” şeklinde konuştu. </p> <p dir="ltr">Sütün bakanlıkça belirlenen fiyata satılmadığını söyleyen Fırıncı, “Bakanlık fiyatı 2 TL ama piyasada 1,40’tan satılıyor. Elektrik ucuzlasın, ilaç ucuzlasın, SSK prim desteği olsun, meralar açılsın; o zaman 2 TL’den satılır süt. Üretici de nefes alır” dedi. </p> <p dir="ltr">Uruguay’dan et ithalatı fiyatını aktaran Fırıncı şöyle devam etti:</p> <blockquote> <p dir="ltr">“330+KDV satılıyor. Kars’tan en kaliteli buzağıyı bu fiyatın altına alırlar. Yerli üretici kazanır. Hem başka ülke besleniyor hem de daha maliyetli. Bir de şuna değinmek istiyorum. Dışarıdan her gelen hayvan bir floradır. Milyonlarca hayvan ve bu hayvanlardan gelen bakteri var. Şap hastalığı çıktı bir ara. Bu Türkiye’de olan bir hastalık değil. Bu hastalık Güney Amerika’dan geldi. Tarım ve hayvancılık sorununun çözümünün sağlam bir siyasi irade ve üretici desteklemekten geçtiğine inanıyorum.”</p> </blockquote> <p dir="ltr">20 yıldır Adana’da besicilik yapan Adnan Karakaş, krizden etkilenip, iflas bayrağını çeken besicilerden.</p> <p dir="ltr">Karakaş; yem, saman fiyatlarındaki artış, devletin dışarıdan et getirmesinin işletmelerinin iflas etmesine neden olduğunu belirterek, “Adana sıcak bölge hayvanlara iyi bakılması lazım. İlaçlar dolara endeksli, pahalı. Biz ilaçlarını düzenli alamıyorduk. Samanı, yemi, temizliği derken karşılayamadık. Bu yüzden bankadan kredi çektik ama kar edemedik. Borcu kapatmak için başka bankadan kredi çektik. Bir süre daha gitti öyle. Fabrikaya süt veriyorduk, karşılığında yem alıyorduk. O kadar sıkıntılı bir duruma düştük. En son elimizdeki mallar da gitti, iflas ettik” diye anlattı. </p> <p dir="ltr">Adana’da küçük çaplı besicilik yapan Sadık Tan, yem, saman, elektrik, su fiyatlarının arttığını ama süt fiyatının yerinde kaldığını söyledi. Hayvancılıkta da aracıların kazandığına vurgu yapan Tan, “Sebze halindeki komisyoncular gibi aracılar asıl parayı kazanıyor. Üretici o kadar emek veriyor. Ama kendimizi bile zor geçindiriyoruz. Şu an hayvanlarıma borç alarak bakabiliyorum. 1,40’dan süt satıyorum. Markette 4 TL’ye satılıyor. Arada uçurum fark var. Üretici nasıl kar etsin?” diye sordu. </p> <p dir="ltr">Tarım ve hayvancılıkta yanış politikalardan etkilenen bir taraf da yıpranma payları ellerinden alınan veteriner hekimler. Veteriner hekimlerin sorunların ve üreticinin yaşadığı krizden kendilerinin nasıl etkilendiğini Hatay Veteriner Hekimler Oda Başkanı Yahya Hamurcu’ya sorduk.</p> <p dir="ltr">Ahırlarda hayvanı tedavi ederken tekmeyle yaralanma, bulaşıcı hastalığa maruz kalma, çalışma yeri olan çiftliklere giderken kaza yapma riskiyle karşı karşıya kaldıklarını belirten Hamurcu, “Basına pek yansımasa da bazen hastaların fiziki saldırılarına maruz kalıyoruz. Bunun yanı sıra tedavi yerine giderken harcadığımız mazot çok fazla. Biz bu ücreti çiftlik sahiplerinden almak zorunda kalıyoruz. Bu da üreticiyle bizim aramıza mesafe koyuyor. Masraf olduğu için hayvan hastalandığında çağırmıyor. Bu durum iki taraf için de sıkıntılı” şeklinde aktardı.     </p> <p dir="ltr">Çiftçilerin sorunlarının kendilerini de direkt etkilediğini aktaran Hamurcu:</p> <blockquote> <p dir="ltr">“Girdi maliyetlerinin yüksek olması üretilen ürünün arzu edilen fiyatta satılamaması bu sektörden kaçışa neden oluyor. Son yıllarda hem hayvan sayısında hem de bu işi yapanların sayısında ciddi bir düşüş var. Bu da beraberinde işsizliği ve veteriner hekimlerim çalışma alanlarının daralmasını getiriyor. Üreticinin ekonomisinin sıkıntılı olması bizi direkt etkiliyor. Veteriner hekimlerin üreticiden alacağı ciddi bir borç stoku oluyor. Bu da veteriner hekimleri zor durumda bırakan önemli meselelerden bir tanesi. Bugün buzağı ithalatına neden olan buzağı ölümlerinin bir kısmı hasta ve hekimleri buluşturduğumuz takdirde sorun azalacaktır.”</p> </blockquote> <hr /><p><strong>© Ahval Türkçe</strong></p> </div> </div> </div> </div> </div> </div> </div> Thu, 08 Aug 2019 20:19:04 +0000 fatih 55536 at https://ahvalnews.com Özel Haber