Zülfikar Doğan
Şub 22 2018

26 madde ve 100 saat mesaiye ne gerek vardı, 1 madde yeterdi!

Ankara- MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 2019’daki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde MHP’nin aday göstermeyeceğini ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı destekleyeceğini ilan etmesinden sonra gündeme gelen AK Parti-MHP seçim ittifakı çalışmaları için oluşturulan “Milli Mutabakat” komisyonu, hazırladığı 26 maddelik yasa değişikliği teklifini dün TBMM Başkanlığı’na sundu.

TBMM Anayasa ve Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Şentop ile MHP Genel Sekreter Yardımcısı Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı, TBMM Basın Bürosunda gazetecilerin önüne çıkarak, dört yasada (Milletvekili Seçimi Kanunu, Mahalli İdareler Kanunu, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Kanunu, Siyasi Partiler Kanunu) yapılacak 26 maddelik AK Parti-MHP ortak değişiklik teklifinin ayrıntılarını paylaştılar.

Açıklamalar, sorular ve cevaplardan sonra, toplantı sona ererken, gazeteciler kendi aralarında şu sohbeti yapıyorlardı; Aslında şu soruyu sormak gerekirdi; 26 maddelik yasaya, 100 saat mesai harcamaya ne gerek vardı ki?

“Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti’nin seçim kaybetmemesi için her şey sonuna kadar yapılacak, Anayasa ve yasalar bu çerçevede yok sayılacak, engel olamayacak, MHP ve ittifaka katılırsa BBP için seçim barajı yok varsayılacak, AK Parti’den artacak artık oylarla da müttefik partilere birkaç milletvekilliği hibe edilecektir.” diye tek maddelik yasa yeterdi.

Ama bu soruyu hangi gazeteci soracak?

Getirilen değişiklik önerileri ile seçim ittifakını oluşturan partilerin aldıkları oy oranı ittifakın aldığı toplam geçerli oy üzerinden hesaplanacak. İttifakın oyları yüzde 10’luk seçim barajını aştığı takdirde, ittifaka dahil tüm partiler otomatik şekilde barajı aşmış sayılacak.

İttifakın toplam oyu üzerinden çıkarttığı milletvekili sayısı hesaplanacak. Ardından, ittifakı oluşturan partilerin aldıkları geçerli oy sayısı üzerinden yapılacak d’hont yöntemiyle hesaplama sonrasında,  ittifak partilerinin milletvekili sayıları ayrı ayrı belirlenecek.

Dolayısıyla son anketlerde baraj altında görünen MHP’nin baraj sorunu çözümlenirken, bugüne kadar seçimlerde yüzde 1-2 düzeyinde gezinen, anketlerde de sürekli “diğer” sütununda yer alan Büyük Birlik Partisi (BBP) birkaç milletvekili çıkartma olanağına kavuşacak.

Bunun yanı sıra ittifakın toplam oyu baraja esas alınacağı için de ittifaka dahil tüm partilerin Hazine yardımından yararlanması olanağı söz konusu olacak.

Tabii AK Parti ve MHP kurmayları bu sistemi, “istikrar” adına savunuyorlar. Ancak değişiklikler arasında öyle düzenlemeler var ki, sandık güvenliği, geçerli ve geçersiz oy ayrımı, Yüksek Seçim Kurulu’na verilen “ucu açık” seçim bölgelerinin birleştirilmesi ve sandıkların taşınması yetkisi bunlar arasında en dikkat çekenler.

Ayrıca seyyar seçim kurullarının oluşturulması ve seyyar sandık uygulaması, seçmen kütükler ile ilgili düzenlemelerle, aynı adreste oturan seçmenlerin bile farklı seçim bölgelerine ve sandıklara kaydırılabilmesiyle, aynı apartmanda oturanların bile o adreste kimlerin seçmen yazıldığını ve oy kullandığını tespit etmesi olanağının ortadan kaldırılması, 16 Nisan 2017’deki Anayasa referandumunu tartışmalı ve şaibeli hale getiren “mühürsüz oyların ve zarfların geçerli sayılması” kararının, şimdi yasa hükmü haline getirilerek, bu yolun ardına kadar açılması, vs…

24 Şubat Cumartesi günü 81 ilin baro başkanlarını ve üyelerini Ankara’da toplantıya çağıran Türkiye Barolar Birliği Başkanı (TBB) Metin Feyzioğlu’nun baş danışmanı, Hukuk Profesörü ve eski TBMM Genel Sekreteri Necdet Basa, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bu değişiklik teklifi Türkiye’yi bir muz Cumhuriyeti kimliğine büründürmeyi, hukuk, yasa, anayasa vb. kavramları tümden silip süpürmeyi hedefleyen, amacı diktatörlüğe yasal görünüm hazırlamak olan bir teklif…

Saddam da seçim yapıyordu, Esad ta yapıyordu, şimdi Mart ayında Sisi de seçim yapacak.  Herkesi susturup, sonucu belli seçimler yapmak, zaten diktatörlerin en sevdiği ve yüzde 80-90 oylarla kendilerini tescil ettirdikleri bir yöntem.”

Prof. Basa, getirilen değişiklik teklifinin, AK Parti’nin iktidarı kaybetme ihtimalini arttığını görmesinin verdiği panik ve endişenin yansıması olduğu görüşünü dile getirerek Ahval’e şunları söyledi:

“Öncelikle bu teklif, AKP’nin de MHP’nin de,  MHP’nin baraj altında kalacağından artık çok emin olmalarının sonucu.  MHP ve Bahçeli’yi kurtarmanın yanı sıra,  küsurat partilerini de kendisine bağlayıp, yanına çekerek, 1-2 milletvekilliği ve Hazine yardımıyla taltif edecekler.  

Yani ittifaka giren, yüzde 0,5 oy bile alsa, vekil çıkartmış olacak. Bunun yasaya, anayasanın eşitlik ilkesine, siyasi partiler yasasına aykırı olduğu çok aşikâr. Diğer tarafta ittifaka dahil olmayan, %9,99 oy da alsa vekil çıkartamayacak, baraj altında ve TBMM dışında kalmış olacak. Bir tür nalıncı keseri düzenlemesi. Tüm sistem ittifak-koalisyon üzerine oturtuluyor. Ne yapılabilir, YSK’ya mı güveneceğiz? Anayasa Mahkemesi’ne mi güveneceğiz? Halleri ortada. Tüm bunların çok açık şekilde halka anlatılması lâzım.”

 Yüksek Seçim Kurulu’nun son olarak ilan ettiği seçime katılmaya hak kazanan siyasi partiler listesinde yer vermediği İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Prof. Ümit Özdağ ise AK Parti-MHP arasındaki birlikteliği “kirli ittifak” diye nitelendiriyor.

Türkiye’nin hızla demokrasiden uzaklaştırıldığını öne süren Özdağ, şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Yıllardır koalisyona karşı olduklarını söyleyenler, şimdi peşinen koalisyon ipine sarıldılar. 16 Nisan 2017’deki kirli referandum gecesinde, sandıklarla birlikte YSK’da kaçırıldı. O kirli referandum gecesi YSK meclisin hakkını ve milletin iradesini gasp etmişti. Şimdi bu yasa teklifiyle, YSK’nın gasp ettiklerini meşrulaştırıyorlar.

Bu yasa değişikliği teklifi, halktan korkanların, milletten kaçanların, kapalı kapılar ardında, millet iradesine karşı kurdukları bir tezgâh ve tuzaktır. 16 Nisan gecesi nasıl dört milletvekili arkadaşımla direndiysek, şimdi de İYİ Parti olarak bu kirli ittifakın entrikalarına sonuna kadar direneceğiz. Millet iradesini çaldırmayacağız.”

Değişiklik teklifinde, güvenlik gerekçesiyle, seçim bölgelerini birleştirme ve sandıkların belirlenecek başka bölgelere taşınması konusunda seçim tarihinden bir ay öncesine kadar YSK’ya düzenleme yetkisi veriliyor.  

Bu madde ağırlıkla herkesin aklında Doğu ve Güneydoğu’yu terör olaylarını getiriyor. Ancak bu ucu açık yetkinin Ankara, İstanbul, Adana, Mersin, İzmir, Antalya vb. büyük şehirlerde de uygulanması önünde bir engel yok.

Polisin sık sık operasyon düzenlediği, İstanbul Gazi Mahallesi, Sultangazi, Gülsuyu vb., Ankara’da Tuzluçayır, Dikmen, Adana ve Mersin’de Güneydoğu’dan göç edenlerin yoğunlukla yerleştiği semtler için de bu yetkinin kullanılması, seçim bölgelerinin birleştirilerek, sandıkların taşınması söz konusu olabilecek.

Dolayısıyla valilerin YSK’ya yapacağı başvurularla, seçim bölgeleri seçime bir ay kala değişebilecek. Seçmen ve sandık taşımalar gündeme gelecek. Kura çekimiyle belirlenecek olsa da, sandık kurulu başkanlarının tümünün kamu görevlisi olma zorunluluğunun yanında, YSK ve İlçe Seçim Kurulu mührü taşıması kaydıyla, sandık kurullarınca mühürlenmemiş oy pusulası ve zarfların geçerli sayılmasının yasallaştırılması adımı, şimdiden şaibe, mükerrer oy, sahte oy tartışmalarını başlatmış durumda.

HDP’li Ayhan Bilgen, Ahval’e aktardığı değerlendirmelerinde, bu düzenlemelerin öncesinde, Türkiye’nin OHAL ortamında, ciddi risk altında siyaset yapılan bir ülke konumuna geldiğini belirtiyor. Bilgen, hedeflenenin “İki kutuplu bir toplumsal ortamı tetikleyecek düzenlemeleri hayata geçirerek, 16 Nisan referandumuyla amaçlanan iki partili bir sistemin önünü açmak olduğunu, kendi ittifakları dışındakileri de ya ittifaka ya da siyaset dışına itmeyi zorladıklarını, bunun Türkiye için son derece ağır riskler içerdiğini” dile getiriyor.

Asıl amacın HDP’yi Türkiye’de siyasi denklemin dışına çıkartmak olduğunu savunan Bilgen’e göre, seçmen ve halk ne yapılmak istendiğinin farkında ve geçmişte de bu tür girişimlere karşı, kimsenin ummadığı yanıtlar verebileceğini gösterdi.

Ayhan Bilgen, seçim bölgeleri ve sandıkların birleştirilmesinin tamamıyla HDP’yi ve diğer muhalefeti hedef aldığını öne sürerken “Baraj düzenlemesiyle, birilerini kollayıp kurtarmayı, ittifak dışındakiler içinse, siyaseten var olmayı zorlaştırmayı amaçlıyorlar.  Her ihbar eden silahlı güvenlik güçlerini sandık başına çağırabilecek. Silahlı güvenlik görevlilerine tanınan bu yetkilerle, kendilerine oy vermeyeceklerini düşündüklerini, polis ve silah zoruyla, korkutmak, sandıktan kaçırıp, uzaklaştırmayı öngörüyorlar.” diyor.

İttifak yasası teklifine karşı, TBMM’de, komisyonlarda, her türlü direnci sonuna kadar göstereceklerini belirten CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç ise MYK’da da Genel Başkan Kılçdaroğlu’nun talimatının bu yönde olduğunu söyledi. Özkoç, AK Parti’nin artık tek başına iktidarı sürdürme olanağının kalmadığını çok iyi bildiğini bu yüzden de daha önce söylediklerinin tam tersini yapma, koalisyon ve ittifak peşinde koşma konumuna geldiğini öne sürdü.

Özkoç, mühürsüz oylara yaptıkları itirazların haklılığı ve yasa dışılığının, şimdi getirilen teklifte yer alan düzenlemeyle itiraf edildiğini, yasal kılıf uydurulmaya çalışıldığını kaydederek şöyle dedi:

“Kurmayı amaçladıkları, parti devletinin, AKP’nin memurları sandık başkanı olacak. Sandıkta gördüğü bir haksızlığa müdahale etmek isteyenleri, hemen ihbar edip, polis çağıracaklar, sandıktan uzaklaştıracaklar. Bunun da adına seçim diyecekler. Genel Kurul’da da, komisyonlarda da her türlü mücadeleyi sonuna kadar vereceğiz.”

Seçim ya da siyasi partiler arasında kurulan ittifakların her zaman istenilen ve beklenen sonuçları vermediğini hatırlatan Gezici Araştırma Genel Müdürü Murat Gezici ise “Bu ittifakın sonu hüsran da olabilir” görüşünde.

Rakamsal değerlerle konuşabilmek için bu ittifak düzenlemesinden sonra bir araştırma yapacaklarını ve sonuçlarını paylaşacaklarını ifade eden Gezici, şu tespit ve gözlemlerini dile getirdi:

“Cumhuriyet tarihinde daha öncede bu ittifaklar yapıldı ve toplumsal anlamda sonuçları kötü oldu. İlk ittifak 31 Mart 1975 yılında Süleyman Demirel tarafından sağ partileri birleştirerek yapıldı. Bu ittifak, ülkede kutuplaşmayı ve sokaklarda şiddeti arttırdı.

O dönemde yapılan bu ittifak, ülkeyi 12 Eylül darbesine götürdü. Ülkede ki halihazırdaki kutuplaşmayı düşünecek olursak, şu anda da durumun farklı olmayacağını düşünüyorum. AKP %50+1'i MHP ise barajı geçmeyi garantilemek için bunu istiyor.

Ve bu şekilde mecliste çoğunluğu elde edeceklerini düşünüyorlar ama unutmasınlar ki CHP'nin iktidar olmasını önlemek için 1975'te yapılan 1. MC bunun önüne geçememiş, 1977 seçimlerinde CHP % 42,39 oy oranı ve 213 Milletvekili sayısıyla birinci çıkmıştır. Kolluk kuvvetlerinin çağrılabilmesi, baskı altında oy kullanılacağını ve mühürsüz oylar ise şimdiden şaibeyi oluşturmuş olacağı için gölge düşürebilir. Tüm bunlar demokratik ve adil bir seçim sisteminden uzak uygulamalar olabilir.”

Gezici’nin verdiği örnekte olduğu gibi Milliyetçi Cephe’yi oluşturan dört partinin ittifakına rağmen Ecevit’in başında bulunduğu CHP seçimlerden zaferle çıkmıştı.

Şimdi de Milli Mutabakat ve Cumhur İttifakı’yla Milli-Gayrı Milli Kutuplaştırma çabası öne çıkıyor. Diğer yandan anayasa referandumunda 15 Temmuz darbesini ve sonlandırılan çözüm sürecini, Evet-Hayır yarışında tüm devlet olanaklarıyla kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP, şimdi de Afrin Operasyonu’nun yarattığı rüzgârı, ittifakın arkasına almayı öngörüyor.

Hükümete yakın medya ve yazarlar, Zeytin Dalı Operasyonu’nun Erdoğan ve AK Parti oylarında yükselişe yol açtığını savunuyor. Ancak burada da yine Ecevit örneğini hatırlamak gerekiyor. 1974’te Kıbrıs Fatihi olan Ecevit, daha sonra ekonomik açmazlarla iktidarı kaybetti.

Aynı Ecevit, Abdullah Öcalan’ın Kenya’da yakalanıp getirilmesiyle yakaladığı rüzgârla da, 1999 seçimlerinden birinci çıktı ama 2001 ekonomik krizi kendi partisiyle birlikte, hükümet ortaklarını da TBMM dışına itti.

Şimdi de ekonomide ağırlaşan sorunlar, Zeytin Dalı operasyonunun gölgesinde kalsa da harekâtın sağladığı rüzgârın 2019 Kasım’ına kadar sürmesi ve ittifakla seçim zaferi elde etme hedefini tersine çevirmesi, geçmiş örneklerde de görüldüğü gibi hiç de zayıf bir ihtimal değil.