Doç. Sinan Ciddi: Türkiye, bir şahsın ve etrafına toplananların mülkü değildir, olamaz

Türkiye nereye gidiyor? Herkesin aklında büyüyen soru bu. Son haftalarda bekçi yasası, rekabet yasası, sosyal medya daraltma projeleri ve barolarla derinleşen sürtüşme gibi konular, zihinleri meşgul ediyor. Ülke nasıl bu noktaya geldi? Hangi eşikler otoriterleşmeye hız verdi? Tünelin ucunda ışık var mı?

Uzun yıllardır Washington'da Türkiye'yi mercek altında tutan ABD Deniz Piyadeleri Üniversitesi öğretim üyesi Doç Sinan Ciddi, Ahval Genel Yayın Yönetmeni Yavuz Baydar ile Türkiye'nin çalkantılı günlerini tartışıyor.

Ciddi'nin açıklamalarının satır başları şöyle:

"İktidarın gözü kara. Meşuriyet alanları daraldıkça aldıkları tüm adımlar ileri yönelik. Duraklayıp, orta yol bulma, halkı dinleme, muhalif gruplarla diyaloga girmeleri durumunda başları derde girecek. Halkı temsil ederek, Türkiye'nin çıkarlarını gözeterek bir yol almaya kalkarlarsa kartlardan yapılmış evin yıkılma şansı yüksek. Yargı bağımsızlığını bir daha ortaya koyamazsınız. Kaldı ki böyle bir yargı bağımsızlığı iktidarın peşinden gider. Neredeyse 18 yıllık bir yolsuzluk silsilesi var arkalarında.

Bırakılan izler kalıcıdır. Soma'da insanların tekmelenmesi, darbe sonrası toplu işten çıkarmalar, özel mülke el konulması gibi. İktidar bunları fütursuzca, küstahça yapıyor. Çekinecek bir şeyi kalmadı, bütün köprüler atıldı. Bir şahsın ya da bir iktidarın, 'Ben böyle istiyorum, böyle olacak' demesi Türkiye Cumhuriyeti tarihi değil gelişmiş medeniyet tarihinde olmayan bir haktır. Meclis'in duvarında yazıyor, 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' diye.

Şu anda bir liderin iki dudağının arasından çıkanı yerine getirmek için hazır bekleyen bir ordu türedi: Yandaş medya, akademik kadro gibi. Yarın seçim olsa Türkiye'de yüzde 30-35'lik bir kitle oy verse iktidara, iktidar istediği yönetim şeklini, yasaları çoğunluğun üzerine empoze etmekten çekinmeyecek. Bu kabul edilebilir bir durum değil. 2023'e böyle gidiyoruz.

Demokratik çözülme 2010 referandumu ile başladı. Adli sisteme yapılan müdahale çok önemliydi. Anayasa'da yapılan değişiklikler bir paket halinde halka sunuldu. Bir çok değişiklik de adli sisteme doğrudan siyasi müdahaleyi getirdi. Türkiye'nin siyasi sistemine yönelik darbe, vesayeti bitirme şemsiyesi adı altında, iktidara yandaş yargı mensuplarını getirmekle başladı. İktidar hiçbir zaman siyasi muhalefetten bir tehdit görmedi. Nereden korktukları muhalefeti gördüler?

Bir yargı darbesi ile siyasetten men edilme, kapatılma davası gibi şeylerden çok korktular. İkincisi, silahlı kuvvetlerin MGK çerçevesi altında kendilerine tehdit olabileceğini hissettiler ve önlem almaya çalıştılar. Yargıyı ve orduyu bu nedenle kontrol etmeye çalıştılar. Devlet kurumlarını tasfiye etme düşüncesine girdiler. Çünkü bunun karşılığında bir bedel ödemediler.

Ben barışçıl bir şekilde iktidar transferi görmekten son derece zorlanıyorum. 2015 Haziran seçimlerinden sonra çok net bir tablo çıktı ortaya. Artık bir koalisyona gidilmesi lazım vs. Türkiye'de barışçıl bir şekilde iktidar değişimi olabileceği artık bir seçenek değil. (Bu iktidarın seçimle gitmesi) mümkün değil."

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar