‘Geçmişi olmayan gazetecilik’ sorunu ve ‘SETA andıcı’: ‘Bakalım başımıza daha neler gelecek’

Teknofilia’da Erkan Saka ile bu bölümde Columbia Üniversitesi Tow Dijital Gazetecilik Merkezi tarafından Sharon Ringel ve Angela Woodall imzasıyla yayımlanan raporu ve SETA’nın uluslararası tepkilere de yol açan ‘medya andıcı’nı ele aldık.

Erkan Saka’nın P24’teki yazısında da etraflıca irdelediği “Dijital gazeteciliğin arşiv sorunu” aslında çok üzerine düşülmeyen önemli bir mesele olarak önümüze çıkıyor.

Yazılı basının yavaş yavaş dijitale evrilmesiyle üretilen içeriklerin muhafazası da ayrı bir önem arz ediyor. 

Erkan Saka, “100 yıl öncesinin basınında bir habere ulaşmak mümkünken internet sonrası dönemde dijital olarak yayınlanmış bir habere ulaşmak imkânsız hale gelebiliyor” diyor ve ekliyor:

“Bu biraz ‘birinci dünya’ derdi gibi gözükebilir ama dijital gazeteciliğe emek vermiş her vatandaşın gündemine alması gereken sorunsallardan biri hâline geliyor bile.” 

Columbia Üniversitesi Tow Gazetecilik raporunun ana bulgusu, yalnızca dijitalde var olan haber kuruluşlarının basılı yayınlarla karşılaştırıldığında içerik korumasına daha az duyarlı olduğu yönünde. 

İçeriğin korunması daha çok üçüncü partilere ya da Facebook gibi platformlara bırakılmış durumda. Ancak bunların içerik korunmasında gazetecilik prensiplerini dikkate alması pek de beklenecek bir durum değil. 

Saka’nın aktardığına göre, görüşme yapılan gazetecilerin çoğu arşivleme/içerik koruma bağlamında Internet Archive’a atıfta bulunmuş. Bu platform hayatî bir rol oynasa da web arşivlemesini sınırlı düzeyde yapabiliyor ve yayınlanmış içeriğin ancak bir kısmını arşivlemiş oluyor. 

Görüşme yapılan gazetecilerin çoğu haberlerini “yedeklediklerini”, bunların kamuya açık olmadığını belirtmişler. 

Araştırmacılar gazetecilerin yedekleme ile arşivleme arasındaki farkı fark etmediklerini yine aynı şekilde depolama (storage) ile saklama (preservation) arasındaki farkla da ilgilenmediklerini inanmışlar. Bu durumda çoğu gazeteci için Google Drive, Amazon bulut hizmetleri ve kendi şirketlerinin içerik yönetim sistemleri arşivle aynı anlama gelmiş oluyor. 

Saka, “Oysa bunlar yalnızca depolama mekanizmaları ve sahte bir güvenlik hissi yaratıyorlar. Arşiv uzmanlarının belirttiği üzere Internet Archive gibi kurumlar geleneksel arşiv pratiklerine uygun hareket etmiyor ve daha da önemlisi her şeyi korumaya çalışmıyorlar” görüşünü dile getiriyor.

Bahsedilen raporda dijital arşivcilikle ilgili alt başlıklar şöyle sıralanıyor: 

Platformların ötesindeki işbirlikleri: Örneğin gazete blogları. Birçok okuyucu gönüllü olarak blog açtılar, bazen habercilik yaptılar. Medya kuruluşu böyle bir programdan vazgeçince üretilen içeriği arşivlemeyle uğraşmıyorlar ve içerik kaybolup gidiyor. 

Kodlar: Medya kuruluşlarının kullandığı uygulamaların kodları. Gelecekte bunlara erişim olmazsa içeriğe nasıl erişilecek? GitHub gibi yerlerde kodlar depolanabiliyor ama yine de kod değişikliği sonucu içeriğe erişimin mümkün olamayacağı durumlar olacaktır. 

Yorumlar: 2000’lerin ortalarına kadar medya kuruluşları okuyucularını yorum yapmaya teşvik ediyordu. Ancak malum nedenlerden dolayı yorumlar artık teşvik edilmiyor. Yine de yapılmış ve yapılacak olan yorumların arşivlenmesi de içeriğin bir parçası değil mi? Bu konuda da pek bir çalışma yok. 

Mikrofilmler: Basılı medya için mikrofilmler bir çözüm olmuştu. Ancak içeriğin kişiselleştirilmesi ve atomizasyonu yüzünden dijital alanda benzer bir çözüm bulunabilmiş değil. 

Blokzincir kullanımı: İçeriğin silinmesi ve farkedilmeden değiştirilmesini engellemek adına blokzincir bir çözüm olarak sunuluyor. Öne çıkan projeler arasında şunlar sayılabilir: The InterPlanetary File System (IPFS) blokzincirdeki depolama sınırlılığını aşmak üzere P2P çözümler deniyor. Civil üzerine zaten birçok yazı yazılmıştı burada da. Varolan internet yapısına alternatif olarak ortaya çıkan adem-i merkezî web, DWeb, de arşivleme için bir çözüm olabilir. Özellikle 5G teknolojisinin yayılmasıyla DWeb cep telefonlarına kadar P2P depolamayı ve paylaşımı mümkün kılabilecek. Önceki yazılarda da belirtildiği üzere blokzincir projeleri de hâlâ deneme aşamasında ve sürdürülebilir bir çözüm olup olmayacaklarını zaman gösterecek. 

URL adresleri: 404 mesajı veren bağlantılar da bir haber kurumunun itibarını zedeleyen unsurlardan birisi. Haber kuruluşlarının bozuk adresleri düzeltmek için bile kadro ayırması gerekiyor. 

Emülasyon: Özellikle interaktivite içeren haber uygulama ve oyunlarının gelecekte tekrar edilebilmesi için özel platformlar gerekiyor. New York Üniversitesi öğretim üyesi Meredith Broussard öncülüğünde ilk emülasyon temelli arşiv geliştiriliyormuş. 


Podcastin ikinci bölümünde ise iktidara yakın SETA Vakfı’nın “medya andıcı” olarak tarihe geçen skandal raporuna eğildik.

Erkan Saka, raporu “Dünyada da örnekleri var” teziyle savunan SETA’nın bir araştırmaya dayalı olmadan tamamıyla bir fişlemeye dayalı istihbarat çalışmasına benzer bir işe imza attığını söylüyor.

Yurt dışındaki örneklerin çok farklı ve ciddi bir araştırmaya dayalı olduğunun altını çizen Saka, SETA’nın think-tank kafasına uymayan bir çizgide olduğunu kaydediyor.

Raporun, korkutma amaçlı olduğunu belirten Saka, “Neden yabancı medya kurumları Türkiye’de istihdam açığını kapatmak için yatırımlar yaptığını iktidarın yarattığı medya düzeninde aramak gerek” ifadesini kullanıyor.

Saka, SETA Direktörü’nün “Sizi rahatsız etmeye devam edeceğiz” açıklamasını da tiye alarak, “Bakalım başımıza daha neler gelecek” diyor.