Mar 06 2018

Sürücüsüz otomobillerin karanlık yönleri

Bugünlerde yepyeni bir araç çeşidi yollara çıkmaya başladı ve insanlar ne düşüneceğini bilemiyor. Güvenli mi? Diğer araçlara uyum sağlayabilecek mi? Ulaşım alışkanlıklarımızı gerçekten de kökünden değiştirecek mi? Bu soruların kaynağı elbette ki sürücüsüz arabalar. Ve tam olarak aynı sorular yüzyıl önce motorlu araçlar yollara ilk çıktığında da sorulmuştu. Sürücülere daha önce benzeri görülmemiş bir özgürlük tanıyan otomobiller bir anda dünyayı değiştirdi. Ancak alışveriş merkezlerinden şehirlerin büyük alanlara yayılmasına, trafik kavgalarından iklim değişikliğine kadar, önceden tahmin edilemeyen pek çok zarara da yol açtılar. Şu anda sürücüsüz araçlar ulaşımın kural kitabını yeniden yazmanın eşiğinde ve aynı hataların tekrarlanması muhtemel.

Sürücüsüz araçlar, sınırlı ve detaylı olarak haritalandırılmış alanlar içinde, hiçbir insan katkısı olmadan trafiğe çıkabilecek noktaya geldi. Google’ın sürücüsüz araç şirketi Waymo, bu yıl sonlarına doğru Arizona’nın Phoenix şehrinin banliyölerinde “robotaksi” hizmeti başlatmayı hedefliyor. ABD’nin en büyük otomobil üreticisi General Motors’un robotaksi için hedeflediği yıl 2019. California eyaleti de Şubat ayında yaptığı açıklamada, yollardaki sürücüsüz test otomobillerinde her zaman bir insan bulundurma zorunluluğu getiren kanunu yürürlükten kaldıracağını açıkladı.

Eğer bu teknolojinin başarılı bir şekilde çalışacağını varsayarsak, sürücüsüz arabalar döneminin başlangıcında olduğumuzu hayal etmek zor değil. Otomatik araçlar ilk olarak uygulamalar aracılığıyla çağırılabilen robotaksiler olarak hizmet verecek. Kullanım artıp, maliyetlerini karşıladıktan sonra da, otomobil sahibi olmaktan daha ucuz hale gelecekler ve en azından şehirlerde yaşayanlar için araç sahibi olmak anlamsızlaşacak. UBS bankasının tahminlerine göre 2050 yılı itibarıyla otomobil sahibi olanların sayısı %70 azalacak. Günümüzün araçları bir günün %95’lik zaman diliminde kullanılmadan duruyor. Bu yüzden robotaksilere geçiş sayesinde park yeri olarak kullanılan alanlar farklı amaçlar için dönüştürülebilir.

Sürücüsüz araçlar aynı zamanda trafik kazalarını çok büyük oranda azaltma ve elektrikli oldukları için de hava kirliliği yaratan emisyonu sıfıra indirme potansiyeline sahip. Akıllı navigasyon, araçlar arasındaki mesafeyi azaltma ve sıkışıklık anında daha hızlı tepki verme özellikleri de trafiği azaltacaktır. Tıpkı otomobillerin ilk zamanları gibi, sürücüsüz araçlar şehirlerin şeklini değiştirecek (işe giderken çalışabilir veya uyuyabilirsiniz). Otomobil üreticileri de artık bireylere araç satmaktansa filo sahibi şirketlere satacak veya kendileri de ulaşım hizmeti vermeye başlayacaklar.

Ekonomi uzmanları ve şehir planlamacıları bu duruma çok seviniyor olmalı çünkü ilk defa olarak otomobillerin yarattığı tüm masraflar önceden hesaplanabilir olacak. Dinamik otoyol ücretlendirmeleri, trafikte hızlı tepki sayesinde hızlı ilerleme, yolcululuk süresi gibi faktörler, tüm şehir içi ulaşım sistemlerinin daha detaylı ayarlanabilmesini sağlayacak. Bu sayede örneğin düşük gelirli bölgelerin sürücüsüz araçları kullanması için teşvikler sağlanarak yolların boş araçlarla dolmasının da önüne geçilebilir.

Öte yandan şehirler için bu kadar fazla fayda sağlayabilecek sürücüsüz araçların karanlık bir yönü de var ve bu konuya nedense pek değinilmiyor. Sürücüsüz araçlar şehirleri teoride baştan aşağı değiştirebilecek bir araç olsalar da, otoriter hükümetlerin elinde toplumsal kontrolü arttırmak için çok güçlü bir araç da olabilirler.

Başlangıç olarak, robot araçlar etraflarında olup biten her şeyi kayıt edecek. Bir suç işlendiğinde polisler yakınlardaki otomobillere ne gördüklerini soracak. Filo şirketleri kullanıcıları hakkında çok detaylı bilgilere sahip olacak. Örneğin, yüz kızartıcı bir veri analizi yapan Uber, tek gecelik ilişkileri saptamıştı. Eğer, tahmin edildiği üzere, sürücüsü olan araçların kontrollü bölgelere girmesi yasaklanırsa, yolcular istedikleri yere gitme özgürlüklerini kaybedebilir. Robotaksilerin her yere gidemeyecek olması ayrımcılığa yol açabilir. Otoriter rejimlerin olduğu ülkelerde robotaksiler seyahat özgürlüğünü kısıtlayabilir. Örneğin, şehir plancısı Robert Moses, Long Island ile New York’u bağlayan köprüleri, otomobil kullanan zengin beyazlar geçebilsin fakat Afrikalı-Amerikalıların kullandığı otobüsler geçemesin diye özellikle alçak tasarlamıştı. Çin’de de vatandaşlara davranışlarına göre puan veren “sosyal kredi” sistemi sayesinde yeterince puanı olmayanlar trenlere binemiyor.

Bu yüzden önümüzdeki yıllarda robotaksiler yollara çıkmaya başlayıp yaygınlaştıkça, sadece teknoloji ve ulaşım politikalarından daha fazla düşünmemiz gereken konu var. Değişik fiyatlandırmaları test etmek, özel araçların şehir merkezlerine girişini yasaklamak veya rekabet halindeki robotaksi şirketleri arasında lisanslandırma için ihale düzenlemek kulağa zararsız geliyor. Fakat hepsi bir araya geldiğinde toplum için deprem niteliğinde bir değişim anlamı taşıyor. Sürücüsüz otomobiller yolcuları kazalardan koruyacak, hava kirliliği ile trafiği azaltacak ve park yeri bulmakla uğraşmak zorunda kalmayacağız. Fakat bunun karşılığında bazı özgürlüklerin feda edilmesi gerekiyor – özellikle de kendi aracımızla istediğimiz yere gidebilmek gibi. Kimin nereye, ne zaman ve nasıl gideceğine kaçınılmaz olarak yöneticiler karar verecek.

Bundan bir asır önce otomobiller, şehirlerin caddelerini dışkıyla dolduran atlı arabalara çözüm olarak çok hızlı benimsenmişti ama yaratacakları hem faydalı hem de zararlı sonuçlar kesinlikle öngörülemedi. Şu andaki tehlike de aynı; sürücüsüz araçlar otomobillerin yarattığı sorunlara yönelik teknolojik bir çözüm olarak görülse de uzun vadedeki sonuçları düşünülmüyor. Sürücüsüz araçlar, tıpkı ‘paket anahtarlandırma’ teknolojisinin veri aktarım hızlarını değiştirdiği gibi fiziksel ulaşım sistemlerini değiştirme potansiyeline sahip. Ancak internetin icadında olduğu gibi, bu teknolojinin faydalarını anlayabilmek teknolojik olduğu kadar siyasi bir konu. Sürücüsüz araçlar kişisel ulaşım ve toplumsal değişim arasında olumlu bir değiş tokuş imkanı sunuyor ama bunun için mutlaka atsız arabalardan alınan derslerin sürücüsüz otomobil dönemine geçilirken uygulanması gerekiyor.