Teknoloji şirketleri, mahremiyet ve hükümetler

Son zamanlarda herkes mesajlaşma uygulamaları konuşmaya başladı. WhatsApp’ın en son güncellemesi ile kullanıcıların bilgilerinin Facebook ile de paylaşılacağı haberi büyük yankı uyandırdı.

Milyonlarca kişi Whatsapp’ı bırakıp Signal ve Telegram gibi diğer uygulamalara geçti. Kişisel verilerin teknoloji şirketlerince kullanılması yeni bir şey değil. Facebook, Twitter, ve Apple ve Samsung’un bile kişisel verileri belli bir seviyede kullanıldığı herkesin malumu.

Sosyal medya şirketleri bu bilgileri reklamcılarla ve diğer şirketler ile paylaşıp bu bilgilerden belli bir gelir elde ediyorlar. Böylelikle reklamcılar spesifik olarak kendi ürünleri ile ilgilenebilecek kişileri hedefleyen reklamlar yapabiliyor ya da müşterilerin neler istedikleri ile alakalı bilgi toplayıp ürünlerini ona göre geliştirebiliyorlar.

Bu açıdan bakınca kişisel bilgilerin kullanılması çok da zararlı gibi gözükmüyor. Neticede bu bilgiler ürün geliştirme ya da reklamcılık için kullanılıyor. Fakat kişişel bilgilerin kullanılması bununla sınırlı kalmayabiliyor. 2014 yılında ABD’de patlayan Cambridge Analytica skandalı bunun en güzel örneği. Özel bir veri şirketi olan Cambridge Analytica 50 milyon Amerikalı Facebook kullanıcısının bilgilerini Facebook’tan kullancılarının izni olmadan topladı.

Cambridge Analytica şirketi bu bilgileri geliştirdiği özel yazılımlarla analiz ederek Amerikalı şeçmenlerin kişiliklerini ve her seçmenin davranışlarını nasıl etkileyebileceklerini belirledi. Şirketin Cumhuriyetçi ve sağcı olması ile bilinen Robert Mercer’den 15 milyon dolarlık bir para aldığı da ortaya çıktı.

Amerikan medyasına göre Robert Mercer ve Cambridge Analytica ele geçirdigi 50 milyon seçmenin bilgilerini kullanarak 2016 seçimlerini etkiledi ve Trump’ın seçilmesinde önemli bir rol aldı.

Bu açıdan bakınca kişisel verilerin teknoloji şirketlerinin elinde olması sosyal ve politik açıdan çok farklı olayların ortaya çıkmasına sebep olabiliyor ve asıl tehlikede burada yatıyor. Özellikle seçimleri etkilemeden tutun da (2016 Amerikan seçimleri ya da Brexit), toplumların farklı konularda yanlış bilgilendirilmesi gibi (Örneğin aşı güvenliği) konulara kadar birçok tehlike bizleri bekliyor.

Görüldüğü üzere kişisel verilerin şirketlerin elinde olması ve şirketler tarafından kullanılmasının birçok tehlikesi var. Bu tartışma önümüzdeki günlerde hükümetlerin teknoloji şirketlerine yönelik farklı yaptırımlar getirmesi ile daha da alevlenecek. Fakat burada farklı bir tehlikenin daha farkında olmamız lazım.

Otoriter hükümetlerin teknoloji şirketlerinin sebep olduğu bu sıkıntıları kullanarak bu şirketleri kendi ülkelerinde yasaklaması ve bunların yerine hükümet destekli farklı uygulamaların servis edilmesi. Her ne kadar sosyal medya ve mesajlaşma uygulamaları kişisel bilgilerimizi ticari amaçlar ile kullanıyorsa da, kişisel bilgilerin otoriter hükümetler tarafından politik amaçlar için toplandığı da bir sır değil. New York Times'ın analizine göre dünyada otoriter yönelimli birçok ülke sosyal medyada kullanıcıların bilgilerini kullanarak ya da farklı propaganda taktikleri ile kitleleri etkilemeye başladılar bile.

Computational Propaganda Araştırma Projesi'ne göre 26 ülke belli online yazılımları kullanarak dijital verilerimizi bir sosyal kontrol aracı olarak kullanıyor. Böylelikle hükümetin desteklediği politik hareketler dışındaki politik hareketleri gözden düşürmekten başlayıp farklı siyasi görüşleri susturmaya kadar birçok propaganda yönetimi uygulanıyor.

Yakın gelecekte Türkiye gibi ülkelerin Çin’in takip ettigi yoldan gidip şu anki popüler sosyal medya ve mesajlaşma şirketlerini yasaklayıp yerlerine “yerli ve milli” kisvesiyle hükümetin izleme aracı olabilecek uygulamalar getirme ihtimalinin de farkında olmamız lazım.  Eğer bu gerçekleşirse bu yeni teknolojiler otoriter rejimleri besleyen araçlar hâline gelebilir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.