Selim Eyüboğlu
Mar 25 2018

Brexit arifesinde bir polisiye: Collateral

Kısmi SPOILER Uyarısı: Netflix’in şu sıralar yayımladığı BBC yapımı Collateral adlı dizinin ilk sahnesi, servis elemanlarının art arda gelen siparişleri yetiştirmeye çalıştığı bir pizzacı dükkânında açılıyor.

Siparişlerden biri için görevlendirilen Abdullah motosikletine atlayıp pizzayı sahibine ulaştırıyor. Kapıyı açan Karen (Billie Piper) gelen pizzacının beklediği kişi olmadığını fark edince sövüp sayarak onu, yemek kuryelerinin çoğunun aşina olduğu, siparişteki en küçük hatada faturanın kendisine biçildiği tarzda, değersiz hissettiriyor…

İzleyen dakikalar içindeyse Abdullah bir cinayete kurban gidiyor.

Collateral, cinayeti kimin işlediğinden ziyade onun niçin ve nasıl işlendiği soruları üzerinde dönen bir dizi.

Zira daha birinci bölümün sonunda katilin kim olduğunu öğreniyoruz. Ne var ki katili bilmekle cinayeti motive eden sebeplerin neler olduğunu anlamak arasında birkaç ışık yılı fark var.

collateral

Başta bir film projesi olarak yazılan öykü, soğan zarları gibi soydukça birbiriyle ilintili çapraşık ayrıntılar ortaya çıktığı için, tek bir filme sığamayacağı düşünülerek dört bölümlük bir mini diziye dönüştürülmüş.

Üstelik bu ayrıntılar polisiye dizilerin birçoğunda olduğu gibi ağırlıklı olarak cinayet odaklı değil. Bilakis, bir dizi gündelik ilişkinin domino efekti gibi olayların akışına yön vermesiyle ilgili. Dizideki hiçbir karakterin yaşam koşulları ya da ruh hali es geçilip olayların gelişimini sağlamak adına dolgu malzemesi olarak kullanılmamış.

Tam tersine, dizinin en büyük başarısı, en sıradan gözüken karakterlerin yaşantılarının bile ana karakterlerle kesiştiği ölçüde öyküsel akışın organik bir parçası olabilmesi.

Collateral, kendilerine sığınacak yeni bir ülke arayan Suriyeli mülteciler, Türkiye üzerinden yürütülen insan kaçakçılığı, ırkçı gizli servis ajanları, uyuşturucu satıcıları, orduda cinsel taciz ve İşçi Partisi'nin iki yüzlü mülteci politikası gibi geleceği son derece belirsiz bir Britanya tablosu çiziyor.

Çokça sinema yazarının altını çizdiği gibi eğer Dunkirk Britanya’nın Avrupa Topluluğu'ndan ayrılma sonrasında dahi dimdik ayakları üstünde durabilmesinin metaforu ise, Collateral henüz Brexit arifesinde dahi ülkeyi yönetmek adına birçok konuda işlerin nasıl sarpa sarabileceğini gösteriyor.

Komiser yardımcısı Kip, cinayetin arkasındaki nedenleri çözmeyi Law and Order dizisinin Olivia Benson’ı gibi kişiselleştirmek şöyle dursun, olaya son derece sakin yaklaşan biri. Dizi özel hayatı ya da tutkularıyla ilgili hemen hiçbir şey söylemiyor.

Sakatlanma sonucu son bulan sporculuk hayatı bile onu hırslandırmıyor. Sanki yegâne amacı görevini hakkıyla yapmakmış gibi. Kip’i oynayan Carey Mulligan, Mudbound filmindeki oyunculuğuna benzer bir başarıyla canlandırdığı silik bir şahsiyet, Abdullah’ın biri hamile olan iki kız kardeşinin gizli servis tarafından kullanıldığını anladığı anda tutkulu bir kişiliğe dönüşüyor.

Ancak bu noktaya gelene kadar Kip’in henüz bilmediği önemli gelişmeler sadece seyirce aktarılıyor: Sandrine, babasının başarılı askerlik kariyerini izleyerek orduya katılıyor.

Afganistan’daki görevi sırasında en yakın arkadaşının bombayla parçalanmasına tanık oluyor ve normal hayata hiçbir zaman tam anlamıyla dönemiyor. Arkadaşı Elizabeth’in ölümünden ‘’teröristleri’’ sorumlu tutuyor ve onun öcünü almak istiyor. Ve tüm bunlar yetmezmiş gibi, Londra’daki masa başı görevi esnasında üstü binbaşı tarafından her hareketi gözleniyor ve şantajla cinsel ilişkiye zorlanıyor.

Madalyonun diğer tarafındaysa, İzmir’den botlarla Suriyeli mültecileri kaçak yollarla Britanya’ya getiren paravan bir şirket var. Şirketin başındaki Peter Westbourn ise, Sandrine’i çocukluğundan beri tanıyan, babasının askerlik arkadaşı.

Başlangıçta her şey içinden çıkılmaz bir hal almışken, Kip’in tutukladığı kilit bir isimle birlikte aydınlığa kavuşuyor. İnsan kaçakçılarının iş bitirici kadını Berna, aynı zamanda gizli servis ajanı. Onun yanlış adrese gönderdiği bir e-posta yüzünden Abdullah kaçakçıların patronunun kim olduğunu öğreniyor ve Britanya’da kalabilmek için bunu koz olarak kullanmak istiyor…

Ne var ki, sadece Berna hayati bir hata yapmıyor, Kip de bir otelde polis çemberine alınan Sandrine ile konuşurken, onun gerçekleştirdiği infaz konusunda kullanılmış olduğunu ağzından kaçırarak son darbeyi vuruyor.

Eğer Collateral sadece infazı gerçekleştiren kişiyi erkenden tanıtıp da geriye kalan üç bölümde komplonun arka planını açıklamaya girişseydi muhtemelen oldukça sıkıcı bir mini-dizi olurdu.

Neyse ki, diziyi aynı zamanda çekici kılan, tüm bu gelişmeleri tetikleyen gündelik insan davranışları: Karen’den bir kızı olan David Mars, kendisinin de milletvekili olduğu İşçi Partisi'nin -Türkiye’yi de fazlasıyla hatırlatan - basiretsiz muhalefetinden o denli rahatsız ki, fazla düşünmeden kariyerini tehlikeye sokacak şekilde partisinin resmi politikasına aykırı demeçler vererek göçmen politikasını eleştiriyor.

Dizinin en başında harcının arasına gizlice esrar konan özel pizzalar ısmarlayan ‘arıza’ kadın Karen ise kızına ayrılan fonla kumar oynuyor. Soruşturma sırasında Berna geçimini sağlamak için Türk filmlerine altyazı çevirdiğini söylüyor.

collateral

Bunun hayatını kazanmaya nasıl yettiğini soran Kip’e, ‘Türk sineması çok güçlü. Çoğu insan Nuri Bilge Ceylan’ın en büyük yönetmen olduğunu düşünüyor. Kış Uykusu ’nu gördünüz mü?’ şeklinde gurur duymakla kafa bulmak arasında gezinen bir cevap veriyor.

Ve dizi ilk sahnedeki gibi peş peşe siparişler alan pizzacı dükkânındaki sahneyle kapanıyor… Aslında bu kapanışta ne adalet yerini buluyor ne de bazı konulardaki sis perdesi aralanıyor: El altından esrarlı pizza satışı devam ediyor.

Westbourne Luxemburg’a kaçıyor ve gizli servis onu yakalamak için herhangi bir çaba göstermiyor, Karen’in üzerinde bir yaptırım gücünün olduğu ima edilen David Mars ile olan ilişkisi açıklığa kavuşmuyor. Kısacası dizi bir pizza dilimi misali hayattan bir kesit sunuyor. Hayat ise olağan akışına devam ediyor.