Nurcan Baysal
Şub 13 2018

Yaşasın Savaş! Yaşasın Ölüm!

Akhisar İlçe Eğitim Müdürlüğünden Akhisar Eğitim-Sen Temsilciliğine giden 8 Şubat 2018 tarihli dilekçe şöyle diyor:

“İlgili yazınız ile bildirilen ‘Çevreci Afacanlar’ adlı tiyatro eseri incelenmiş olup, inceleme sonucunda; Tiyatro metninin 6. Sayfasında ‘Bilgican’ adlı tiyatro karakterinin savaş karşıtlığı ile ilgili sözlerinin oyunun konusuyla alakasız bulunduğu; Yine aynı sayfada ‘Yaşlı Ağaç’ adlı karakterin şiddet karşıtı sözleri ile çevre temizliği arasında bir ilgi kurulamadığı, Ülkemizin içinden geçtiği bu hassa dönemde savaş karşıtlığı gibi siyasal söylemlerin çocuklarımıza sunulmasının sakıncalı olduğuna karar verildiğinden okullarımızda oyun tanıtımı ve afişlerinin asılması uygun görülmemiştir”.

Yani artık tüm insanlığın temel değerleri olan savaş ve şiddet karşıtlığını çocuklara öğretmek yasak! Düşündüm de yakında evlerimizin içine girip, evde çocuklarımıza ne öğrettiğimize de müdahale etmeye çalışabilirler muhtemelen.

Oyuna ilişkin internette bir tarama yapıyorum. Oyunda Yaşlı Ağaç, kendisini baltayla kesmek isteyen birine bu yaptığının şiddet olduğunu ve şiddetin kötü bir şey olduğu cevabını veriyormuş. Yaşlı Ağacın bu cevabı sakıncalı bulunmuş.

Oyunun bir başka yerinde geçen “Kavgalardan, savaşlardan bıktık. Bari siz kavga etmeyin” ve “Savaşsız dünya istiyoruz” cümleleri de sakıncalı bulunan diğer replikler.

Kısaca çocuklara barışı ve yeşili sevmeyi değil, savaşı ve ağaçları yıkıp bina dikmeyi öğretmemiz isteniyor. Bu oyun cihadı, şehitliği, kadına şiddeti, savaşa övgüyü, çocuk evliliğini, farklı kültür ve kimliklere nefreti özendirseydi muhtemelen ödül alırdı.

Akıl, izan sınırlarını aşmış bir iktidar; barış, eşitlik, adalet, özgürlük, iyilik, güzellik, çevrecilik… gibi tüm insanlığın ortak değerleri olan kelimeleri bile yasaklamaya çalışan bir anlayış var karşımızda. Bu anlayış,  evlerimizin içine kadar girip,  karı-koca ilişkisine, yatak odalarına, kaç çocuk doğurmamız gerektiğine kadar karışıyor.

Toplumu nefret dili, kin dili ile yönetiyor. Kendisinden başka kimseyi sevmiyor. Vatandaşlarını AKP yanlıları ve diğerleri diye bölüyor.

Bir grup vatandaşına, “diğerlerine” şiddet uygulama yetkisi tanıyor. Bu “diğerlerinin” içinde artık yalnızca Kürtler, Ermeniler, Aleviler yok. Demokrat, aydın, savaş karşıtı akademisyeni, işçisi, doktoru, öğretmeni, iş insanı, siyasetçisi, sanatçısı, yazarı… herkes var.

11 askerin öldüğü dün,  Twitter'da “Survivor2018”, “kalbimegömdüm”, “ailemiçin”, “Talisca” tagları en ön sıraları almış durumda. Yaşamını kaybeden 11 gencin bir kıymeti yok.

Tam tersine, cenazelerin geldiği bugün, AKP’lilerin buluşması oldukça “şen-şakrak” geçiyor. Muğla'da AKP il kongresinde konuşan Başbakan Binali Yıldırım “Başbakan bizi Afrin'e götür” şeklindeki tezahüratlarına karşılık olarak "Çıkışta hazır olun gidiyoruz" diyor. Gülüşmeler... gülüşmeler…

Bu gülüşmeleri izlerken, aklımda Afrin’de ölen Türk-Kürt gençlerin anaları var. Kelimeler kifayetsiz.

İnsan, yaşam, ölüm, sevgi… tüm kavramlar değerini yitirmiş, her şey sıradanlaşmış durumda.

Türkiye toplumu çürüyor, kokuyor…

Artık sadece Kürtler ve dostları değil, “yaşasın savaş”, “yaşasın ölüm” demeyen herkes tehdit altında.

Tüm bu yaşadıklarımıza rağmen, onca yıl ölen on binlerce gence rağmen, cezaevinde haksız hukuksuz yere tutulan yüz binlerce insana rağmen, işi, aşı, ekmeği elinden alınan yüz binlere rağmen, hala birlikte, yan yana durup bu karanlığa karşı mücadele edemiyorsak, yuh olsun bize, yuh olsun!

Hep birlikte bağıralım artık:

Yaşasın savaş! Yaşasın ölüm!

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar