Ara 21 2017

'Onarılması güç biçimde derinden bölünüyoruz'


Türkiye, 90’lardan 2000’lere kadar siyasetçilerin televizyon ekranlarında tartıştığına şahit oluyordu. Ancak AKP iktidarı ile birlikte bu yok oldu.

Siyasetin dili de son yıllarda görülmedik ölçüde hırçınlaştı ve saldırgan bir hale dönüştü. Bu hırçınlaşma ve saldırgan tutum kutuplaşmayı da beraberinde getirdi.

ABD’nin önde gelen düşünce kuruluşlarında (Think tank) German Marshall Fund desteğinde yaptırılan bir yıl önceki bir araştırma, bu gerçeği ortaya koyuyor. Araştırmaya katılanların yüzde 76’sı farklı siyasi partiden biriyle komşu olmaya bile karşı.

Yüzde 83’ü, kızının kendisini uzak hissettiği siyasi parti taraftarlarından biriyle evlenmesini istemiyor. Hal böyle.

Ertuğrul Günay da, Artı Gerçek’te kaleme aldığı “Siyasetin işi ülkeyi geliştirmektir, bölmek değil!” başlıklı yazısında bu konuyu ele alıyor ve “Hırçınlığın ötesinde saygısız, kaba, suçlayıcı, hakaretlerle dolu hale geldi siyasetin dili” diyor. 

En son CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Erdoğan Ailesi’nin vergiden kaçınma yoluna gittiği iddiasını ortaya koyan Man Adası belgeleri üzerinden yürüyen tartışmayı hatırlayın. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun istifa çağrısı yaparken kullandığı “Siyasi sahtekâr, sen bittin” gibi sözleri karşımızda duruyor. 

Muhalefetin eleştirilerine iktidar cephesinden gelen ağır karşılıklar işi kızıştırıyor ve muhalefet de aynı ağırlıkta cevap veriyor. Siyasetin tepesindeki bu görüntü, “topluma kin, öfke, husumet tohumları ekiyor” Günay’ın tabiriyle:

“Siyaset hasımlık üzerine yapılmaz. Yapılırsa ülkeye yarar sağlamaz. Farklı fikirlerin varlığı, sağlık işaretidir, gelişmenin dinamiğidir. Demokrasi farklı fikirlerin toplum önünde tartışılması ve eşit yarışma koşulları içinde halkın onayına sunulmasıyla işlerlik kazanır. Türkiye'de bu uygar tartışma ve eşit yarışma koşulları zedelendiği için, demokrasinin temelleri sarsılıyor. O nedenle de ne içerde barış ve huzur, ne dışarda etkinlik ve saygınlık kalıyor.”

Aslında ülkede siyasetin tarafları üzerinde uzlaştırıcı, barıştırıcı bir işlev görmek, anayasal kurumların verimli ve uyumlu çalışmasını gözetmek ve milletin birliğini sağlamak Cumhurbaşkanı'nın görev tanımı içerisinde yer alıyor. ‘Cumhur’u temsil noktasında olaylara bir partici gözüyle bakmaması gerekiyor ama Erdoğan’la bu durum tamamen tersi yöne evrildi. “Partili Cumhurbaşkanı” onunla icat edildi. 16 Nisan referandumuyla cumhurbaşkanının partisi ile bağını kesme yasağı Anayasa'dan çıkarıldı.

Günay da gelinen bu noktaya dikkat çekiyor. Bir süredir ülkenin bu birleştirici, barıştırıcı makamın koruyuculuğundan, taraflar arasında hakemliğinden, ayrımsız bütün milletin adaletine güven duyacağı himayesinden yoksun olduğundan dem vuruyor ve “O nedenle ayak belli değil, baş belli değil! Ülke yönetilmekten çok, bilinmez bir sona sürükleniyor görüntüsü taşıyor” diyor.

“Millet” söylemini her defasında kullansa da, milletten hızla uzaklaşan ve kopma noktasına gelip devletçi bir kimliğe bürünen bugünkü iktidar partisi yönetimi, 1940-50 arası Tek Parti dönemine benzetiliyor. 

Erdoğan’ın “Partili Cumhurbaşkanı” olmasına rağmen anayasanın 103. Maddesine göre "görevini tarafsızlıkla yapacağına" dair "Büyük Türk Milleti ve tarih önünde namus ve şerefi üzerine" ettiği yemini hatırlatıyor Günay ama bu yeminin çiğnendiğini söylüyor ve ekliyor:

“Son beş yılda iktidarın teslim olduğu eski güvenlikçi devlet politikaları sorunları çözmek bir yana, kanatıyor, kangrene dönüştürüyor. Siyasi taraflılıklar, makul görüş ayrılıklarının ötesinde hasımlığa, giderek düşmanlığa dönüşüyor. Türkiye toplumu onarılması güç biçimde derinden bölünüyor.”

Her alanda yaşanan tıkanma, ekonomi de giderek artan bir seyirde devam ediyor. “Hormonlu” tarışmalarına yol açan büyüme rakamları ne kadar gerçeği yansıtıyor bilinmez ama işsizlik, enflasyon ve döviz kurlarındaki rakamlar ortada. 

Son dönemde ülkenin önde gelen aydın ve sanatçılarında aynı söz tekrarlanıyor: “Türkiye böyle gidemez.”

Ertuğrul Günay, devletin en yüksek makamlarında bulunanların bu gerçeği görmesi gerektiği ve siyasetin tüm taraflarına itidal örneği oluşturması gerektiği görüşünde: 

“Siyaset adamları her toplumda var; kriz anlarında ve kritik  dönemlerde ülkenin ihtiyacı öfkeli, kavgacı, suçlayıcı siyaset adamlığı değil. Türkiye'nin var olan sorunlarını aşması ve geleceğe güvenle bakması için, bütün milletin hukukunu adalet ve merhametle koruyacak barıştırıcı bir  "Cumhurbaşkanlığı" anlayışına ve milleti bölmek yerine barıştırmayı ve ülkeyi geliştirmeyi amaçlayan yeni bir siyaset diline ihtiyacımız var.”