Haz 08 2018

Can Dündar Die Zeit’e yazdı: Ordu kimin yanında?

Türkiye tarihi, biraz da darbeler tarihidir. Cumhuriyet’in kurucusu ordu, rejimi tehlikede hissettiği her an, iktidara el koymuştur. 1960, 1971, 1980 darbeleri, en bilinenleri… 1997’deki gibi iktidara el koymadan hükümeti deviren muhtıralar da verdi.

Gidişat, 2007’de değişti. O yılın Nisan’ında, Meclis’teki Cumhurbaşkanlığı oylamasından önceki gece ordu, bir internet bildirisiyle iktidarı uyardı. Ancak AKP, alışılmadık şekilde, bildiriye tavır aldı, ülkeyi erken seçime götürdü ve Temmuz’daki seçimden yüzde 46,6 oyla çıktı. Engellenmeye çalışılan Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı seçildi.

Ordunun gücü kırılmıştı. Erdoğan karşı-darbeye girişti. 2010’da, basında başlayıp mahkemede devam eden bir kampanya ile orduda büyük tasfiye başlattı. AKP’ye karşı darbe planladığı gerekçesiyle ve kimi sahte delillerle yüzlerce general ve subay hapsedildi.

Erdoğan, iktidar ortağı Fethullah Gülen sayesinde ordu engelini aştığını sanıyordu; ama hiç beklemediği bir sonuçla karşılaştı: Gülen’le savaşa girdikten sonra, 15 Temmuz 2016’da karşısında yine orduyu buldu. Darbe girişiminden kılpayı kurtuldu ve yeni bir karşı darbe ile bu kez de "Gülenci subaylar"ı tasfiyeye girişti. Generallerin neredeyse yarısı atıldı. Askeri personel üçte bir azaldı.

Türkiye’nin en güvenilen kurumu olan TSK, şimdi "Erdoğan’ın ordusu" olarak görülüyor. Sadece güçten değil, itibardan da düştü. Geçen hafta Erdoğan’ın seçim iftarında ona alkış tutan 2. Ordu Komutanı, tartışmayı yeniden alevlendirdi. CHP adayı Muharrem İnce, seçilince bu generalin apoletlerini sökeceğini açıkladı.

Erdoğan’dan sonra, yeni bir tasfiyenin geleceğine hiç kuşku yok. Kuşku duyulan şey, tamamen erimiş Türk ordusuna ne olacağı…

Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz