Cihat Yaycı, uluslararası ilişkiler, avukatlık ve hakimlik

Bugün Ahval’e “Yetmez ama evet” meselesi üzerine bir yazı yazmayı planlıyordum.

“Aksaçlılar” diye adlandırılan bir grup içeriğine katıldığım bir görüşler bütünü açıkladılar, neye deva olur bilemem ama tüm imzacılarıyla yayınlanmasında hiçbir sakınca görmüyorum ama bir küçük grup, mantıklarını anlamam mümkün değildir, “Aranızdan yetmez ama evetçileri temizleyin öyle gelin” diye tamamen anlamsız bir tepki verdi.

Ben de üşenmedim, 2010 referandumunun anayasa değişiklik maddelerini çıkardım, tek tek baktım, ünlü HSYK maddesi dışında tüm değişiklikler yüzde yüz doğru, HSYK maddesi de o kadar teknik bir madde idi ki, birilerinin bu konuda yanılmış olmaları kadar olağan bir şey yok.

Ancak, aklımda bu konu varken bir gece gözüm bir kanalda Emekli Amiral Cihat Yaycı ile yapılan bir söyleşiye takıldı; Sayın Yaycı aldığı askerlik eğitiminin yanı sıra çok sıkı başka eğitim süreçlerinden de geçmiş iddialı bir profil, deniz hukukçularına taş çıkartacak kadar deniz hukuku da biliyor galiba, bu konuda da eserleri var galiba.

TSK’nın, Bahriyenin içinden böyle parlak komutanların çıkması hepimizi sevindirecek bir konu ancak neden önce kızağa çekildiği, sonra da neden istifa ettiği mevzuu ortada kalıyor şimdilik, bu da bizim meselemiz olmayabilir (mi?).

Ancak, çok iyi giden söyleşide, tezler içeren yaklaşımlarda bir noktada sıkıntı çıkmaya başladı; her ismi öne çıkan önemli emekli general ve amirallerde benzer benzer sorunlar maalesef yaşanıyor.

Normaldir, aksi düşünülemez, çeşitli konularda bir devletin değişebilir, değiştirilebilir ama o zaman diliminde devlet tezi olarak kabul edilmiş yaklaşımları vardır.

Uluslararası ilişkiler, uluslararası hukuk alanları da bu devlet tezlerinin (demokratik olarak değiştirilebilme özelliği olmaz ise olmazdır) en yaygın olduğu alanlardır.

Emekli Amiral Cihat Yaycı da kendi alanına giren konularda bu devlet tezlerinden örnekler verirken ülkenin (Türkiye) aydınlarının, üniversite hocalarının, basının bu tezlerin arkasında durmaları gerektiğini ifade etti.

Söz konusu emekli paşalarda, çoğu iyi yetişmiş,  kendilerini de iyi yetiştirmiş paşalar ama nedense bir noktada mantık filmi kopabiliyor. 

Devletin belirli konularda resmi (ama değişebilir) tezleri olacağını belirttim; karasuları konusu, Kıbrıs konusu, Mavi Vatan konusu bu konuların başlarında geliyorlar.

Başta görev başında olan diplomatlarımız, tüm bürokratlarımız, hatta iktidar partisinin (bloğunun) milletvekilleri bu resmi tezleri desteklemek durumundadırlar; bu resmi tezlerle ciddi meselesi olan bir diplomatın, ki görevi bu tezi güçlü olarak savunmaktır, istifa etmek ya da bambaşka bir göreve tayinini istemek dışında alternatifi olamaz.

Ancak, üniversite hocalarının, aydınların, basının böyle bir görevi asla olamaz.

Öğretim üyeleri, aydınlar, basın içinde de resmi tezleri destekleyecek kesimler vardır, normaldir ama bu kesimlerin tümümün resmi tezin arkasında durmasını istemek bir demokratik hukuk devletinde kabul edilebilecek bir konu değildir.

Cihat Yaycı, televizyon söyleşisinde, üniversitelerin, aydınların, basının bu konularda hakim gibi değil, avukat gibi davranmalarının talep edebilmiştir.

Son dönemlerde duyduğum en baskıcı toplumsal önerilerden birisi de bu idi galiba, dehşetle dinledim.

Cihat Yaycı hakimlik yapmayın derken söylemek istediği mesela üniversite hocalarının, aydınların, yazarların bu konuda kim haklı diye bakmamaları ve doğrudan resmi tezleri desteklemeleri; bu davranışı galiba vatanseverlik olarak da niteleyebildi Cihat Yaycı.

Cihat Yaycı tüm bu kesimleri, hocaları, aydınları, yazarları avukatlık yapmaya davet ediyor.

Ne demek bu?

Avukat müvekkilinin yanlışını bilse bile dile getirmez, son dakikaya kadar haksız da olsa savunur müvekkilini.

Ancak, Cihat Yaycı ve benzer bir biçimde düşünenlerin unuttukları çok temel bir konu var.

Cihat Yaycı’nın söylediği hayata geçer ve ülkenin tüm beyinleri bu resmi tezin arkasında sıralanırsa ve şayet bir biçimde ve bir nedenden o dönemin resmi tezi, mesela tümüyle kontrol etmemiz imkansız uluslararası dengelerdeki ani bir değişme nedeniyle, karaya oturursa alternatif bir yaklaşımın kenarda, başka bir çekmecede hazır olmadığı acı bir devlet gerçeği olarak ortaya çıkar. 

Bu durumun başka bir adı da muhtemelen devlet başarısızlığıdır.

Cihat Yaycı’nın önerisinin, resmi tezin arkasında herkesin sıralanmasının, hukuk devleti temel ilkelerine aykırılığı yukarıda belirttiğim bu sakıncadan da önemlidir.  

Canımı sıkan başka bir konu da Cihat Yaycı’nın bir üniversitede göreve başlamış olmasıdır.

Üniversite hocalarının resmi devlet tezlerinde hakim değil de avukat olmasını isteyen bir kişinin bir üniversitede ne işi olabilir, anlamakta zorlanıyorum. 

Cihat Yaycı haklıdır ama ancak diplomatlar ve diğer bürokratlar için.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.