Tiny Url
http://tinyurl.com/yb3u95qd
Zülfikar Doğan
Oca 02 2019

Fırat’ın doğusuna harekât itirazı, TSK’de apolet söktü

Cumhurbaşkanı Erdoğan 12 Aralık’taki Savunma Sanayii Zirvesi’nde Fırat’ın doğusuna birkaç gün içinde askeri harekatın başlayacağını, “gerekirse Münbiç’e de girileceğini” ilan edince, Türkiye ile ABD arasında başlayan telefon trafiği sonrasında, ABD Başkanı Donald Trump’ın 19 Aralık’ta Suriye’den çekilme kararını açıklamasıyla süreç başka bir aşamaya geçti.

Operasyon tartışmaları sürerken Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Fırat’ın doğusuna yönelik muhtemel harekâtı gerçekleştirecek birimlerinin komuta kademesinde uygulamaya konulan görevden alma ve atamalar, soru işaretleriyle birlikte hükümet ile TSK arasında görüş ayrılığı iddialarını gündeme taşıdı.

Trump, “Erdoğan bana IŞİD’i temizleme sözü verdi” diyerek, IŞİD’in yok edilmesi görevini Türkiye’ye zimmetlerken, Erdoğan’ın asıl hedefi olan YPG-PYD’nin “yok edilmesi” konusunda bir laf etmedi.

Trump’ın 60-100 gün arasında olacağını açıkladığı “çekilmenin” şimdi daha uzun bir takvime yayılması, 6 aya ve ötesine uzaması gündeme gelirken, ABD başkanının son paylaştığı twitter mesajında “sürecin yavaş yavaş ilerleyeceğini” ifade etmesi “pilavın daha çok su kaldıracağını” gösteriyor.

Suriye’de hızla değişen saha dengeleri, giderek Erdoğan hükümetinin Kuzey Suriye ve Menbiç planlarını boşlukta bırakacak yönde gelişiyor.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın yer aldığı heyetin 29 Aralık’taki Moskova ziyaretinde de Fırat’ın doğusuna yönelik harekâta, Rusya’nın yeşil ışığının yanmadığı, yapılan resmi açıklamaların satır aralarına yansıdı.

ABD ve Rusya’nın harekâta karşı takındıkları tutum, sergiledikleri mesafeli tavrın yanında, İran’ın suskunluğu yeğlemesi ve ABD’nin çekilmesiyle doğacak boşluğu, ABD’nin Körfez Bölgesi’ndeki sadık müttefikleri Suudi Arabistan, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) doldurma hamlesi, peş peşe geldi.

Şam büyükelçiliklerini yedi yıl aradan sonra yeniden açan Körfez ülkeleri, 2011’den bu yana Şam’a kapatılan Arap Birliği’ne dönüş kapısını da Esad’a açan bu manevralarıyla, “Esad ile diyalogu reddeden” Türkiye’yi bir anlamda yalnızlaştırma ve açığa düşürme çabasına yöneldiler.

Diğer yandan Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un “TSK, İdlib’te Şam yönetiminin izin ve onayıyla bulunuyor” sözleri, aynı zamanda Fırat’ın doğusu ya da Menbiç için düşünülen TSK harekatının, Şam onayı olmaksızın yapılamayacağı, Rusya’nın da aynı düşüncede olduğu  mesajıydı.

İşte tam aşamada, Suriye sınırına yoğun askeri sevkiyatların, tank, top, zırhlı araçların yığıldığı, Münbiç’e girileceğini açıkladığı  bir süreçte, olası harekâtın omurgasını oluşturacak 2. Ordu’nun Komutanı Orgeneral İsmail Metin Temel’in adeta “azledilircesine görevden alınması” şok yarattı. Kararla birlikte tartışmalar ve siyasi kulislere yansıyan iddialar yoğunlaştı.

2016 Ağustos’unda El Bab ve Cerablus’u kapsayan Fırat Kalkanı harekâtını yöneten Org. Temel, geçen yıl Ocak ayında Afrin’e yönelik Zeytin Dalı harekâtına da komuta etmişti.

‘Afrin Kahramanı’ olarak da adlandırılan Org. Temel, 24 Haziran Cumhurbaşkanı ve Milletvekili seçimlerinden önce Malatya'daki iftar yemeğinde Erdoğan'ın, CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce aleyhindeki sözlerini alkışlayınca, Muharrem İnce, “Cumhurbaşkanı seçildiğimde o generalin apoletlerini sökeceğim” sözleriyle Temel’e tepki göstermişti.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan ise İnce’ye: “Metin Temel Paşamızla çok yakın bir hukukumuz var. Muharrem İnce, bu millet sana onun apoletlerini sökecek fırsatı vermez, seni sandığa gömer.” karşılığını vermişti.

Erdoğan, bu sözlerinden 6 ay sonra, Suriye’ye yönelik yeni bir askeri harekâtın tartışıldığı bugünlerde, 30 Aralık’ta Resmi Gazete’de yayınladığı Cumhurbaşkanlığı kararıyla, Temel’i 2. Ordu Komutanlığı’ndan alarak, Genelkurmay’da “tenzili rütbe ya da örtülü emeklilik” denilebilecek pasif bir göreve atadı.

Albay rütbesi karşılığı ve pasif bir görev olan Genelkurmay Denetleme-Değerlendirme Başkanlığına, TSK tarihinde ilk kez Orgeneral rütbesinde atama yapıldı.

“Cumhurbaşkanı kararıyla Org. Temel’in apoletleri söküldü” yorumlarına neden olan kararnameyle, Tunceli 4. Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Mustafa Barut da görevden alınarak, yine albay rütbesi karşılığı olan Erzincan 3. Ordu Komutanlığı Denetleme ve Değerlendirme Başkanlığına getirildi.

Tuğg. Barut, Afrin harekatındaki bordo bereli komandolara komuta eden ve 18 Mart 2017’de Afrin kent merkezine girildiğinde, Türk bayrağını Afrin kent yönetimi binasına çeken isimdi. Org. Temel ve Tuğg. Barut’un çok yakın oldukları, bugüne kadar Kuzey Irak’ta, Güneydoğu’da çok kritik harekât ve operasyonları birlikte yönettikleri kaydediliyor.

Temel ve Barut’la ilgili görevden alma ve atama kararları, her iki general için de “istifaya ya da kendi isteğiyle emeklilik talebinde bulunmaya zorlama” şeklinde değerlendiriliyor.

TSK’nın aktif komuta kademesindeki iki generalin görevden alınmaları üzerine siyasi kulislerde, Temel ile Milli Savunma Bakanı (MSB) Hulusi Akar ve Akar’ın yakın arkadaşı Genelkurmay Başkanı (Gen. Kur.) Org. Yaşar Güler arasında “ters düşme-anlaşmazlık” iddiaları dillendiriliyor.

Öncelikli anlaşmazlık konusunu Fırat’ın doğusuna düzenlenmesi gündeme gelen kapsamlı askeri harekât için Org. Temel’in “zamanlama-koşullar ve harekatın kapsayacağı oldukça geniş alanın kontrolü için gerekli askeri gücün büyüklüğü, zayiat riski” konusundaki itirazlarının oluşturduğu belirtiliyor.

Temel’in, eş zamanlı olarak hem IŞİD hem de YPG-SDG ile 500 kilometreye ulaşan bir bölgede yapılacak harekât konusunda, daha ayrıntılı planlama gereğini savunduğu, “caydırıcılık-zayiat-kontrol” dengesinin saha koşulları tam anlamıyla gözetilerek oluşturulması görüşünde olduğu öne sürülüyor.

Ancak bir süredir dile getirdiği görüş ve önerilerinin dikkate alınmaması ve 12 Aralık’ta birkaç gün içinde harekâtın başlayacağının açıklanması üzerine, Temel ve Barut’un 14-15 Aralık'ta Ankara'da yapılan “TSK 2017-2018 Faaliyet Yılı Değerlendirme Toplantısı, Madalya ve Başarılı Birlik Ödül Töreni”ne sağlık raporu alarak katılmadıkları, bu tavrın MSB Akar ve Gen.Kur Güler’i protesto olarak görüldüğü kaydediliyor.

Temel’in özellikle Afrin harekatına katılan Tunceli Komando Tugay Komutanı Mustafa Barut’a madalya verilmesi önerisinin reddedilmesine tepki gösterdiği dile getiriliyor. Barut’un da Temel’le birlikte aynı kararnameyle görevden alınması, Akar ve Güler’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’a talep ve telkinlerine bağlanıyor.

Fırat’ın doğusu ve Menbiç’e yönelik olası harekata karşı dile getirdiği itirazlar nedeniyle, Bakan Akar ve Gen.Kur Org. Güler’in “olası harekata Temel’in komuta etmemesi” yönünde Cumhurbaşkanına görüş ilettikleri, Erdoğan’ın da görevden alma kararını imzalayarak yürürlüğe koyduğu kulislerdeki yaygın iddia.

Fırat Kalkanı operasyonunda Zekai Aksakallı komutasında oluşturulan ve Suriye’ye yönelik harekatları yöneten Müşterek Özel Görev Grup Komutanlığı görevine, Aksakallı’dan sonra Org. Temel’e yakın olduğu ifade edilen Tümgeneral Hakan Atınç getirilmişti. Son gelişmeler üzerine Tümg. Atınç da görevden alınarak yerine Tuğg. Erdal Şener getirildi.

Bugüne kadar Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarıyla gerçekleştirilen general atamaları ya da görev değişiklikleri, yeni yönetim sistemi çerçevesinde ilk kez tek imzayla ve doğrudan Cumhurbaşkanı kararıyla yapıldı.

Resmi Gazete’de yayınlanan Erdoğan imzalı kararda “Üst kademe Kamu Yöneticileri ile Kamu kurum ve Kuruluşlarında Atama Usullerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 9. Maddesi birinci fıkrası gereğince, ek listede kimlikleri yazılı generallerin, isimleri hizalarında belirtilen görev yerlerine atanmalarına karar verilmiştir” denildi.

Siyasi kulislerde Akar-Güler ikilisinin son dönemde yıldızı parlayan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan “himaye ve iltifat” gören Temel’e yönelik operasyonun ilk aşamasını planladıkları şekilde gerçekleştirdikleri, Temel’in Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve Genelkurmay Başkanlığına uzayabilecek yolunu kestikleri kaydediliyor.

İkinci aşamada ise Akar ve Güler’in karargâhta “mobbing” uygulayarak Temel’i istifa ya da emeklilik talebine zorlayacakları öne sürülüyor. Temel’in ise görevden alma –atama kararını “devlet böyle uygun gördüyse diyecek bir şeyimiz olmaz” şeklinde değerlendirdiği bilgisi medyaya yansıdı.

Diğer yandan önümüzdeki günlerde, TSK’da Akar-Güler girişimiyle, yeni tasfiyelerin, Cumhurbaşkanı kararıyla yeni görevden alma, istifaya zorlama ya da emekliliğe sevk uygulamalarının gündeme gelebileceği iddiaları yaygın şekilde konuşuluyor.

ABD’nin 1990’daki Körfez Harekâtı sırasında, TSK’nın da ABD’ye destek için kuzeyden Irak’a girerek “bir taşla beş kuş vurma” düşüncesini savunan Turgut Özal’a itiraz eden dönemin Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay "İnandığım prensiplerle ve devlet anlayışımla hizmete devamı mümkün görmediğim için istifa ediyorum" diyerek ayrılmıştı.

29 Temmuz 2011’de ise TSK’ya karşı yürütülen polis ve yargı operasyonlarında çok sayıda general ve rütbeli subayın tutuklanması üzerine, YAŞ toplantısından iki gün önce Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner ile Kara, Deniz, Hava kuvvetleri komutanları topluca istifa etmişlerdi.  Koşaner, TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’na 2016 yılında verdiği ifadede şöyle demişti:

"TSK'dan büyük bir kitle hapisteydi. Rastgele toplu tutuklamalar vardı ve bunlarla TSK'ya mesaj veriliyordu. Mesaj, aşağılamak ve kendi kadrolarına yer açmaktı. Biz askeriz, biz emir verdiğimiz zaman o asker ölüme gider. Biz de personelin hakkını ölümüne savunduk. Yüksek Askeri Şura'da bu askerlerin hepsini bana attıracaklardı, bu mümkün değildi. Yaptığım zaman ben de bu suça ortak olurdum."

Temel ve Barut’un görevden alınması, sivil siyasetin kendi iradesini ortaya koyup politikalarına itirazı bertaraf edeceğinin göstergesi diye görülürken, TSK’nın yakın ve orta dönem komuta kademesini şekillendirme adımı şeklinde de değerlendiriliyor.

Görevden alma ve atamalarda TSK’nın bugüne kadarki kıdem, rütbe, unvan vb. teamüllerinin gözardı edilmesi, yeni yönetim sisteminin Cumhurbaşkanı iradesinin dışında bir teamülü, itirazı kabul etmeyeceğinin en sert ifadeyle ortaya konulması biçiminde yorumlanıyor.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.